Allah’a/dine yöneliş hem fıtratın (doğal eğilim) hem de aklın hükmüdür.
Peki öyleyse niçin (özellikle Batı’da, 18–19. yy) dinden kaçış oldu? Cevap: tek bir sebep yok, birden çok etken birleşti. (Bkz. Şehit Murtaza Mutahharî, Materyalizme Eğilim Nedenleri.)
Başlıca 4 sebep
Dini kavramların ve açıklamaların yetersizliği
Allah’ın maddî/insansı tasviri (göz, el, mekân vb.) akılla çelişir; çocuklukta kabul edilse de zihin olgunlaşınca reddedilir.
İlke: “Aklın onayladığını din de onaylar.” Çelişki üretmek pedagojik hatadır.
Dini otoritelerin baskısı
Engizisyon örnekleri: düşünce/inanç teftişi, cezalandırmalar.
Baskı doğruyu bile itici kılar; insanlar dinden soğur.
Kur’ân ilkesi: “Lâ ikrâhe fîd-dîn” – inanç alanında zorlamanın anlamı yoktur; iman kalbî/aklî tasdiktir.
Felsefî açıklamaların yetersizliği
Batı’da nedensellik “Her varlığın bir nedeni vardır” diye formüle edilince “Allah’ın nedeni ne?” çıkmazı doğdu.
Doğru formül: “Her mümkün varlık bir nedene muhtaçtır.”
Allah vacibü’l-vücud (varlığı zorunlu) olduğu için bu kuralın kapsamı dışındadır; “istisna” değil, kategori farkı.
Toplumsal–siyasal kavramların yetersizliği
Din = baskıcı iktidarı onaylamak / özgürlüğü kısıtlamak / dokunulmaz yönetici algısı üretildi.
İslam’da ise karşılıklı hak esası vardır. İmam Ali (a): “Size karşı hakkım varsa sizin de bana karşı hakkınız vardır.”
Yöneten-yönetilen aynı ahlâkî/fıkhî bağlayıcılığa tabidir; tek taraflı dokunulmazlık yoktur.
Metod Notu
Her inanç reddedişinin psikolojik/entelektüel nedeni farklı olabilir; önce teşhis, sonra uygun üslup. Zorlama, ters teper; sevdirmek ve akla hitap etmek esastır.
“Yanlış tanıtım, baskı ve eksik felsefe dinden kaçışı doğurur; İslam akılla uyumlu, zorlamasız ve karşılıklı hak esaslıdır.”