Düşünce

Dr. İbrahimi Dinani'nin Dilinden Allame Tabatabai

02 September 2025 58 dk okuma 14 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 14

Zatıâlinizin bahsettiği sıfatlara bir filozofun sahip olması gerekir. Bunun çok daha ötesini Müminlerin Emiri Ali ile özetlerdi. Özgürlükçülük, cesaret, fedakârlık, zamanının şartlarını tanımak, sorumluluk duygusu… Hatta toplumsal ve siyasi meselelere yönelik bir bakışı da var. O, hatta toplumdaki adaletin de buna bağlı olduğunu düşünüyor. Biz Müminlerin Emiri Ali''nin yüce düşüncelerini de bu yaklaşımla görebiliriz. Üstat sorum şu ki, o acaba neden filozofların özelliklerini Müminlerin Emiri Ali''de özetlemişti?

Üstat Dinani: Evet, çok önemli bir soru sordunuz. Sizin de söylediğiniz gibi Allame Tabatabai öncelikle özgür düşünceli bir filozoftu. Elbette her filozof özgür düşünceli olmalıdır. Özgür düşünce sahibi olamayan biri filozof da olamayacaktır. O, sadece bir felsefe taklitçisi olabilir. Allame Tabatabai gerçekten özgür düşünceli biriydi ve gerçek bir filozoftu, Müslüman bir filozoftu.

  Sizin de işaret ettiğiniz gibi en büyük arzusu, çabası din ile felsefenin birbiriyle çelişmediğini göstermekti. Siz bu ikisinin birliğini çok rahat bir şekilde söylediniz ve tabi ki ben de bu konuda size katılıyorum. Ama bu konuda biraz daha fazla açıklama yapmak istiyorum. Bu, her Müslüman filozofun arzusu ve çabasıdır.

 Bu, sadece Allame Tabatabai''nin değil tüm Müslüman filozofların istediği bir şeydir. Onlar sonuç itibariyle hem Müslümanlar hem de filozof. Farabi''den İbn Sina''ya, Molla Sadra''dan Mir Damad''a, Muhakkik Devani ve Sadr Deşteki vs.''ye kadar… Bunlar büyük Müslüman filozoflardır ve bunların hepsinde bu arzu vardır.

  Farabi hiç kuşkusuz çok büyük bir filozoftur; İbn Sina, adeta bir ansiklopedidir. Eserlerini gerçekten bir felsefe ansiklopedisi olarak görmeliyiz. Maalesef bazı eserleri felsefe düşmanlarının eline geçti ve yok oldu, neyse şimdi o konuya girmeyeyim. Bunlar aynı zamanda birer Müslümandır.

 Şimdi özgür düşünceli bir filozof ve gerçek bir Müslüman, kendinde bir çelişki görür mü? Bu çok önemli bir meseledir. Filozof ‘iki dosyalı'' olamaz. Kullandığım bu ‘iki dosyalı'' terimi bana ait bir terimdir. Bunu ben uydurdum, bazı yerlerde işe yarıyor.

  Bazıları Müslümandır, mümindir; ama onlarla akli meseleleri konuştuğunuzda akli delillere çok kulak kesilmiyor, gönül vermiyorlar. ‘Bizim bu sözlerle işimiz yok'' diyorlar. İyi de yahu siz nasıl Müslümansınız, nasıl inanç sahibisiniz?

 Dinin esası tevhide inanmaktır, Allah''ın vahdaniyetidir. Bu vahdaniyetin akli anlamı vardır. Vahdaniyet, Allah''ın sayısal birliği değildir, Hakk''ın hakikatinin birliğidir. Hakk''ın hakikatini bilmek akletmeksizin mümkün değildir. Bunları söylediğinizde onlar ‘hayır bunlar bizi ilgilendirmiyor, biz müminiz bu tür sözlerle işimiz yok'' diyorlar. Ben işte bu tür insanların adını ‘iki dosyalı'' koydum.

 Bir yerde müminler, bir başka yerde ise bazen felsefe de diyorlar ama bununla içsel bir koordinasyon kurmaya yanaşmıyorlar. Yani varlıkları adeta iki parçadır. Ama büyük insanlar, mütefekkir insanlar iki parçalı olamazlar. Eğer filozofsa, eğer istidlal ehliyse, eğer derin akletme sahibiyse dini de derindir. Dini yüzeysel değildir.

  Evet, kimi avamdan insanların kendilerine özgü Allah anlayışı vardır. Mesela Mevlana''nın anlattığı ‘Musa ve çoban'' kıssasını örnek vereyim. Hz. Musa yolda bir çoban görür. Mevlana bir şiirinde bunu şöyle anlatır:

 

Musa bir çoban gördü yolda

Allah''a şöyle diyordu

Sen neredesin ben senin uşağın olayım

Çarıklarını dikeyim, saçlarını tarayayım

Giysilerini yıkayayım, pirelerini öldüreyim

Sana süt getireyim ey muhteşem!

 

Bu kişi Rabbi karşısında ihlas sahibiydi. Ona aşkla münacaat ediyordu! Ama onun tanrısı büyük bir çobandı gerçekte, ona gelip misafir olacaktı! Koyun sütü içecek, giysileri yıkanacaktı, pireleri yok edilecekti vs. İşte tanrısını bu düzeyde tasvir ediyordu. Elbette bu da bir imandır, ben bunu bir iman olarak görüyorum.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar