Köşe Yazıları

Aşura Kıyamı’nın Kalpteki Etkisi

26 August 2025 16 dk okuma 5 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 5

Musa’nın elindeki sopa, nasıl Musa’ya uymuşsa elle ayak da, apaçık, gönlün duygusuna uymuştur.

Gönül isterse ayak oyuna dalar; yahut da yavaş yürüyüşü bırakır, hızlı yürüyüşe kaçar.

Gönül dilerse el, parmaklarla hisâba koyulur; yahut da tutar, kitap yazar…[39]

Kalbin diğer ruhsal güçlere hâkim oluğu ve onları kendi egemenliği altında istediği gibi kullandığını gösteren pek çok hadis ve rivayet de vardır. Bu hadis ve rivayetlerden bazısı şöyledir:

Hz. Resulullah (s.a.a): “Kalp kraldır ve onun orduları vardır. Kral iyi olursa orduları da iyi, kral kötü olursa orduları da kötü olur.”[40]    

Hz. İmam Ali (a.s): “Kalp hikmet pınarı, kulak onun göletidir (nüfuz ettiği yerdir).”[41]Yani doğru ilim ve hikmet kalpten kaynaklanır ve insanların kulağından içeri nüfuz eder.[42]

Hz. İmam Ali (a.s): “Kalp dilin hazinedarıdır.”[43]Yani kalpte ve gönülde her ne varsa dil de onu dillendirip konuşur.

Hz. İmam Ali (a.s): “Kalp gözün kitabıdır.”[44]

Hz. İmam Ali (a.s): “Gözler kalplerin casuslardır.”[45]Yani gözler gördüğü her şeyin haberini kalbe getirir ki onların üzerinde tefekkür ederek ilahi marifet ve ilmin sırlarına ulaşıp özel bilgi ve hakikatlere erebilsin.[46]

Beden ve ruh arasında oldukça derin ve manalı bir irtibat bağı vardır. Bedensel hayatın devamı vücudumuzdaki kalp organının çalışmasına bağlı olduğu gibi ruhsal hayat ve sağlığın da devamı ruhumuzdaki manevi değerlerin yer aldığı kalbe bağlıdır. İnsanın göz, kulak, dil ve diğer azalarının doğru yol üzere hareket etmesi için kalbinin canlanması ve harekete geçmesi gerekir. Kimi zaman kalp, bedenin diğer azalarının verilerinden etkilenerek harekete geçse de böyle bir durumun yaşanması oldukça az ve sınırlıdır. Ancak kimi zaman ise kalp direk olarak harekete geçer ve etkisinde kaldığı verilerle hem kendisini hem de diğer azalarını doğru yol üzere harekete geçirir. Bu ikinci tür hareketliliğin merkezi direk kalbin kendisi olduğu için oldukça etkili, kalıcı ve seridir. Direk olarak kalbin etkilenmesi diye tabir edebileceğimiz bu olay, adeta atom enerjisiyle karşı karşıya gelmiş bir cisim gibi tesir altında kalmış, neticeten onun enerjisiyle yanıp kül olmuş ve o enerjinin istediği gibi şekillenmiştir.    

Âlemin batınını anlama ve Yüce Allah’ın varlığını idrak edip tanımanın yolu, sadece ve sadece kalpten geçer. Madde, misal ve akıl âlemlerinin çeşitli bağ ve zincirlerinden kurtularak Allah’a doğru manevi seyir gerçekleştirmenin yolu, kalbi cilalayarak nurlandırmakla sağlanabilir. Aşk, manevi bir değer ve kalple ilgilidir. Dünyevi duygu ve tutkulardan kurtulup ilahi aşka yönlenmenin ve Allah’ın istediği sıfatlara sahip olmanın yolu, kalpteki manevi temizliğe bağlıdır. Dolayısıyla bir arifin hedefi, kalbin kemale ermesi ve ilahi aşkla nurlanmasından ibarettir. Neticeten kalp; insanın irfanî makamları kesbedip seyr ve süluk yolundaki büyük cihadını gerçekleştirmesi için bedensel ve ruhsal güç ve yeteneklerini harekete geçiren manevi bir motor görevini üstlenmiştir.   

Kur’ân ayetlerinden anlaşıldığı kadarıyla kalp; idrak etme, duygulanma ve amel etme boyutlarını kendinde bulunduran bir güç merkezidir. Bu boyutlar birbiriyle irtibat hâlindedir. İdrak edip gerçekleri anlayan kalbin duyguları kabarır ve kabaran duygular ise insanı amel etmeye yönlendirir.

Vücudumuzdaki en değerli organ ve ruhumuzdaki en değerli gücün akıl olduğunu düşünürüz genelde, ama aslında en önemli organ ve güç merkezi kalptir. Çünkü insanı harekete geçiren ve bildiklerini amele dökmesini sağlayan şey kalptir, akıl değil. Kalp, aklı da içinde bulunduran bir kap gibidir. İnsan aklıyla anladığı gerçekleri kalbine indirip kalbiyle idrak etmedikçe ve duygularını o gerçeklere karşı yönlendirmedikçe amele koyulmaz. Umutlu olan veya korkan, seven veya nefret eden, inanan veya inkâr eden akıl değil kalptir. İnsanı harekete geçiren umut, korku, sevgi, nefret, kaygı ve öfke gibi duyguların merkezi kalptir. Dolayısıyla insanın ameli boyutta ilerleme kat etmesini sağlayan güç merkezi kalptir. İnsanın akılla algıladığı pek çok doğru ve gerçeği amele dökmemesinin ana nedeni, bu gerçekleri kalbine indirerek idrak etmemesinden kaynaklanır. Müslümanlar Allah’ın varlığı ve birliğine inanan, onun emir ve yasaklarının uygulanması gerektiğini bilen insanlardır. Ancak kâfirlerin işlediği günahların aynısını bazı Müslümanlar da işlemekte ve Allah’ın emir yasaklarını ayaklar altına almaktadır. Çünkü bazı Müslümanlar akıllarıyla bildikleri ve sadece akıllarıyla kabul edip dilleriyle ikrar ettikleri Allah inancını kalplerine indirememiş ve kalplerindeki duygu sellerini bu inanca doğru harekete geçirememişlerdir. Dolayısıyla bazı Müslümanlar sadece akılları ve dilleriyle Allah’a inanırken, bazıları da kalpleriyle inanmıştır. Kalbe inmeyen inancın insanı harekete geçirmeye ve amel boyutuna ulaşarak sonsuz cennetlere eriştirmeye gücü yetmez. 

Kur’ân’da Kalbin Çeşitleri

1- Selim kalp:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar