Şeyhin dediğine göre Hikmetu’l-İşrak kitabının muhtevası, bir defalık ilham süresinde ona görünmüş[11], bir mükâşefe sırasında ilmin hakikatini Aristo’ya sormuş ve o da Şeyh’i fen bilimlerine teveccüh etmeye çağırmıştır.[12]
Şeyh İşrak’ı sûfî kabul etmemek ve sûfîlerin arasında saymamak gerekir. Zira o her ne kadar sûfiler gibi bâtın tezkiyesini marifetin esası görse de, felsefî tefekkür olmadan sûfî sülûkunun yoldan çıkarma tehlikesi taşıdığını düşünmekte, mantığa ve delile ciddi önem vermektedir.
Şeyh İşrak’ın Tefekküründe Kur’an
Şeyh Şehabeddin, Kur’an’ın ruhuna, düşüncesine ve eserlerine işlediği ârif bir filozoftur. Kur’an’ın nurlarının ışığıyla kalbini aydınlatmış ve âlemdeki melekûta yol gösterici kılmıştır. Yazıları ayetlerden delillerle süslüdür ve onun felsefesinde özel bir konuma sahip olan nur unsuru, ilâhî kelamdan alınmıştır. Onun esaslarını anlamada temel rol oynayan nefis marifeti konusunda, nefsi, Kur’an’ın tarif ettiği şekilde göstermiştir.
Sühreverdî felsefenin kaynağı olarak Kur’an’ı görür. Zira Kur’anî ve Muhammedî nurlar, önceki dinlerin melekûtu ve eski felsefe üzerine parlamış, işrakî hakikatleri geçmiştekilerin zihinlerine aşikâr kılmıştır. Kur’anî işrakların parıltısı olmadan Hermes, Pisagor, Zerdüşt ve diğer İran ve Yunan filozofları asla işrak felsefesine ulaşamazlardı.
Şeyh İşrak bu yolla Kur’an, delil ve felsefe bağıyla dinin vahdetini göstermek istemiştir. Felsefenin dinden ayrı olduğu düşüncesi, Şeyh’ten önce ve Yunan filozofları arasında hâkimdi. Fakat o böyle bir düşünceyi reddediyor, eski İran, Çin ve Hindistan gibi doğulu kadim filozoflarla aynı düşünceyi taşıyor. Yani din ve felsefe birbiriyle uyumludur ve birleştirilebilir diye düşünüyordu.
Kur’an nuru ışığında sırlara erişen Şeyh İşrak, hidayet yolu sâliklerine, tek hidayet yolu olan Kur’an nurlarıyla ruhlarını aydınlatmalarını ve Kur’an’ı yalnız kendileri için nazil olmuş gibi tilavet etmelerini tavsiye ediyor.[13]
Edebî Üslubu ve Eserleri
Şeyh Şehabeddin’in nesri akıcı, çekici ve beliğdir. O, derin felsefî ve irfanî kavramlara, tam bir zarafet ve güzellikle lafız giysisi giydirmiştir. Felsefî risaleleri Fars dilinin değerli ve kalıcı metinlerindendir. Şeyh şiir yazmada da yüce bir makama sahiptir. Farsça ve Arapça birçok şiir yazmıştır. Haiye kasidesi, irfan ve işrak esasları arasında meşhurdur.[14]
Şeyh İşrak eserlerinin çoğunda betimleme dilinden faydalanmıştır. Aşk, güzellik ve elem bâbında en latif irfanî konuları kıssa şeklinde Munisu’l- Uşşak risalesinde yazmıştır. El-Garbetu’l-Garbiye risalesinde insanın manevî seyrini, kendisine yabancılığını ve aydınlık kaynağına geri dönüşünü çok güzel ve hoş biçimde canlandırmıştır. Buna ilaveten eserlerinde şifre dilinden de faydalanmıştır. Bunu da kendisinin söylediği üzere hakiki ilimleri ehil olmayanlardan uzak tutmak için yapmıştır. Zira irfanî kavramlar şifreli anlatılacak olursa herkesin anlaması mümkün olmaz. Anlaşılması için riyazet, murakabe ve manevî derecelerden geçmek gerekir.[15]
Şeyh kısa ömründe mantık, felsefe, meşşa, işrak felsefesi, usul-i fıkıh, dua ve irfan bâbında kendisinden geriye değerli eserler bıraktı. Bunlar Nasiruddin Tûsî, Kutbuddin Şirazî, Allame Hillî ve Molla Sadra gibi kendisinden sonraki büyük düşünürlerin teveccühüne mazhar oldu. Geçmişte Şemseddin Şehrzûrî, günümüzde ise Henry Corbin ve Seyyid Hüseyin Nasr gibi kimseler onun eserlerini toplayıp yayınlamışlardır.
Sühreverdî’nin en önemli eseri, felsefî ekolünü anlatan Hikmetu’l- İşrak’tır. Bizzat kendisinin söylediğine göre bu eser, bir defada kendisine hâsıl olan ilâhî bir işrak ve ilham idi. Şeyh, bir müddet sonra bunları delilli hale getirerek yazmıştır. Bu kitap, mantık, matematik, fen bilimleri ve ilâhîyat olmak üzere dört bölümden oluşan diğer felsefî kitapların aksine iki bölüm şeklinde tanzim edilmiştir: Birinci bölümü mantıkla ilgilidir. İkinci bölümü ise varlık, melek, nefsin tabiatı ve meadla ilgili konuları kapsamaktadır. Şeyh Meşşaî felsefesini beyan etmek için üç değerli eser hazırlamıştır: Telvihat, Mukavemat ve Meşari ve Mutarihat.
Sühreverdî’nin Farsça eserleri de hem irfan edebiyatı açısından, hem de felsefi açıdan dikkate değerdir. Bu eserlerden bazıları şunlardır: Pertuname, Munisu’l-Uşşak, Avaz-ı Por-i Cebrail, el-Mirac, Akl-ı Sorh ve Lügat-i Mûran.
1. Bölüm: İnsanbilim
Şeyh İşrak’a göre insanbilimin iki açıdan önemi vardır: Biri, insanı tanımadan onun eğitimsel ve ahlâkî görüşlerini tanımanın mümkün olmamasıdır. Zira görüşlerinden çoğu nefsin şuhûdî ilmine dayanır. Diğeri ise onun insanbilimde sadece nefsi ve kuvvelerini açıklamaya değil, nefsi temizleme, nurlandırma ve karanlık hicaplardan kurtarma yolunu da göstermeye çalışmasıdır. Bu yüzden nefis ilmini fen bilimleri içinde işleyen Meşşaîlerin aksine, nefisle ilgili konuları ilâhîyat bölümünde zikretmiştir.