Düşünce

Dr. İbrahimi Dinani'nin Dilinden Allame Tabatabai

02 September 2025 58 dk okuma 14 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 14

 Hz. Musa onu azarladığı zaman Allah tarafından ‘benim kulumu niye uzaklaştırdın, sen buluşturmaya geldin ayırmaya değil'' diye kınandı. Bu kişinin tanrı telakkisinde o büyük bir çobandır, yani büyük bir çoban olarak tasvir ediliyor. Ancak Sokrat''ın, İbn Sina''nın tanrısı, çoban değildir. Farabi''nin tanrısı, çoban değil, ‘La yetenahi (sonsuz), vacibu''l vücud, ezeli ve ebedi, tek gerçeklik vb.''dir.

 Farabi, İbn Sina, Molla Sadra ve Allame Tabatabai gibi filozoflar iki parça olmak istemezler. Onlar Müslümandır ve inandıkları tanrı makul, yüce ve ‘la yetenahi'' olmalıdır. Dolayısıyla doğal olarak kendi dini inancını da makul kılmak istemektedir. Makul kılmak ne demek? Yani istidlalle açıklamaktır, hatta bazen istidlalin de üstünde şuhûd ile…

 Bazıları, ‘şuhûd''da akılcılık olmadığını söylerler, biz bu konuyu daha önce sizinle ele almıştık. Ayrıca benim yazdığım üç ciltlik Defter-i Akl be Rivayet-i Aşk (Aşkın Rivayetiyle Akıl Defteri) adlı kitapta şuhûdun da akla aykırı olmadığını anlatmaya çalıştım. Şuhûd da sonuç itibariyle bir idrak ve kavramadır. Kavramak ise akıl olmadan asla mümkün değildir. Sonuç olarak eğer insan tek bir şahsiyetse, iki parçalı değilse Müslüman bir filozofun doğal olarak dini inancını, imanını, Müslümanlığını makul kılmaya çalışacağını, makul görmek isteyeceğini söylememiz gerekir. Bu özellik tüm Müslüman filozoflarda ve doğal olarak Allame Tabatabai''de de vardı.

 Allame Tabatabai, bir filozoftu ve gerçek bir Müslümandı, gerçek bir Şiiydi. Bırakın farzları ben onun müstehapları bile terk ettiğini görmedim. Bunun yanında düşünce ve akıl ehli biriydi. O, konuştuğumuz tüm usûli, itikadi ve dini meselelerde müthiş akli deliller getirirdi. Kavrayışı akliydi, açıklamaları son derece akılcıydı. Belki bazı oturumlarda birçok görüşünü açıklayamıyordu ama yaptığımız o gece derslerinde bunları söz konusu ediyordu, biz de gerçekten ondan istifade ediyorduk. Doğal olarak o dini ile felsefesi arasında bir tezat görmüyordu.

 

Laricani: Çok güzel bir noktaya işaret ettiniz. İnsan onların hayatlarına baktığı zaman en akılcı olanın aynı zamanda en arifleri olduğunu görüyor. İbn Sina sonuçta nereye vardı? Molla Sadra hatta Gazali bile…

Üstat Dinani: Sayın Laricani ben yazdığım üç ciltlik ve yaklaşık bin sayfalık kitapta birçoğunun kabul etmeyeceği bir iddia ortaya attım. Ben en akılcı insanların arifler olduğunu düşünüyorum. Bazıları ariflerin aklın düşmanı olduğunu düşünüyor. Ben ise dünyanın en akılcı, en rasyonel insanlarının arifler olduğu fikrindeyim.

 Mesela kimileri kendilerince Mevlana''nın akıl karşıtı olduğunu ispat için “Pay-i istidlaliyan çubin buved” (İstidlalcilerin, akli delil getirenlerin ayağı odundandır) mısrasını delil gösterirler. Hâlbuki bu mısra öncesi ve sonrası ile dikkate alındığında bunun kendisinin bizatihi bir kıyas ve istidlal olduğu anlaşılır. Çünkü bir sonraki mısrada “Pay-i çubin saht bi temkin buved” (Odundan yapılma ayak sağlam değildir) diyor. Yani istidlalcilerin ayağı odundandır, odun ayak sağlam değildir, o halde istidlalcilerin dayanakları sağlam değildir diyerek bir kıyas ve istidlal yapıyor.

   Mevlana''nın aklı öven, aklı yücelten birçok şiirini görmezden gelirler. Mesela, “İn cehan yek fikretest ez akl-ı kull” (bu dünya tümel aklın bir fikridir) veya “Akl ra mefruş cu ber du kovn” (Arpa kadar dahi olsa aklı dünyaya satma, küçücük dahi olsa aklı dünyalara değişme) gibi mısralarını okumuyorlar.

 Mevlana''nın aklı yücelten birçok şiiri var. Hatta adeta bir sarhoşluk halinde yazılmış gibi duran Divan-ı Şems bile akılcılıkla doludur. Başka bir fırsatta ben bunları çıkarır ve Mevlana''nın hatta Attar''ın ve Baba Tahir''in şiirlerinde akılcılığın adeta dalgalandığını gösteririm. Bu nedenle ben dünyanın en akılcı insanlarının arifler olduğu sözümde ısrarcıyım. Çünkü onlar aklı hisarlardan dışarı çıkarıyorlar.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar