Murakabe kavramının anlaşılmasında Kur’an’da Allah hakkında kullanılan “Rakîb” sıfatı büyük önem taşımaktadır. Allah, kullarını bütünüyle gören, bilen ve onların hiçbir hâlinden habersiz olmayan mutlak gözetleyicidir.
Kur’an’ın ifadesiyle: “Şüphesiz Allah, üzerinizde tam bir gözetleyicidir.”
Burada söz konusu olan gözetim, insanların birbirini dışarıdan kontrol etmesi gibi sınırlı bir gözetim değildir. Allah insanın yalnızca görünür davranışlarını değil; niyetlerini, kalbinden geçenleri, gizli yönelişlerini ve iç dünyasını da bilmektedir.
Murakabe bu hakikatin insan tarafından bilinçli biçimde yaşanmasıdır. Başka bir ifadeyle Allah zaten insanı görmektedir; murakabe, insanın Allah’ın kendisini gördüğünü görmesidir.
Bu farkındalık, soyut bir bilgi olarak kalmamalıdır. İnsan Allah’ın kendisini gördüğüne iman ettiği hâlde günlük hayatında bundan tamamen habersiz yaşayabiliyorsa, teorik bilgisi henüz kalbî murakabeye dönüşmemiş demektir.
Murakabenin hedefi, zihindeki bir inancı sürekli ve canlı bir şuur hâline getirmektir.
4. Allah’ın Huzurunda Yaşamak
Manevî gelişimin en önemli aşamalarından biri, Allah’ı yalnızca uzak ve görünmeyen bir varlık şeklinde düşünme yanlışından kurtulmaktır. Müminin inandığı Allah, gaipte ve kullarından habersiz değildir; aksine şahit, hazır ve nazırdır.
İnsanlar günlük hayatta bir kamera tarafından izlendiğini veya başkalarının kendisine baktığını bildiğinde davranışlarına dikkat etmektedir. Giyiminden konuşmasına, beden dilinden hareketlerine kadar birçok hususta kendisini kontrol eder.
Manevî murakabe bunun çok daha derinidir.
İnsan, insanların bakışından daha önemli olarak Allah’ın kendisini her an gördüğünü idrak ettiğinde, davranışlarında köklü bir değişim meydana gelir. Bu durumda insan yalnızken de toplum içerisinde olduğu kadar dikkatli olur. Çünkü onun ahlakı insanların görmesine değil, Allah’ın huzurunda bulunduğu bilincine dayanır.
Bu aşamada insanın asıl sorusu artık:
“İnsanlar beni nasıl görüyor?”
değil;
“Allah benim bu hâlimden razı mı?”
sorusudur.
İşte gerçek murakabe bu dönüşümle başlamaktadır.
5. “Allah’ı Koru ki O’nu Karşında Bulasın”
Resûlullah’tan (s.a.a) aktarılan önemli öğretilerden biri şu anlamı taşımaktadır:
“Allah’ı(n sınırlarını) koru ki O’nu karşında bulasın.”
Buradaki “Allah’ı korumak”, Allah’ın korunmaya muhtaç olması anlamına gelmez. İnsan, Allah’ın emirlerini, yasaklarını, hududunu ve O’nun huzurunda bulunduğu bilincini korumalıdır.
İnsan Allah bilincini koruduğunda, ilahî huzurun kendi hayatındaki tecellilerini daha açık biçimde idrak etmeye başlar. Allah zaten her zaman vardır; değişen Allah’ın yakınlığı değil, insanın farkındalığıdır.
Murakabe arttıkça gaflet perdeleri azalır.
Gaflet perdeleri kalktıkça insan Allah’ın şahit ve hazır oluşunu kalben daha güçlü şekilde idrak eder.
Bu nedenle Allah’a vuslat, Allah’ın uzakta bulunduğu bir noktaya ulaşmak şeklinde değil; insanın kendi içindeki perdelerin ortadan kalkması ve daima mevcut olan ilahî huzuru idrak etmesi şeklinde anlaşılmalıdır.
6. Murakabe Büyük Bir Gayret Gerektirir
Manevî gelişim yalnızca istek ve temenniyle gerçekleşmez. Kur’an insanı Allah’a doğru “çabayla” ilerleyen bir varlık olarak tanıtmaktadır. Bundan dolayı seyrü sülûk, güçlü bir irade ve süreklilik isteyen ciddi bir mücadeledir.
Kur’an’da, “Gücünüz yettiğince Allah’tan sakının.” buyrulması, takvanın pasif bir hâl olmadığını göstermektedir. İnsan kendi kapasitesinin son noktasına kadar çalışmak, iradesini kullanmak ve nefsinin gaflet eğilimlerine karşı mücadele etmek durumundadır.
Bu bağlamda Allâme Tabâtabâî ile ilgili aktarılan bir hatıra oldukça dikkat çekicidir. Bir kimsenin sürekli murakabe tavsiyesi karşısında, “Murakabe buyurmanızdan belimiz büküldü” demesi üzerine Allâme’nin, “Bükülmesi de gerekir” karşılığını verdiği aktarılmaktadır. Bu cevap, manevi yükselişin ciddi emek istediğini göstermektedir.