Şeyh İşrak’ın Eğitim, Öğretim ve Temelleri Üzerine Görüşleri
Ali Rıza A’rafî
Giriş
Şeyh İşrak, Şehabeddin Sühreverdî ve Şeyh-i Maktul adlarıyla bilinen Şehabeddin Yahya bin Habeş bin Emirek Sühreverdî[1] İşrak felsefesinin kurucularından ve hicrî altıncı yüzyıldaki büyük İslam filozoflarındandır. Bu ışıldayan yıldız her ne kadar çabuk söndüyse de İslamî düşünce havzasında öylesine ışıldadı ki İslamî hikmet ve bilgiye bugüne dek sürecek bir aydınlık bağışladı ve doğu felsefesini parlattı. Onun görüşlerini beyan etmeden önce “eğitim, öğretim ve temelleri” bâbında hayatı[2] ve şahsiyetinin bazı yönlerini özetle anlatacağız.
Hayatı
Şeyh İşrak hicri kameri 549 yılında Zencan yakınlarındaki Sühreverd köyünde dünyaya geldi. Felsefe ve usul-i fıkhı Merağe’de Fahr-i Razî’nin üstadı Mecidüddin Ceylî’den öğrendi. Sonra İsfahan’a gitti ve felsefeye tamamen hâkim olana dek Zahirüddin Karî’nin yanında tahsiline devam etti. Ömrünün birkaç yılını kâmil mürşid (kendi deyimiyle bilgili bir ortak) bularak âlemin yüce ilimlerine ulaşmak için Irak ve Şam’da seyahatle geçirdi. Ancak böyle bir kimseyi bulmaktan ümidini keserek riyazete çekildi ve tefekküre daldı. Allah’tan başkasıyla irtibatını keserek ve O’nun dergâhına yönelip dua ederek mükaşefe ve felsefede yüce bir makama ulaştı.
Altıncı asır ve Selçukluların hükümeti dönemi, felsefeyle sert biçimde savaşma çağıydı. Gazalî gibi kimseler felsefeyi eleştirmekle uğraştılar. Hatta filozofları mürted ve kâfir saydılar. Fahr-i Razî gibi kimseler Meşşaî felsefesi konularında şüphe uyandırmak için çok çalıştılar. Şeyh İşrak böyle bir zamanda eski İran filozoflarının eserlerinden, eski Yunan’da yeni Eflatunculardan yardım alarak, Kur’an’dan faydalanarak, riyazet ve tefekkürle ‘İşrak Felsefesi’ adlı yeni bir felsefî ekolün temellerini attı. Felsefeye yeni bir hayat bağışladı.
Sühreverdî seyahatlerinden birinde Rum’dan Dimeşk’e (Şam) ve sonra Halep’e gitti. Bu şehir Haçlı seferlerinden önce Şii Fatımî hükümetinin merkeziydi. Fatımîlerin yıkılmasından sonra halk Sünnî mezhebine ve meşhur fatih Selahaddin Eyyubî’ye yöneldiler. Halep valisi Melik Zahir (Selahaddin Eyyubî’nin oğlu) Şeyh Şehabeddin’e bağlandı ve ondan Halep’te kalmasını istedi. Sühreverdî de kabul etti ve orada felsefe dersi vermeye başladı. Diğer düşünürlere olan ilmî üstünlüğü, felsefeye getirdiği yenilikler, diğer âlimlerin görüşünü sarih biçimde eleştirmesi, bazı âlimlerin haset ve düşmanlık duygularını uyandırdı. Onlar, Sühreverdî’nin bazı sözleriyle din muhalifi ve bidatçi mürted olduğu bahanesiyle Melik Zahir’den katlini istediler. Melik Zahir bunu yapmak istemedi. Bu sefer Şeyh’in düşmanları Selahaddin Eyyubî’ye şikâyette bulundular ve eğer bu adam yaşarsa halkın dinini bozacak ve onları sana karşı ayaklandıracak diye yazdılar. Daha yeni Suriye’yi Haçlıların elinden alan, itibarını koruyup güçlendirebilmek için din âlimlerinin himayesine ihtiyacı olan ve halkın tekrar ayaklanmasından korkan Selahaddin, onların isteğini kabul etti. Ehl-i Sünnet âlimlerinin fetvasıyla Şeyh’in katline ferman verdi ve oğluna şöyle yazdı: “Şeyh’i öldürmezsen Halep’i senden geri alırım.” Melik Zahir de onu zindana atmak ve sonra da öldürmekten başka bir çare bulamadı. Bu şekilde Şeyh Şehabeddin Sühreverdî’nin hayat yıldızı 38 yaşındayken söndü.
Felsefî Ekol
Şeyh İşrak, felsefeyi hakikati aramak ve gerçeği bulmak olarak görüyor ve hayatın başlangıcından itibaren sürekli insanın yanında olduğuna inanıyor. Felsefî düşüncenin Yunanlılara has olmadığını, her zamanda, her filozofun yeni bir düşünce sunabileceğini söylüyor. Ona göre felsefî düşünceler batıdan önce doğuda, eski hikmet ve enbiyanın öğretilerinde aranabilir. Zira Allah hikmeti İdris Peygamber’e nazil etti ve ondan sonra iki kola ayrıldı: Biri İran’da yayıldı ve diğeri Mısır’da. Mısır’dan Yunanlara intikal etti.