Ruhun Aslına Yolculuğu
Ayetullah Üstad Furuğî
İnsanın Yaratılış Gayesi ve Hakikate Ulaşma Yolu
Sayısız varlık arasından insanı ayırıp ona şuurlu bir varoluş bahşeden İlahi İrade, bu yaratılışı tesadüfe yahut anlamsız bir döngüye bırakmamıştır. İnsan, bu mülk alemine sadece yemek, içmek, geçim derdine düşmek ve beden kalıbının geçici lezzetlerini tatmin etmek için gelmemiştir. Kâinatın yaratılış sırrı insanın kalbinde gizlidir; insanın kendi varlığının sırrı ise Mutlak Varlık ile kurduğu bağda yatar.
Sohbetlerimde ve kaleme aldığım eserlerde ısrarla vurguladığım hakikat şudur: İnsan, kâinatın bir parçası değil, kâinat insanın bir tezahürüdür. Bizler sınırları olan bu bedene hapsedilmiş dar bir varlık değiliz; içimizde alemleri, sonsuzluğu ve İlahi Esma’nın tecellilerini barındıran bir "Âlem-i Sağîr" (küçük alem), hatta hakikatte "Âlem-i Kebîr"iz (büyük alem).
Peki, bizi biz yapan bu azametli yapının yaratılış gayesi nedir ve biz bu gayeyi unutturan dünya gaflletinden sıyrılıp aslımıza nasıl döneceğiz?
1. Yaratılışın Merkezindeki Sır: "Gaye-i Hilkat"
İnsanın niçin yaratıldığını anlamadan atılan her adım, karanlıkta yol yürümeye benzer. Kur’an-ı Kerim’in rehberliğinde ve Ehl-i Beyt’in irfani öğretilerinde insanın yaratılış gayesi üç temel merhalede tecelli eder:
a) Marifetullah: Kulluktan Hakikati Tanımaya
Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de, "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" (Zariyat, 56) buyurmaktadır. İrfan erleri ve büyük hikmet sahipleri buradaki "li-ya'budûn" (kulluk etsinler) ifadesini, "li-ya'rifûn" (tanısınlar, bilsinler) olarak şerhetmişlerdir.
Buradaki tanıma, zihinsel yahut kitabi bir bilgi toplama süreci değildir. Marifet; insanın kendi yokluğunu, acziyetini ve fakirliğini derk edip, Vücûd-u Mutlak olan Allah'ın azametini kalben şahitlikle idrak etmesidir. Kulluk (ubudiyyet), marifetin kapısıdır. İnsan kul olduğunu anladığı ölçüde Rabbini tanır; Rabbini tanıdığı ölçüde de varlık hiyerarşisinde kendi hakiki makamına yükselir.
b) Makam-ı Halifetullah: İlahi İsimlerin Aynası Olmak
Yaratıcı, insanı Ahsen-i Takvim (en güzel kıvam) üzere halk etmiş ve ona kendi ruhundan üflemiştir. İnsanın kâinattaki asıl misyonu, Allah’ın esma ve sıfatlarına en berrak ayna olmak, yani yeryüzünde "Halifetullah" sıfatını taşımaktır.
Bizler İlahi Rahim, Kerim, Alim, Basir gibi isimlerin tecelligahıyız. İnsanın gayesi, bünyesinde potansiyel olarak bulunan bu ilahi ahlakı kuvveden fiile çıkarmak; Yani İlahi ahlak ile ahlaklanarak tecellilerin taşıyıcısı haline gelmektir.
c) Sınırsızlığa Duyulan İştiyak
İnsanın fıtratında sınırsız bir bilgi, sınırsız bir güç, sınırsız bir sevgi ve sonsuz bir yaşama arzusu vardır. Dünyadaki hiç bir maddi lezzet, hiçbir makam veya mülk insanı doyurmaz. Çünkü insan ruhu sınırsızlık için yaratılmıştır; sınırlı ve geçici olan dünya ise bu arzuyu tatmin etmekten acizdir. İnsanın içindeki o dinmek bilmeyen huzursuzluk, aslında ruhun gurbette olmasından ve asıl vatanına duyduğu özlemden kaynaklanır. Yaratılışın gayesi, ruhu bu gurbetten kurtarıp Vuslat Alevi’ne ulaştırmaktır.
2. Hakikate ve Gaye-i Hilkate Ulaşmanın Yolları (Seyr-u Sülük)
Bu ulvi gayeye ulaşmak sadece niyet etmekle veya teorik olarak bilmekle mümkün olmaz. Manevi yolculuk (seyr-u sülük), ameli bir disiplin, ciddi bir gayret ve sarsılmaz bir kararlılık gerektirir. Derslerimde ve sohbetlerimde sıkça dile getirdiğim pratik esasları şöyle özetleyebiliriz:
1. Niyetin İhlası ve Kalbi Masivadan Arındırmak
Amellerin değeri, kalıbında değil ruhundadır. Amelin ruhu ise niyetin ihlasıdır. Kalp, Cenab-ı Hakk’ın tecelligahıdır, Onun özel evidir. Kalbe "masiva" yani Allah’tan başka sevgiler, dünya hırsları, kibir, gösteriş ve ego dolduğunda, oraya ilahi envar nüfuz edemez.
İhlas; yaptığın ibadeti, söylediğin sözü, tuttuğun orucu hatta aldığın nefesi bile sadece ve sadece O’nun rızası için kılmandır. Kalbi temizlemenin ilk adımı, içindeki sahte ilahları ve benlik (ego) putlarını kırmaktır.
2. Duyu Organlarının Muhafazası ve Mürakabe
Ruhun dünyaya açılan pencereleri göz, kulak ve dildir. İç aleminde ilahi huzuru yakalamak isteyen bir salik, bu üç kapıyı sıkı bir koruma altına almalıdır.