- Gözün Muhafazası: Göz sadece harama bakmaktan değil, ruhu yoracak, kalbi dağınık kılacak lüzumsuz görüntülerden de korunmalıdır. Bakılan her şey kalbe bir tohum eker.
- Kulağın ve Dilin Muhafazası: Gıybet, yalan, malayani (boş) sözler ruhun enerjisini emer, worship (ibadet) lezzetini siler götürür.
- Helal Lokma: Lokma, insanın manevi yapısının çimentosudur. Harama veya şüpheli şeylere bulaşmış bir besinle beslenen bedenden, ilahi maarife ulaştıracak bir ruhaniyet beklenemez.
3. Gece İbadeti, Halvet ve Munacat
Gündüzün gürültüsü ve koşturmacası ruhu dağıtır. Manevi yolculukta sıçrama yaptıracak en kestirme yol, gecenin sessizliğinde Allah ile baş başa kalmaktır.
- Gece Namazı: Her insan günün ve gecenin belirli bir diliminde "halvet" saati ayırmalıdır. Gece teheccüdü, nefsin belini kıran, kalbe sarsılmaz bir nur ve sebat zerk eden en büyük iksirdir.
- Samimi Munacat: Allah ile kendi dilinizle, kalbinizden koptuğu gibi, acziyetinizi itiraf ederek konuşun. Yanmak, yakarmak ve gözyaşı; kalpteki pasları silen en güçlü temizleyicidir.
4. Zikr-i Daimi (Kesintisiz İlahi Farkındalık)
Bizim hedefimiz sadece seccade üzerinde zikredenlerden olmak değildir. Asıl hüner, ticaret yaparken, çalışırken, yürürken kalbin Hak ile kalmasıdır. Zikir; önce dilden başlar, sonra kalbe iner ve nihayetinde insanın tüm varlığını kuşatarak bir "farkındalık haline" dönüşür. Kalp Allah’ı unutmadığı sürece, eşyanın ve dünyanın esiri olmaz.
5. Velayet Kapısı ve Kâmil İnsana Tevessül
Kılavuzsuz bir seyr-u sülük, tehlikelerle dolu bir çöl yolculuğuna benzer. İnsan nefsi son derece hilekardır; insanı manevi makamlar elde ettiğini sandırarak kibirle helak edebilir. Bu yolda bize pusula olacak olan Velayet makamıdır.
Kâmil İnsan; Peygamber Efendimiz (s.a.a), Ehl-i Beyt-i Mustafa ve çağımızın velisi, zamanın kutbu olan Hz. Hüccet ibnil Hasan'dır (a.f). Onlar ilahi tecellilerin en kâmil aynalarıdır. Zamanın İmamı ile manevi bağ kurmak, O'nun velayetinin gölgesine sığınmak, saliki nefsin tuzaklarından korur. O’nun lütfu ve duası olmadan bu çetin yokuşları aşmak neredeyse imkansızdır.
Sonuç: Yola Koyulma Zamanı
Özetlemek gerekirse; yaratılış gayemiz, topraktan olan bu bedeni aşıp ilahi ruha ulamak, kalbi Allah’ın arşı kılmak ve dünyadan geçerken arkamızda ilahi bir ahlakın izini bırakmaktır.
İnsan bu dünyada bir yolcudur. Yolculuk ise nihayetinde son bulacaktır. Mesele, bu sefere "hazırlıklı" çıkmak ve Asıl Sahip'e yüzü ak, kalbi selim bir şekilde dönmektir. Kalbini ilahi aşka açan, ömrünü mürakabe ve ihlasla dokuyan her ruh, yaratılış gayesindeki o muazzam tecelliye erişecek; kâinatın niçin onun etrafında pervane kılındığını bizzat müşahede edecektir.
Rabbim bizleri kendi marifetinden, sevgisinden ve Ehl-i Beyt'in velayetinden bir an olsun ayırmasın.