Köşe Yazıları

Nefis Tezkiyesinden Marifetullaha | Abbas Akyüz

17 August 2026 29 dk okuma 7 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 7

14. Marifetü’n-Nefs: İnsanın Kendisine Yönelmesi

Kur’an insanı yalnızca gökyüzü, yeryüzü ve tabiat üzerinde düşünmeye çağırmaz; insanın dikkatini kendi içine de yöneltir.

Zâriyât Suresi’nin 20-21. ayetlerinde kesin olarak inananlar için yeryüzünde deliller bulunduğu belirtilmekte, ardından:

“Kendi nefislerinizde de [ayetler vardır]. Görmüyor musunuz?”

buyrulmaktadır.

İslam düşüncesinde “ayet” kelimesi işaret ve nişane anlamına gelir. Varlıktaki her şey Allah’ın ilim, kudret ve hikmetine işaret eden bir ayet olarak okunabilir.

Ancak insanın kendi ruhu bu ayetler arasında özel bir yere sahiptir. Kaynak metinde, Allah’ın yeryüzündeki ayetlerden söz ettikten sonra insanın nefsini ayrıca zikretmesi, insanın kendi iç dünyasına özel olarak yönelmesi gerektiğinin göstergesi kabul edilmektedir.

Marifetü’n-nefs bu noktada ortaya çıkar.

İnsan kendisine şu soruları yöneltmelidir:

Ben gerçekte kimim?

Bedenimden mi ibaretim?

Arzularımın kaynağı nedir?

Öfkem beni neden kontrol edebiliyor?

Neden bazı iyiliklerden sonra iç huzuru hissediyorum?

Neden bazı günahlardan sonra vicdan azabı çekiyorum?

İçimdeki fıtri ses nedir?

Ölümle yok olacak olan nedir ve devam edecek olan nedir?

İnsanın bu sorularla kendi iç dünyasına yönelmesi, onu giderek daha derin bir varlık anlayışına ulaştırır.

15. “Nefsini Bilen Rabbini Bilir”

Marifetü’n-nefs anlayışının en meşhur ifadelerinden biri:

“Men arefe nefsehû fekad arefe rabbehû.”

yani:

“Kim nefsini tanırsa Rabbini tanır.”

sözüdür.

Kaynak metinde bu ifade Hz. Peygamber (s.a.a) ve İmam Ali (a.s) ile ilişkilendirilmekte; İmam Ali’nin “Nefsini en iyi tanıyan, Rabbini en iyi tanıyandır” anlamındaki sözüyle açıklanmaktadır.

Bu ilişkinin çok yönlü anlamları vardır.

İnsan kendi sınırlılığını tanıdıkça mutlak kudreti daha iyi kavrar.

Kendi bilgisinin sınırlılığını gördükçe ilahî ilmin sonsuzluğunu fark eder.

Kendi varlığının kendinden kaynaklanmadığını anladıkça varlığını kendisine veren Yaratıcı’ya yönelir.

Ruhundaki düzeni, fıtratı, iradeyi ve ahlaki bilinci keşfettikçe bunların kaynağını sorgulamaya başlar.

Böylece insanın kendisini tanıması yalnızca kendisine kapanmasıyla sonuçlanmaz. Aksine kendisinden hareket ederek kendisini yaratana ulaşır.

Marifetü’n-nefsin nihai hedefi marifetullah, yani Allah’ı tanımaktır.

16. Kendini Tanımamak ve Varoluşsal Kayıp

İnsan kendisini tanımadığında yalnızca birtakım psikolojik sorunlar yaşamaz; ne için yaratıldığını ve ne kadar değerli olduğunu da unutabilir.

İmam Ali’den (a.s) aktarılan:

“Kendi kadrini bilmeyen helak olmuştur.”

ifadesi bu noktada son derece anlamlıdır.

İnsan kendi hakikatini tanımadığında geçici şeyleri kalıcı şeylere tercih edebilir. Küçük çıkarlar uğruna büyük değerleri kaybedebilir. Anlık hazlar uğruna ruhunu yaralayabilir.

Bu durum elindeki altının gerçek değerini bilmeyen bir çocuğun onu değersiz bir oyuncakla değiştirmesine benzer.

Problem altının değerinde değil, sahibinin onun değerini bilmemesindedir.

Aynı şekilde insan ruhunun değeri de insanın onu bilip bilmemesine göre değişmez. Fakat insan kendi değerinin farkında değilse paha biçilemez varlığını son derece ucuz şeyler karşılığında harcayabilir.

17. İnsan Nefsinin Fiyatı: Cennet

Kaynak metinde aktarılan bir hadiste insanlara:

“Sizin nefislerinizin/bedenlerinizin değeri ancak Cennet’tir; onları Cennet’ten daha ucuza satmayın.”

anlamında hitap edilmektedir.

Ayetullah Cevadî Âmulî’nin bu hadis üzerine yaptığı yorum da dikkat çekicidir: Eğer topraktan yaratılmış bedenin karşılığı Cennet ise, insanın asıl hakikati olan ilahî ruhun değerinin ne kadar büyük olduğu düşünülmelidir.

Bu yaklaşım günah anlayışını da farklı bir zemine taşır.

Günah sadece bir emre karşı gelmek değildir.

Günah, aynı zamanda insanın kendi değerini bilmemesidir.

İnsan küçük bir dünyevi menfaat için doğruluktan vazgeçtiğinde kendisini ucuza satmaktadır.

Makam uğruna zulmettiğinde kendisini ucuza satmaktadır.

Şehvet uğruna iffeti terk ettiğinde kendisini ucuza satmaktadır.

Para uğruna harama yöneldiğinde kendisini ucuza satmaktadır.

Öfke uğruna bir müminin kalbini kırdığında yine kendi ruhuna zarar vermektedir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar