Üstat, sizin de buyurduğunuz gibi Allame Tabatabai''nin velayet konusuyla ilgili görüşlerine baktığımızda görüyoruz ki Allah''ın velisinin halkın toplumsal ve siyasi liderliğini üstlenmiş olmasına ilaveten Allame Tabatabai''nin daha çok marifet bilgisi üzerinde durduğunu görüyoruz. O, özellikle de el-Mizan adlı tefsirinde bir masum bir de masum olmayan şuhûddan bahseder. Masum şuhûd, hataya açık değildir, son derece berraktır.
Allame Tabatabai, “İblis, ‘Senin izzetine andolsun ki, içlerinden muhles kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım'' dedi.'''' (Sad Suresi: 82-83) ayetine dayanarak şeytanın her ne yaparsa yapsın Allah''ın muhles olan kullarına ulaşamayacağını ve buradaki ‘muhles'' makamının da Ehlibeyt olduğunu söylüyor. Görüldüğü gibi Ehlibeyt''le ilgili olarak son derece latif bir bakış açısı var.
Yani demek istiyor ki eğer biz marifeti bu berrak kaynaktan alırsak onun içinde hiçbir hata ve şüphe yoktur. Bundan daha da güzel olanı bu alana varacak olanı muttaki akıl olarak görüyor. Aklı şaibeden uzak ve temiz görüyor. Allame Tabatabai, bu konuda Molla Sadra''dan ve İbn Sina''dan da deliller getiriyor. Üstat sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
Üstat Dinani: Bismillahirrahmanirrahim.
Önemli bir noktaya işaret ettiniz. Velayette marifet bilgisi boyutu çok önemlidir. Velayetin esası, bir anlamda marifettir. Aslında belki de yaratılışın sırrı marifettir. Marifete daha fazla dikkat etmeliyiz, yaratılışın sırrı marifettir.
İbn Abbas''tan bugünkülere kadar tüm müfessirler, ‘''Biz insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım'''' ayetindeki ‘illa li yabudun'' (bana ibadet etsinler diye) ifadesini ‘illa li yarifun'' (tanısınlar, bilsinler diye) şeklinde tefsir etmiştir.
Ayette ‘yabudun'' yani ‘ibadet etsinler'' kelimesi geçiyor; peki müfessirler neden buradaki ‘yabudun'' kelimesine ‘yarifun'' yani tanısınlar anlamı vermiş ve ‘ibadeti'' ‘marifet'' olarak tefsir etmişler? Çünkü marifet olmadan ibadet olmaz.
İçinde marifet olmadığı halde ibadetin olabileceğini tasavvur edebilir misiniz? Marifetsiz ibadet, ibadet değildir. Bir şekilden başka bir şey değildir. Sadece şekilsel olan şeye de ibadet denmez. İbadetin özü marifettir; eğer marifet esasına dayanmıyorsa ibadet değildir. Dolayısıyla Allah ibadet etsinler derken tanısınlar, bilsinler diyerek marifete çağırıyor.
Yaratılışın esası marifettir. Peki neyin marifeti? Hakk''ın marifeti, hakikatin marifeti… Hakkın marifetinin yolu ve hakikate ulaşmak nedir? Bunun yolu bir taneden fazla değildir.
Siz ismet makamına işaret ettiğiniz için ben Kur''an''dan başlayarak bu makama değinmek istiyorum. Eğer yaratılışın esası marifet-i Hak ise yani Hakk''ı tanımaksa, Allah kendini tanımak istemiştir ve biz de Allah''ı tanımak istiyoruz. Yani Allah da aslında kendini tanımak istemiştir, kendi zuhurunu görmek istemiştir. Kendini kendine aşikâr kılmak istemiştir. Neden yaratmıştır, çünkü kendini yaratma aynasında görmek istemiştir. Kendini görmek, müşahede etmek istemiştir. Kendi cemâlini görmek dilemiştir. Yaratma işini kendini görmek için yapmıştır.
Dolayısıyla yaratılışın esası marifettir yani Hakk''ı tanımaktır. Hakk''ı tanımanın yolu tek bir şeyden başkası değildir. Bu çok önemli bir meseledir, Kur''an ayetlerinde de ariflerin bahislerinde de bu nokta ısrarla vurgulanmıştır. Allah''ı tanımanın tek yolu, nefsi tanımaktır. İnsan eğer kendini tanımazsa asla Hakk''ı tanımaya yol bulamaz.
Âlemin tüm zerrelerini tahlil edip tanımış olsanız bile eğer kendinizi tanımıyorsanız Hak Teâla''yı tanıma yoluna ulaşamazsınız. Bu, çok temel bir meseledir ve buna çok fazla dikkat edilmemiştir. “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbeh.” (Nefsini bilen Rabbini bilir.) Evet bazıları bunun hadis olarak nakledildiğini ama senedinin olmadığını söylüyor.
Birincisi, senedi bulunmuştur; ama farz edelim ki senedi olmasın. Senedi olmasa dahi bu cümle Kur''anî bir cümledir. Neden Kur''anî bir cümledir? Çünkü bu cümle Kur''an''daki bir ayetin ‘aks-i nakiz''idir.
Bildiğiniz gibi mantıkta eğer bir cümledeki anlam doğruysa onun aks-i nakizi de doğrudur. Zorunlu olarak doğrudur. “Nefsini tanıyan Rabbini tanır” cümlesi, Kur''an-ı Kerim''de geçen bir ayetin aks-i nakizidir.