Köşe Yazıları

Aşura Kıyamı’nın Kalpteki Etkisi | Bülent Özbaş

26 August 2025 19 dk okuma 5 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 5

Dolayısıyla buradaki kalpten kasıt, anatomi ilminde incelenen ve kanı vücuda dağıtan organ değil, hislerin ve duyguların yer aldığı, kazandıklarından dolayı sorumlu tutulan,[32]düşünen,[33]mutmain olup huzura kavuşan,[34]önem verilmediğinde kör olan,[35]insanları kaynaştırıp yakınlaştırarak muhabbetli kılan,[36]imanı içinde taşıyan,[37]öğüt ve nasihati kabul eden[38]ve insanın ruhunda yer alan bir güç merkezdir. Kalp, insanın nefsi, canı ve özü; idrak, maneviyat ve duygularının merkezi ve yönetildiği yerdir.  İnsanın kemal veya noksanlığı, kalbin kemal veya noksanlığından ibarettir. Ahlak ve irfan ilminde kalp, manevi ve bâtınî değişikliklerin yaşandığı yerdir. İrfan ilmi; kalbî şahitlik, tanıma, kavrama ve marifeti kemal bilmektedir. Bir arifin nazarında gerçek idrak, akılla algılanan idrakin üstünde ve kalple algılanan idraktir. Bir arife göre duyu organları ve akılla algılama yetersiz, varlık âlemindeki gerçeklerin idrak yolu ise sadece nefsi arındırarak hakikat nurunun kalp aynasında yansımasına bağlıdır. Bu yüzdendir ki irfandaki hüccet ve kanıt, delil getirmeye veya akli tahlillere dayanmamaktadır. Dolayısıyla irfan ilmi, insanın ruhundaki güçleri eğitmek ve kalbî idrakini sağlamak için desturlar vermekte ve programlar dökmektedir. Bu yüzdendir ki irfan ilminde genel manada marifet ve bilgi, özel manada ise Allah’ı tanımak, kalbe istinat edilmiştir akla değil. Arife göre kalp cevher ve özken; akıl, his ve diğer organlar ise kalbin kabuğu, hadimi ve tabiidir. Neticeten şöyle diyebiliriz: İnsan kalple özetlenir ve kalpten ibarettir. İnsanda var olan yetenek ve güçlerin hepsi onun kalbinden neşet etmekte ve kalbinden emir almaktadır. İnsandaki bu güç ve yeteneklerin hepsi, kalbin varoluşsal ve amelî araç gereçleridir. Kalp kendisine ait bu araç gereçlerle çeşitli işleri gerçekleştirmektedir. Mevlana’nın bununla ilgili olan şiiri şöyledir:

“Şu akıp duran iki göz kaynağı gibi hani; gözlerimiz, gönlün, canın buyruğuna uymuştur.

Gönül dilerse göz, zehiri, yılanı görür; gönül dilerse gördüğü şeyden ibret de alır.

Gönül dilerse, göz görülecek şeylere bakar; gönül dilerse örtülü şeylere akar.

 Gönül dilerse tam olan şeylere doğru gider; gönül dilerse gözü parça-buçuklarda hapseder.

 Bu beş duygunun her biri, lüleler gibi, gönlün dileğiyle, gönlün buyruğuyla iş görür.

Gönül ne tarafa buyurursa beş duygu, eteklerini çemrer de o yana koşar.

Musa’nın elindeki sopa, nasıl Musa’ya uymuşsa elle ayak da, apaçık, gönlün duygusuna uymuştur.

Gönül isterse ayak oyuna dalar; yahut da yavaş yürüyüşü bırakır, hızlı yürüyüşe kaçar.

Gönül dilerse el, parmaklarla hisâba koyulur; yahut da tutar, kitap yazar…[39]

Kalbin diğer ruhsal güçlere hâkim oluğu ve onları kendi egemenliği altında istediği gibi kullandığını gösteren pek çok hadis ve rivayet de vardır. Bu hadis ve rivayetlerden bazısı şöyledir:

Hz. Resulullah (s.a.a): “Kalp kraldır ve onun orduları vardır. Kral iyi olursa orduları da iyi, kral kötü olursa orduları da kötü olur.”[40] 

Hz. İmam Ali (a.s): “Kalp hikmet pınarı, kulak onun göletidir (nüfuz ettiği yerdir).”[41]Yani doğru ilim ve hikmet kalpten kaynaklanır ve insanların kulağından içeri nüfuz eder.[42]

Hz. İmam Ali (a.s): “Kalp dilin hazinedarıdır.”[43]Yani kalpte ve gönülde her ne varsa dil de onu dillendirip konuşur.

Hz. İmam Ali (a.s): “Kalp gözün kitabıdır.”[44]

Hz. İmam Ali (a.s): “Gözler kalplerin casuslardır.”[45]Yani gözler gördüğü her şeyin haberini kalbe getirir ki onların üzerinde tefekkür ederek ilahi marifet ve ilmin sırlarına ulaşıp özel bilgi ve hakikatlere erebilsin.[46]

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar