Köşe Yazıları

Nefis Tezkiyesinden Marifetullaha | Abbas Akyüz

17 August 2026 29 dk okuma 7 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 7

İnsan hevesler, çıkar ilişkileri, alışkanlıklar, günahlar ve çevresel etkiler sebebiyle zamanla kendi fıtri bilincinin üzerini örtebilir. Bir davranışın kötü olduğunu başlangıçta açıkça hisseden kişi, aynı davranışı sürekli tekrarladığında artık onu normal görmeye başlayabilir.

İşte peygamberlerin temel görevlerinden biri insanın tamamen yabancısı olduğu ahlaki gerçekleri ona dışarıdan dayatmak değil, yaratılışının derinliklerinde bulunan hakikatleri yeniden hatırlatmaktır.

Bu açıdan Kur’an’ın “zikir”, yani hatırlatıcı olarak isimlendirilmesi son derece anlamlıdır. Peygamber de “müzekkir”, yani hatırlatandır. Vahiy, insanın ruhuna yerleştirilen ilahî hakikat ile dışarıdan gelen ilahî rehberliğin buluşmasıdır.

İnsan fıtratını koruduğu ölçüde vahyin çağrısını daha kolay tanır. Fıtrat üzerindeki perdeler kalınlaştıkça hakikati kabul etmek de zorlaşır.

7. Kur’an’ın Hidayeti ve Takva İlişkisi

Bakara Suresi’nin başlangıcında Kur’an için:

“Hüden lil-muttakîn”

yani “Takva sahipleri için bir hidayettir” buyrulmaktadır.

İlk bakışta bu ifade bir paradoks gibi görünebilir. Eğer kişi zaten muttaki ise neden yeniden hidayete ihtiyaç duysun?

Kaynak metinde bu mesele Şems Suresi’ndeki fıtrat anlayışıyla ilişkilendirilmektedir. Buradaki takva, yalnızca belirli ibadetleri yerine getirmek anlamında değil, insanın Allah tarafından ruhuna yerleştirilen fıtri iyilik duygusunu muhafaza etmesi anlamında ele alınmaktadır.

Yalanı hayat tarzına dönüştürmeyen, zulme alışmayan, başkasının hakkına tecavüz etmeyen ve vicdanını bütünüyle susturmayan insan, ilahî mesajla karşılaştığında onu kabul etmeye daha hazırdır.

Buna karşılık insanın gönlü sürekli günah ve haksızlıkla karardığında hak sözün etkisi azalabilir. Metinde bunun için kirli bir havuz benzetmesi kullanılmaktadır: İçerisi pislikle dolu bir havuza temiz su dökülmesi suyun niteliğini değiştirmez; fakat havuz temizlenmediği için o berraklık ortaya çıkamaz.

Bu nedenle Kur’an’dan faydalanmanın şartlarından biri insanın kendi iç dünyasını hakikate açık tutmasıdır.

8. Kerbelâ: Hakikatin Kabulü Önündeki İç Engeller

Bu ilkenin tarihsel ve ahlaki açıdan en çarpıcı örneklerinden biri Kerbelâ hadisesidir. İmam Hüseyin (a.s), karşısındaki topluluğa hakikati açıklamasına rağmen sözleri beklenen etkiyi meydana getirmemiştir.

Kaynak metinde bu durum, haram lokmanın ve günahın insanın hakikati kabul etme kabiliyeti üzerindeki etkisiyle açıklanmaktadır. İmam Hüseyin’in (a.s) karşısındaki insanların kalplerinin ve hayatlarının haramla kuşatılmış olmasını hatırlatması bu çerçevede değerlendirilir.

Bu örnek son derece önemli bir ahlak ilkesini ortaya koymaktadır:

Hakikati bilmek ile hakikate teslim olabilmek aynı şey değildir.

İnsan bazen aklen hakikati görebilir; fakat tutkuları, çıkarları ve işlediği günahlar ona teslim olmasını engelleyebilir. Bu nedenle nefis tezkiyesi yalnızca davranışların düzeltilmesi değil, insanın hakikat karşısındaki alıcılığının korunmasıdır.

9. Nefsi Tezkiye Edebilmek İçin Önce Nefsi Tanımak

Bir şeyi geliştirmek için öncelikle onun ne olduğunu bilmek gerekir. Bedenini geliştirmek isteyen insan bedeninin nasıl çalıştığını, hangi besinlere ihtiyaç duyduğunu, nelerin ona zarar verdiğini ve hastalıklarının nasıl tedavi edildiğini öğrenmeye çalışır.

Aynı ilke ruh için de geçerlidir.

Ahlak ilminin amacı nefsi geliştirmekse insan öncelikle nefsin yani ruhun hakikatini araştırmalıdır. Ruh neyle güçlenir? Neler onu zayıflatır? Bedenin ihtiyaçlarıyla ruhun ihtiyaçları aynı mıdır?

İslam ahlakında “marifetü’n-nefs” yani insanın kendisini tanıması bu sebeple manevi yolculuğun başlangıç noktalarından biridir.

10. Bedenin Gıdası ile Ruhun Gıdası Arasındaki Fark

Ruhun tanınmasında en önemli meselelerden biri onun ihtiyaçlarının bedenin ihtiyaçlarından farklı olduğunu anlamaktır.

Kaynak metinde İmam Ali’den (a.s) aktarılan anlam çerçevesinde bedenlerin azığının yemek, ruhların gıdasının ise başkalarına yedirmek olduğu belirtilmektedir. Buradaki karşılaştırma son derece derin bir ahlaki ilkeye işaret eder:

Beden almakla, ruh vermekle büyür.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar