Düşünce

Dinin Cevherini Belirlemede Schleiermacher’in Yaklaşımı ve Tenkidi

03 May 2026 37 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 9
Ona göre din, akıl ve irade alanına ait değildir. Mütedeyyin insan dini, kendi iç dünyasında bulur ve onu derunî bir tecrübe olarak yaşar.

  • Dinlerin inanç ve öğretileri dinin cevheri değil, kabuğudur.
    Schleiermacher’e göre dinî inançlar, öğretiler ve teorik önermeler dinin dış çeperine aittir. Bunlar dinin hakikatini ve cevherini oluşturmaz.

  • Dinin cevheri sonsuzluk duygusu veya Tanrı’ya bağlılık hissidir.
    Ona göre dinin özü, sonsuzluk tecrübesi ya da Tanrı’ya mutlak bağlılık hissidir. Bu duygu her türlü anlam, düşünce ve kavramdan bağımsızdır. Söz konusu tecrübe ancak tadılabilir; kavramlar ve tanımlar aracılığıyla tam olarak aktarılamaz.

  • Dinî tecrübe yorumlanamaz bir tecrübedir.
    Schleiermacher’e göre bu tecrübeyi ancak bizzat yaşayan kimse hissedebilir. Bir kimse onu kendi içinde tecrübe etmediği sürece dindarlığın sırlarına tam anlamıyla vakıf olamaz.

  • Dinin dili doğal bir dildir.
    Ona göre dinî dil, doğal ifade ve beyan alanına aittir. İnsanın acı sırasında inlemesi, hoşnutluk anında gülmesi veya sevinç göstermesi buna benzer. Bu nedenle din dili, kavramların aktarılabildiği vazedilmiş, önerme merkezli ve teorik bir dil değildir.

  • Bu esaslar dikkate alındığında Schleiermacher’e göre ne din ne de dinî dil eleştiriye konu edilebilir; teorik ve bilimsel çözümlemeye tabi tutulabilir. Çünkü din, aklî önermelerden ve kavramsal yapılardan önce gelen derunî bir tecrübedir. Bu nedenle dinî metinleri eleştirmeye yönelen kimseler, ona göre dine dair sahih bir tasavvura sahip değildirler ve beyhude bir işle meşgul olmaktadırlar.

     

    Schleiermacher’in Nazariyesine İnceleme ve Tenkit

    Öncelikle Schleiermacher’in dinî düşünce alanındaki çalışmasının yeni bir teşebbüs olduğunu, takdiri hak ettiğini ve büyük bir değer taşıdığını belirtmek gerekir. Onun dine ve dindarlığa en küçük hizmeti bile, bu alanda yeni bir fasıl açmış olmasıdır. İki kitap kaleme alıp birkaç konuşma yapmak suretiyle modern çağda dinî araştırmalar sahasına ve dindarlığa yeni bir canlılık kazandırmıştır.

    Schleiermacher’in bir başka önemli hizmeti de dinin diğer alanlardan bağımsızlığını vurgulamasıdır. Bu yaklaşım, kendisinden sonra gelen düşünürlerin dine indirgemeci bir bakışla yaklaşmaksızın bakabilmelerine ve dini daha doğru, daha derinlikli biçimde anlamalarına imkân sağlamıştır. Bu nedenle Schleiermacher’in çağdaş dönemde din felsefesi ve fenomenoloji üzerinde büyük bir etkisi ve hakkı vardır.

    Bununla birlikte onun düşüncelerinde, sonraki din araştırmacılarının yoğun biçimde üzerinde durduğu çok sayıda eksik nokta da bulunmaktadır. Aşağıda bunlardan bazılarına özetle değinilecektir.

     

    Birinci Eleştiri: Yorumsuz Tecrübe ve Bilişsel Boyut Meselesi

    Schleiermacher, ilk eserinde dindarlığın epistemik anlamda bilinçli bir an veya duygu olduğunu savunur. Fakat daha sonra bu bakış açısını reddederek dinî duyguların hiçbir bilişsel yön taşımadığını ileri sürmüştür.

    Bu eleştiri, Schleiermacher’in düşüncelerine yönelik ciddi eleştirmenlerden biri olan Wayne Proudfoot’a aittir. Proudfoot, “yorumsuz tecrübe” anlayışının geçersiz olduğunu göstermeye çalışır. Yukarıdaki açıklamayla da Schleiermacher’in ilk izahında dinin epistemik boyutuna yer verdiğini hatırlatarak sonraki eleştirilerine zemin hazırlamak ister.

    Proudfoot, Schleiermacher’in nazariyesinde dinî vukufiyetin kavram ve inançlara dayandığının kabul edilmediği noktaya dikkat çeker. Bununla birlikte bu vukufiyetin genel veya sonsuz anlamla somutlaştığını belirtir. Ona göre Schleiermacher’in nazariyesinin gereği olan bu iki hususun bir araya getirilmesi mümkün değildir ve çelişkili bir durum ortaya çıkarmaktadır.

    Proudfoot’a göre eğer duygu kasıtlı ise ait olduğu şeye başvurmaksızın bilinemez. Sonuç itibarıyla da düşünceden bağımsız olamaz. Buna karşılık Schleiermacher, bu duygunun vasıtasız olduğunu, düşünce ve kavram güzergâhında ortaya çıkmadığını iddia etmektedir. O, bilincin düşünceden bağımsız olan belli bir anını teşhis ettiğini sanmaktadır. Fakat bununla birlikte bu anın bilişsel bir değeri olmadığını söylemektedir.

    Bu Yazıyı Paylaş

    İlgili Yayınlar