Zahiri ve batini leke, kusur ve kuşkudan arınmış, saf, doğru, temiz ve her çeşit itikadi ve ahlaki hastalıktan uzak olan, Allah dışında hiçbir şeye bağlılığı olmayan kalbe denir.[47]
Kur’ân-ı Kerim’deki selim kalple ilgili iki ayet şöyledir:
- “O gün, ne mal fayda verir, ne de oğullar. Ancak Allah’a selim (temiz) bir kalple gelen kimse müstesna.”[48]
- “Hani o, selim (temiz) ve arınmış bir kalple Rabbine geldi.”[49]
2- Tövbekâr ve Allah’a yönelen kalp:
Selim olan kalpten daha düşük bir dereceye sahip olsa da bu dünyada işlediği hata ve günahlardan tövbe ederek kendisini temizleyen kalbe denir.
Kur’ân-ı Kerim bu hususta şöyle buyuruyor:
“Cennet de takvalı olanlara yakınlaştırılmıştır, uzak değildir. İşte size vadedilen (cennet) budur. Sürekli (Allah''a) yönelen ve (Allah''ın emirlerini) koruyan herkes içindir. Gizlide Rahman''dan korkan ve (Allah''a) yönelmiş bir kalple gelen kimse içindir.”[50]
3- Hastalıklı kalp:
Selim ve tövbekâr kalbin karşısında yer alan kalptir. Hastalıklı kalp; mühürlü[51], kilitli[52], kılıflı[53], kaplı[54], sapmış[55], katı[56]ve kinli[57]kalptir.
Allah’ın peygamber ve veli kullarının en önemli görevi insanların nefsini arındırarak onlara kitabı ve hikmeti öğretmektir.[58]Diğer bir tabirle; insanların kalplerinde, Kur’ân-ı Kerim ve hikmetle etki bırakıp onların kalplerini manevi güzelliklerle süsleyerek selim kalp hâline getirmek veya hasta olan kalplerini arındırarak tövbekâr bir kalbe dönüştürmektir. Bu uğurda en büyük çabayı hiç kuşkusuz Peygamber Efendimiz (s.a.a) vermiş ve Hz. İmam Hüseyin (a.s) gibi selim kalpli yüce insanları terbiye etmiştir. Hz. İmam Hüseyin (a.s) de kendi sırası gelince hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış, yaşamı ve gerçekleştirdiği ilahi kıyamla selim kalpli insanlar eğitmiş, günahkâr gönülleri arındırarak sağlıklı hâle getirmiş ve hasta kalplilerin gerçek yüzünü ortaya koymayı başarmıştır. İmam Hüseyin’in (a.s) gerçekleştirdiği kıyam ve şehadetinin kalplerde etki edeceği ve bu etkinin tüm asırlara yayılacağı hususunda İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilen hadis şöyledir: “Peygamber (s.a.a), kendisine doğru gelen Hüseyin b. Ali’ye (a.s) baktı ve onu kucağına oturtarak şöyle buyurdu: Hüseyin’in (a.s) öldürülmesinden dolayı müminlerin kalbinde öyle bir ateş oluşacaktır ki sonsuza kadar sönmeyecektir. Sonra İmam Cafer Sadık (a.s) dedi ki: Babam her gözyaşının maktulüne feda olsun. Denildi ki: Ey Resulullah’ın (s.a.a) oğlu! Her gözyaşının maktulü ne demektir? Buyurdu: Hüseyin’i (a.s) hatırlayan her müminin mutlaka ona ağlamasıdır.”[59]
İmam Hüseyin (a.s), ailesi ve bazı yarenleriyle mukaddes bir hareket gerçekleştirmiş, biat edildiği takdirde İslam’ın yok olmasına sebebiyet vereceği için zamanın sultanı Yezid b. Muaviye’ye biat etmemiş ve bu uğurda şehadet şerbetini içmiştir. Şecere-i tayyibe, evladı Resul (s.a.a) olup pak eteklerde yetişen, Hz. Muhammed Mustafa (a.s) tarafından cennet gençlerinin efendisi olmakla müjdelenen İmam Hüseyin (a.s) ve yarenlerinin şehadeti; ailesi, çocukları ve Hz. Resulullah (s.a.a) evlatlarının esareti ve çektiği acılarla devam eden bu mukaddes hareket, ilk günden günümüze kadar müslümanların gündeminden düşmemiş, gönüllerinde derin yaralar açarak kalplerinde unutulması mümkün olmayan izler bırakmıştır.
Zamanla Aşura kıyamı, zulmün karşısında ayağa kalkarak harekete geçmenin ve mazlumların yanında yer almanın sembolü hâline gelmiştir. Bu kıyam tarih boyunca hatırlanmış, özellikle Hz. Peygamber’in (s.a.a) pak soyu tarafından yapılan çalışmalarla unutulmasına ve eskimesine izin verilmemiştir. Aşura kıyamının en önemli etkisi hiç şüphesiz kalplerde gerçekleşmiştir. Zalimlerin hâkimiyetini sorgulamayan, Emevilerin babadan oğula geçecek şekilde hâkimiyeti elinde tutmak için başlattığı çalışmanın nasıl sonuçlar doğuracağının farkında olmayan müslümanların genelinin karşı karşıya kaldığı Kerbela katliamı ve Aşura kıyamı, onların kalbinde derin, manidar ve manevi izler bırakmış, günümüze kadar etkisini artırarak canlılığını gönüller ve kalplerde devam ettirmiştir. Aşura günü Kerbela’da yaşananlardan en çok etkilenen hiç şüphesiz orada birebir bulunanlardı. Çoluk çocukları, bacı kardeşleri ve davetini kabul eden en yakın yarenleriyle çıktığı bu yolculukta hunharca katledilen İmam Hüseyin (a.s) ve Kerbela şehitlerinin ilahi hedef uğruna feda ettikleri can ve kanlarının etkisi öncelikle Hz. Zeynep (s.a) ve İmam Zeynelabidin (a.s) öncülüğünde bu olayları birebir yaşayan ve sonrasında esarete götürülen Kerbela kahramanlarının kalbinde belirmiş, onların anlatım ve tebliğiyle de günümüze kadar bu etkisini kalpten kalbe devam ettirmiştir. Bu kıyamın kalpte yarattığı etki o kadar olumlu, değerli, öze dönüştüren, yol gösterici, hakiki, paha biçilmez ve manevidir ki bu olumlu değişimi kalplerinde hisseden herkes bu duyguları dilleriyle beyan etmekten aciz olduklarını haykırmış, Aşura günü yaşananları andıklarından dolayı ellerine geçen manevi kazanımı hiçbir şeyle değişmeye hazır olmadıklarını defalarca ifade etmişlerdir.