Ve bununla irtibatlı olarak sizin de işaret ettiğiniz Felsefenin İlkeleri ve Realizm Yöntemi kitabını yazdı. O dönemde materyalist düşünce ve ona bağlı olarak Marksist, komünist fikriyat çok yaygındı, bu düşüncelerin çok sayıda propagandacısı vardı. Örneğin Kum''da çok fazla sayıda propagandacıları vardı. Hatta Feyziye Medresesinin göbeğindeki gazete satıcısı, ateşli bir Marksist''ti. Her gün birileriyle çatışırdı, çok sayıda kitap, yayın organı vs. yayımlanırdı. Allame Tabatabai işte böyle bir dönemde bu konuda bir şeyler yazmak gerektiğini hissetti.
İşte o sözünü ettiğim gece derslerinde bu konulardan bahsederdi. Tabi o dönemde ben o derslerde yoktum, bundan sonraki derslere katılmıştım. Sizin bahsettiğiniz o kitap da bu gece derslerinin bir ürünüdür. O derslere katılan arkadaşlardan biri merhum Mutahhari idi. Orada diyalektik materyalizmin zayıf noktaları nelerdir diye bir konu açmışlar, daha sonra merhum Mutahhari ona şerh yazdı. O dönemde çok büyük bir etki yaptı. Şu anda o kitaba fazla ilgi olmayabilir ama o dönemde çok etkili bir eserdi.
Allame Tabatabai zamanını tanıyan biriydi, kendi zamanında neyi yapması gerektiğini hissettiyse onu yaptı. O hem fakihti, hem usûlcüydü, hem müfessirdi, hem edebiyatçı; ama ben onun bu çok yönlülüğüyle ilgili olarak şunu söylemek istiyorum ki felsefeci yönü çok güçlüydü.
O öncelikle tam bir filozoftu. Kelimenin tam anlamıyla özgür düşünce sahibi biriydi. Burada kullandığım özgür düşünce kelimesini öyle rastgele söylenmiş bir söz olarak görmeyin. Bu felsefi özgür düşünceliliği sayesinde her yazdığı, her söylediği derindi.
Yazdıkları çok sağlam düşünsel temellere ve delillere dayanıyordu. Hiçbir taassubu yoktu. Onun tefsirine bakın ne kadar sağlam olduğunu görürsünüz. Bazen toplumsal meselelere dair de görüş belirtirdi ve görüşleri son derece sağlamdı. Çok derin ve çok mütefekkir biriydi. O yaşına ve o felsefi hâkimiyetine rağmen müthiş bir meraka, tecessüse sahipti.
Mesela Henri Corbin''le o toplantıları yaptığı dönemde yaşı oldukça ilerlemişti. Corbin''le yaptığı felsefi toplantılara katılan en genç kişi bendim. Corbin''in İran''daki ikameti yaz mevsimlerine rastlıyor ve hava çok sıcak olurdu. Merhum Allame Tabatabai, Kum''dan Tahran''a otobüsle gelirdi. Perşembe Cuma geceleri ben bilet alırdım ve otobüsle birlikte gelirdik. Ben bazen onun bu sıcakta neden gittiğini, bundan ne yarar sağladığını düşünürdüm. Ama o sahip olduğu merakla…
Laricani: Sorumluluk duygusu?
Üstat Dinani: Hem sorumluluk duygusu ve hem de merak… Batı''da neler olduğunu merak ediyor ve tabi ki sorumluluk da hissediyordu. Ben onunla birlikte geliyordum. Otobüsle geliyorduk. Bahar caddesinde Mecid Tabatabai''nin evinde toplanıyorduk. Toplantı akşam saatlerinde başlar ve gece 12''ye kadar sürerdi, bazen gece yarısından sonraya da sarkardı. Gerçekten çok bereketli bir ömür geçirdi, birçok büyük öğrenci yetiştirdi, çok değerli eserler bıraktı geride.
Laricani: Üstat buyurduğunuz gibi Allame Tabatabai, özgür düşünceli, zamanını çok iyi bilen ve toplumunun yazgısında, özellikle de o dönemde hâkim olan düşünce ve kültür konusunda sorumluluk hisseden bir şahsiyetti.
Onun eserlerine baktığımız zaman en önemli çabasının dinle felsefenin birbiriyle çelişmediğini göstermek olduğunu görüyoruz. Bu amaçla Ali ve İlahi Felsefe kitabını yazdı. O kitapta şunu söylüyor: Kur''an''ın mantığı, tam bir burhandır ve ilahi hakikatlere ulaşmak insanın bilinci ve istidlali olmadan mümkün değildir. Bundan dolayı ilahi dinle ilahi felsefe arasında zıtlık yoktur.