Rabbani alim, bilge hekim ve büyük bir fakih olan Molla Hüseyin Kulu Hamedanî, irfan ve seyr-i sülukta zirveye ulaşmış, birçok insana önderlik etme başarısını yakalamış, kendi döneminin ve hatta sonraki dönemlerin eşsiz üstat ve öncülerinden biri olmuştur.
Şeyh Ağa Bozorg-i Tahranî, onun biyografisinde şöyle yazıyor:
O, döneminin en büyük alimlerinden ve en büyük Şii fakihlerinden biri ve ahlak alimlerinin en üstünlerindendi. Hicri 1239 (1823) yılında Hamedan şehrinin Jazin ilçesinin Şavand köyünde dünyaya geldi. Tahran''da temel dersleri okudu ve sonunda İlim Havzalarındaki ileri düzey dersleri Şeyhü’l-Irakiyin olarak bilinen büyük alim Şeyh Abdul Hüseyin Tahranî’nin yanında oku.
Daha sonra Sebzevar''a giderek orada uzun bir süre yaşamış ve ünlü filozof Hacı Molla Hadi Sebzevarî''nin derslerine katıldı. Ardından Necef Eşref''e hicret ederek uzun yıllar Şeyh Mürteza Ensarî''nin derslerinden yararlandı. Ahlak alanında ise Seyyid Ali Şuşterî’nin derslerinden istifade etmiş ve onun öğrencisi olmuştu.
Üstadının ölümünden sonra fetva verme sorumluluğunu üstlenmemiş, liderlik peşinde koşmamış, aksine evinde oturmuştu. Buna karşın yetenekli öğrenciler ona yönelerek müracaat etmişlerdi. Evi, ilim ve amel alanında seçkin ve adanmışların buluşma noktası haline gelmişti. İlahî ilim ve irfan/tasavvufta harika öğrenciler yetiştirmiştir.
Aşağıda Molla Hüseyin Kulu Hamedanî’nin öğrencilerinden birine göndermiş olduğu nefis tezkiyesi için seyrüsülûk tavsiyelerini içeren bir mektubunu sizlerle paylaşıyoruz.
Rahman ve Rahim olan Allah''ın adıyla
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah''a mahsustur ve Allah''ın salat ve selamı, yarattıklarının en hayırlısı olan Muhammed''e ve onun temiz ailesine olsun.
Kurtuluşun ve sonsuz mutluluğun taliplerine gizli kalmasın ki kurtuluş ehli iki zümreden oluşacaktır: Birinci zümre yemin ehli (amel defteri sağ ellerine verilenler) ikincisi ise mukarrib ehlidir (Allah’a yakın kılınanlar).
Saadet ve mutluluk ehli olan kişi, ashabı yeminin günahları terk etme görevini yerine getirirse, onlardan olur ve bunlara ek olarak (burada) açıklanmasına gerek olmayan diğer bir görevi olan mukarribler de her şeyden önce bilmelidir ki eğer bir insan kendi küçüklüğünü ve alçaklığını anlarsa, o zaman Meliku’l-Mülk’ün büyüklük, azamet ve gücünü de anlayacaktır. Elbette böylesine şanı büyük bir sultanın huzurunda saygısızlık cüreti gösterip ve günah işlemeye yeltenmenin sonsuz bir çirkinlik, kötülük ve talihsizlik olduğunu da anlayacaktır.
Kadir-i Mutlak’ın gücünden neden gafildir?! O yüce padişah eğer bütün varlıkların yok edilmesini dilerse, dilediği anda hepsi yok olacak ve yokluk kervanına katılacaklardır.
Günahın sana basit ve kolay geliyor olması, birkaç şeyden kaynaklanmaktadır, bunlardan bazılarına değineceğim:
Birincisi: Düşünceni tamamen değersiz dünyaya odakladın ve bu nedenle aslında ahiretin faydalarını ve güçlüklerini tamamen ihmal ettin. Senden ne kadar çok faydalar ve sonsuz saadet ve mutluluk geçip gittiğini, kendine ne kadar büyük zararlar verdiğini bilmiyorsun.
İkincisi: Sen kendi güçsüzlüğüne, ihtiyacına, yoksulluğuna aldırış etmiyorsun (oysa) ki, vücudunun her bir zerresi O''nun meleklerden olan kullarının koruması tarafından sağlanmaktadır.
Üçüncüsü: Anların her bir anında, vücudunun her bir yerine O''ndan sonsuz nimetler geldiğini ve geleceğini, bunları sınırlamanın ve açıklamasının mümkün olmadığını bilmiyorsun, ama buna rağmen nasıl olur da O''nun nimetlerini O’nun günahlarında harcarsın?!