
Allah’a Yönelişte Murakabenin Önemi: Takva, İrade ve Manevî Muhasebe
Ayetullah Üstad Vatanhah
Giriş: İnsan Varlığının Allah’a Doğru Yolculuğu
İslam’ın insan ve varlık anlayışında hayat, başlangıcı ve sonu belirsiz bir süreç değil; Allah’tan başlayıp yine Allah’a yönelen anlamlı bir yolculuktur. Kur’an-ı Kerim’in, “Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve muhakkak O’na döneceğiz” buyruğu, insanın varoluşsal konumunu ve nihai istikametini açık biçimde ortaya koymaktadır. Aynı şekilde Kur’an’ın insana hitaben, “Ey insan! Kuşkusuz sen Rabbine doğru büyük bir çabayla yol almaktasın…” buyurması, bu yolculuğun yalnızca özel bir manevi zümreye değil, bütün insanlara ait olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla her insan, bilsin veya bilmesin, Allah’a doğru ilerlemektedir. Aradaki temel fark, bu yolculuğun bilinçli veya bilinçsiz, basiret üzere veya gaflet içerisinde gerçekleştirilmesidir. Seyrü sülûk ehli, hayatın bu temel hakikatinin farkına varan ve ilahî hedefe bilinçli biçimde yönelen kimselerdir. Onların yolu diğer insanların yolundan ontolojik bakımdan farklı değildir; asıl fark, Allah’a doğru gerçekleşen bu hareketin farkında olmaları ve hayatlarını bu bilinç doğrultusunda düzenlemeleridir.
Bu bilinçli yürüyüşün en önemli azığı ise murakabe ve takvadır. Murakabe, insanın Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilincini sürekli canlı tutması; takva ise bu bilincin insanın düşünce, söz, davranış ve tercihlerine yansımasıdır.
1. Seyrü Sülûkun Temel İlkesi Olarak Murakabe
Manevî eğitim geleneğinde murakabe, tali bir ahlakî tavsiye değil, Allah’a yönelişin temel esaslarından biri kabul edilmiştir. Merhum Allâme Tabâtabâî’nin öğrencilerine ve kendisini ziyaret edenlere sürekli olarak “Murakabe, murakabe, murakabe…” tavsiyesinde bulunması, bu ilkenin önemini ortaya koymaktadır.
Murakabe, insanın yalnızca belli ibadet vakitlerinde Allah’ı hatırlaması anlamına gelmez. Asıl murakabe; sabah uyanıştan gece uykuya kadar bütün hayatı Allah’ın huzurunda yaşama bilincidir. İnsan konuşurken, bakarken, düşünürken, karar verirken, insanlarla ilişki kurarken ve hatta mubah işleri gerçekleştirirken dahi Allah’ın kendisini gördüğünü ve bütün amellerinden haberdar olduğunu dikkate almalıdır.
Bu yönüyle murakabe, belirli zamanlarda gerçekleştirilen bir zikirden daha kapsamlıdır. Zikir, murakabeyi güçlendiren araçlardan biridir; fakat murakabe bütün hayatı kuşatan sürekli bir manevî farkındalıktır.
İnsan Allah’ın huzurunda bulunduğunu gerçekten idrak ettiğinde, hayatının bütün alanları değişmeye başlar. Dili kontrol altına alınır, bakışları disipline edilir, düşünceleri arındırılır, niyetleri sorgulanır ve davranışları ilahî ölçüler doğrultusunda şekillenir.
2. Takva ile Murakabe Arasındaki İlişki
Takva çoğu zaman yalnızca günahlardan uzak durmak şeklinde anlaşılmaktadır. Oysa söz konusu manevi yaklaşımda takva çok daha kapsamlı bir hakikati ifade eder. Takva ile murakabe arasında son derece yakın bir ilişki bulunmaktadır; hatta Allâme Tabâtabâî’nin Haşr Suresi’nin 18. ayetine ilişkin açıklamasında ilk takva emri murakabe çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Ayette şöyle buyurulmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’tan sakının; her nefis yarın için ne hazırladığına baksın ve Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
Bu ayette iki kez takva emrinin zikredilmesi dikkat çekicidir. Allâme Tabâtabâî’nin açıklamasına göre ilk “Allah’tan sakının” emri, insanın hayat boyunca Allah’ın huzurunda bulunduğunu dikkate alması anlamındaki murakabeye işaret etmektedir.
Buna göre takva sadece bir davranışın yapılması veya terk edilmesi değildir. Takvanın öncesinde bir bilinç bulunmaktadır:
“Allah beni görüyor.”
Bu bilinç güçlendikçe insan davranışlarını düzeltmeye başlar. Böylece murakabe, takvanın içsel ve bilinç boyutunu; takva ise murakabenin amel ve davranışlara yansıyan boyutunu oluşturur.
3. Allah’ın “Rakîb” Oluşu ve Murakabenin Anlamı