Düşünce

Dr. İbrahimi Dinani'nin Dilinden Allame Tabatabai

02 September 2025 58 dk okuma 14 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 9 / 14

 Kur''an-ı Kerim ne diyor? Diyor ki: “Allah''ı unutan ve bu yüzden Allah''ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.” (Haşr:19) Bu, Kur''an ayetidir, mantıken bunun aks-i nakizi ne oluyor peki?

 

Laricani: Kendini tanımayan Allah''ı da tanımaz.

 

Üstat Dinani: Evet, kendini tanımayan Hak Teâla''yı da tanımaz. Dolayısıyla daha önce de dediğim gibi bu cümlenin senedi olmasa dahi, Kur''an''dan dolayı muteberdir. İşte bu sebeple Hak Tebarek ve Teâla''yı tanımak, insanın kendisini tanımasıdır. Bu cümleyi evliya da enbiya da söylemiştir, tüm semavi kitaplar bunu vurgulamıştır.

 Hatta felsefenin babası sayılan büyük filozof Sokrates''in üzerinde çok durduğu ve vurguladığı tek bir cümlesi vardır: “Kendini tanı.” O, insan nedir demiyor. Aristo, insanı “konuşan hayvan” diye tarif etmiştir. Sokrates, insanı konuşan hayvan olarak tarif etmemiştir. Bu tarifte sorun olabilir. İnsana dair yaptığımız her tarifte sorun olabilir.

 Sokrates “kendini tanı” demiştir. ‘Kendilik'', insan kavramının dışında bir şeydir. ‘Kendi'' kavramı, sizin insana dair yaptığınız genel tanımdan çok daha özeldir. Tümel bir kavram olarak insan vardır; ama ‘kendi'' farklıdır. ‘Kendi'' kelimesini tanımak lazım. Tüm semavi kitaplar, “kendini tanı” ifadesini vurgulamıştır.

 Şimdi soru şudur: Kendini nasıl tanımak gerekir. Kendini tanımak, “ben kendim tanıyan olmalıyım” ve “ben kendim tanınmalıyım” demektir. Kendim, kendimi tanımalıyım. O halde hem tanıyan benim, hem de tanınması gereken ben.

 Bazıları kendini tanımanın “ben kaç hücreden oluşuyorum, bedenim neden oluşmuştur” gibi sorularla mümkün olacağını sanıyor, kendini tanımayı böyle yorumluyorlar. Bu tamamen yanlıştır. Yani yanlış derken, önemli değil demek istemiyorum. İnsanın bedeni ilginçliklerle doludur; ama karıncanın bedeninin ilginçlikleri de belki insanınkinden daha az değildir. Biyolojik açıdan insanın yaratılışı ile karıncanın yaratılışı belli bir ölçüye sahiptir. İnsanın yaratılışı kadar karıncanınki de inceliklerle ve ilginçliklerle doludur.

 Öyleyse “kendini tanı”dan maksat sadece bedenini tanımaktan ibaret olarak biyolojik yapısını bilmek değildir. Kendini tanımaktan ‘kendi'' kavramını kastediyoruz ve bunu ‘nefis'' diye tabir ediyoruz. Arapçada bu kelimenin karşılığında ‘nefis'' kelimesi kullanılır.

 Peki, kendini nasıl tanımak gerekir? Acaba bu tanıma husûlî ilimle olabilir mi? Batılı filozoflardan biri şu cümleyi söylemişti ve bununla kendini tanımanın ne anlama geldiğini bilmediği anlaşılmıştı. O demişti ki “Sokrat''ın kendini tanı sözü elde edilmişin elde edilmesidir ki bu da imkânsızdır. Çünkü insan sadece kendinden başkasını tanıyamaz. İnsan her neyi tanırsa tanısın kendinden başka hiçbir şeyi tanımaz. O halde kendini tanı demekte ısrar etmenin ne anlamı var?''''

 Hâlbuki o şunun farkında değil. İnsanın ilm-i husûlî ile kendi kendini tanıyamayacağını bilmesi de bir çeşit kendini tanımaktır. Ben kendimde bir surete sahip değilim. Benim kendime ait tasvir ettiğim her suret, benim suretimdir; ‘kendim'' değildir. Benim suretim ben miyim yoksa benim suretim midir? Ben kendimi tasvir ettiğimde yaptığım şey ben miyim yoksa benim tasvirim midir? Benim tasvirim benden farklı bir şeydir. İşte o ‘ben''e ulaşmak gerekir.

 

Laricani: Bu, elde edilecek bir şey değildir.

 

Üstat Dinani: Hem elde edilebilecek bir şey değildir; hem de elde edilebilecek bir şeydir. İlm-i husûlî ile elde edilebilecek bir şey değildir. İşte burada biz felsefeden irfana gidiyoruz. İşte burada ‘husul''dan ‘huzur''a gidiyoruz. İşte burada ‘iktisab''dan ‘şuhûd''a, ‘iktisab''dan ‘fıtrat''a gidiyoruz. Yani ‘huzur''a gitmemiz gerekiyor. O gerçek ‘ben'', aslında ‘mutlak ben''dir ve diğer ‘ben''ler o ‘ben''in taayyunâtıdır (tezahürleri, mertebeleridir). Çünkü ben, her an bir ‘ben''im. Ben, birçok ‘ben''lerden oluşuyorum. Ben, ömrüm boyunca binlerce ‘ben''im.

 

Mevlana Celaleddin-i Belhi''nin dediği gibi. Ben Mevlana Celaleddin Rumi demiyorum, her zaman Mevlana Celaleddin Belhi diyorum. Siz de her zaman Belhi deyin. Mevlana diyor ki:

 

Zin du hezaran men u mayi eceba, men çi menem

Guş beneh erbede ra dest meneh ber dehenem

 

İki binlerce ben ve bizden acaba ben hangi benim

Feryada kulak ver ağzıma el koyma

 

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar