Düşünce

Dinin Cevherini Belirlemede Schleiermacher’in Yaklaşımı ve Tenkidi

03 May 2026 37 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 9

Elbette Schleiermacher’in tecrübenin yorumlanması ve bunun imkânsızlığı konusunda vurguladığı şeyin, hermenötik gelenekteki yorumlama anlayışıyla ilişkili olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Nitekim Schleiermacher’in bizzat kendisi, bu alanda felsefi düşüncenin gelişmesinde asli şahsiyetlerden biridir.

Schleiermacher’in Başarısı ve Sınırı

Kesin olan şudur ki Schleiermacher, dinî tecrübeyi eleştiri ve tartışma alanından çıkarmak istemiştir. Fakat bunun gereği, bu tecrübeyi dış dünyadan haber veren husûlî ilimler kategorisinde görmemek; onu münakaşa ve eleştiriye kapalı olan huzûrî ilim sınıfından saymaktır. Yahut onu acı, çile, muhabbet ve aşk gibi duygular kategorisinde değerlendirmektir.

Bunun için tecrübeyi yorumlanamaz görmek, onu idrak etmek için tecrübeyi yeniden ihya etmenin peşine düşmek veya kendi görüşünü bir tür paradoks ve muamma hâline getirmek gerekli değildir. Bir yandan bağlılık, sonsuzluk, iştiyak, duygu, dinî olma, tecrübe olma ve tavsif edilememe gibi kavramlardan söz etmek; diğer yandan da tecrübeyi bütünüyle yorum ötesi bir alana taşımak mümkün görünmemektedir.

Her ne kadar başka bilgilerden doğmayan tecrübeleri kabul ediyorsak da bu tecrübeler, salt nesnel varlıklarıyla idrak gücümüzde bilgi olarak bir arada bulunurlar. Esas itibarıyla tecrübelerdeki nesnel varoluş ile ilmî varoluş birbirinden ayrılamaz. İlm-i huzûrî bu hakikati açık biçimde izah etmektedir.

Elbette bazen birtakım durumlar hazır bulunabilir ve bilginin dışında kalabilir. Fakat bunlar tecrübe olarak adlandırılmazlar. Dolayısıyla her tecrübenin teoriden daha ağırlıklı yer tuttuğu yönündeki meselede Proudfoot’a katılıyoruz.

Bununla birlikte tecrübelerin teori ve malumatla uyum içinde olması, hiçbir zaman kavramlardan bağımsız tecrübeye sahip olmadığımız anlamına gelmez. Bilakis başka bilgilerden, başka malumattan ve başka zihniyetlerden doğmayan gözleme dayalı bilgi kesinlikle vardır. Bu iddiada Schleiermacher haklıdır.

Fakat böyle bir tecrübenin ve gözleme dayalı bilginin ortaya çıkışı, eş zamanlı olarak hem nesnel hem de bilgisel bir varoluşa sahiptir. Bu yönüyle yorum ve teoriden daha ağırlıklı bir yer tutacaktır. İşin bu kısmında Proudfoot’a katılıyoruz.

Son olarak hatırlatmak gerekir ki din araştırmaları sahasının bazı araştırmacıları, ilm-i huzûrî ile tecrübe arasında fark gözetmezler. Tecrübede vasıtasız varoluşa ilaveten başka bir unsura, yani heyecan, etkilenme ve duyguya da işaret ederler. Bize göre bunların ilm-i huzûrî ile herhangi bir aykırılığı yoktur.

 

İkinci Eleştiri: Dinin Duyguya İndirgenmesi

Schleiermacher’e yöneltilebilecek bir diğer eleştiri şudur: O, hangi gerekçeyle, neye dayanarak ve neyi esas alarak akıl ve irade sahasını dinden ayırıp bir kenara koymuş; dini yalnızca duygular alanına mahsus görmüştür? Bu yaklaşım da bir tür indirgemecilik değil midir?

Hâlbuki Schleiermacher’in kendisi indirgemecilikten kaçmakta ve dindarların da dinî kabul edeceği bir tarif ve tavsif ortaya koymaya çalışmaktadır. O, indirgemeciliği reddederken dindarın kendi eylemini bağımsız gördüğüne ve bu nedenle indirgemeciliğin doğru olmadığına dayanmaktadır.

Buna karşılık kendisine şöyle denilebilir: Dindarlar, dini yalnızca duygu alanında değil, daima irade ve akıl sahasında da hazır hissederler. Özellikle insanın sonsuzluğa bağlılığı ve ona iştiyak duyması, insanın bütün varlığında kendini gösterdiğinden, bu bağlılık akıl ve irade alanlarında da mevcuttur.

 

Üçüncü Eleştiri: Rasyonel İman Sahiplerinin Dindarlığı

Schleiermacher’in görüşüne göre dinî tecrübe, bağlılık ve sonsuzluğa iştiyaktan ibarettir. Buna göre şu soru ortaya çıkar: Bu tür bir dinî tecrübeyi tatmayan; fakat rasyonel ilahiyat ve aklî çıkarım temelinde Tanrı’nın varlığına ulaşan, buna ikna olan ve şeriatlardan biriyle amel eden kimse dindar kabul edilecek midir?

Schleiermacher’in kriterine göre böyle bir kimse dindar sayılmamalıdır. Oysa İslam toplumlarındaki dindarların önemli bir kısmı ve Orta Çağ Hıristiyanlığında hiç değilse bazı kesimler bu şekilde dindardı. Bu da dindarlığın yalnızca rasyonel ilahiyatla sınırlı olmadığını gösterir. Hatta körü körüne taklit, büyüklere ve ebeveyne güvenme gibi unsurlar da birçok dindarın dinî bağlılığında rol oynamıştır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar