Nefis tezkiyesi bu sebeple insana yalnızca “Günah işleme” demez; bundan daha temel bir bilinç kazandırır:
“Kim olduğunu ve ne kadar değerli olduğunu unutma.”
18. Nefis Tezkiyesinde Davranıştan Kimliğe Geçiş
Ahlak eğitimi bazen birtakım davranışların ezberlenmesine indirgenebilmektedir. Oysa nefis tezkiyesi anlayışı daha derin bir dönüşümü ifade eder.
Mesela insan yalnızca bir defa doğru söylemekle yetinmemeli, doğru sözlü bir insana dönüşmelidir.
Bir defa yardım etmek yerine cömertliği karakter hâline getirmelidir.
Öfkesini bir defa bastırmak yerine hilmi kişiliğinin parçasına dönüştürmelidir.
Bir haksızlıktan kaçınmakla yetinmeyip adaleti varoluşsal bir ilke hâline getirmelidir.
Böylece ahlak, dışarıdan taşınan bir yük olmaktan çıkar ve insanın kimliğine dönüşür.
Tezkiye kavramının “geliştirmek”, “büyütmek” ve “kemale ulaştırmak” anlamları tam da burada önem kazanmaktadır.
19. Ruhun Güçlenmesinde Fedakârlığın Rolü
Ruhun gıdasının vermek olması, manevi gelişimde fedakârlığın neden merkezi bir konuma sahip olduğunu da açıklar.
İnsan sürekli kendisini merkeze aldığında benlik duygusu güçlenir. Fakat başkası için malından, zamanından, rahatından veya imkânlarından vazgeçtiğinde nefsinin bencil taleplerine karşı koymaya başlar.
Bu nedenle infak, sadaka, îsâr ve hizmet sadece ihtiyaç sahiplerine fayda sağlayan sosyal davranışlar değildir. Aynı zamanda veren insanın ruhunu eğiten ahlaki eğitim yöntemleridir.
Bir insanın cebinden para çıkması görünürde malını azaltabilir; fakat aynı davranış ruhundaki cömertliği artırabilir.
Kişinin vaktini bir başkasına ayırması görünürde kendi zamanından eksiltebilir; fakat ruhundaki merhameti geliştirebilir.
Kendi rahatından vazgeçmek beden açısından bir fedakârlık gibi görünürken ruh açısından bir kazanç hâline gelir.
İşte madde ile mana arasındaki temel farklılıklardan biri budur.
20. Nefis Tezkiyesinin Bütüncül Haritası
Ele alınan bütün kavramlar bir araya getirildiğinde İslam ahlakındaki manevi gelişim sürecini şu şekilde anlamak mümkündür:
İnsan öncelikle Allah tarafından belirli bir fıtrat üzere yaratılmıştır.
Bu fıtratta iyilik ile kötülüğü ayırt etmeye yönelik temel bir bilinç bulunmaktadır.
İnsan özgür iradesiyle bu fıtri çağrıya cevap verir veya onun üzerini örter.
Fıtratına uygun davranması ruhunu geliştirir; bu süreç tezkiyedir.
Fıtratının üzerini günah ve heveslerle örtmesi ise ruhun gerilemesine yol açar.
Peygamberler ve vahiy, insanın unuttuğu fıtri hakikatleri yeniden hatırlatır.
Ancak vahyin insan üzerinde etkili olabilmesi için insanın kalbinin ve fıtratının hakikate bütünüyle kapanmamış olması gerekir.
Nefsini geliştirmek isteyen insanın önce onun ne olduğunu tanıması gerekir.
Böylece tezkiye insanı marifetü’n-nefse, marifetü’n-nefs ise marifetullaha götürür.
Bu yolculuğun nihai hedefi yalnızca ahlaklı görünmek değil, insanın gerçek varoluş gayesine ulaşmasıdır.
Sonuç
İslam ahlakının merkezinde yer alan nefis tezkiyesi, insanın birtakım kötü davranışları terk etmesinden çok daha kapsamlı bir kavramdır. Tezkiye, insanın yaratılışında bulunan ilahî kabiliyetleri geliştirmesi, fıtratını koruması, ruhunu kirleten perdelerden arındırması ve varlığını kemale doğru yöneltmesidir.
Şems Suresi insanın kurtuluşunu doğrudan nefsin tezkiyesine bağlamaktadır. İnsanın ruhuna fücur ve takvanın ilham edilmiş olması ise ahlaki hayatın temelinde fıtri bir bilincin bulunduğunu göstermektedir. İnsan bu bilince uygun yaşadığında ruhu güçlenmekte; onun aksine hareket ettiğinde ise kendi iç dünyasını örtmekte ve zayıflatmaktadır.
Peygamberler ve ilahî kitaplar insan fıtratından bağımsız yeni bir hakikat dünyası oluşturmak yerine insanın yaratılışında bulunan hakikatleri uyandırmakta ve hatırlatmaktadır. Bu nedenle vahiy ile fıtrat birbirinin rakibi değil, birbirini tamamlayan iki ilahî rehberliktir.
Ancak nefis tezkiyesinin gerçekleştirilebilmesi için insanın öncelikle nefsini tanıması gerekir. Çünkü tanınmayan bir varlığın nasıl geliştirileceği de bilinemez. İnsanın yalnızca bedeninden ibaret olmadığını, asıl kimliğinin ruhuyla ilişkili olduğunu anlaması manevi eğitimin başlangıcıdır.