Düşünce

Dinin Cevherini Belirlemede Schleiermacher’in Yaklaşımı ve Tenkidi

03 May 2026 37 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 9

Proudfoot, Schleiermacher’in dinî tecrübenin epistemik boyutu bulunduğunu savunmasının yanı sıra, bu tecrübelerde her türlü bilgi ve anlamı reddettiği cümlelere de işaret eder. Mesela Schleiermacher şöyle der:

“Dikkatinizi kendinize çekmek isterim. Bir an canlıyı idrak etmelisiniz. Vicdanınızın huzurunda kendinize nasıl kulak vereceğinizi bilmelisiniz. Görmeniz gereken şey, bilincinizin uyanmasıdır; önceden var olan bir şey hakkında düşünmek değildir. Düşünceniz yalnızca kopmuş ve ayrılmış olan şeyi kucaklayabilir. Çünkü ruhunuza ait farz edilen ve belirli bir faaliyeti sırf irtibat ve düşünme konumuna yerleştirirseniz, onu ayırmaya başlamışsınız demektir. Dolayısıyla belirli bir misal ortaya koymak imkânsızdır. Zira göstermek istediğim şeyi sırf misal vermek bile artık onu geçmişe ait kılar. Bu durumda asıl vahdetin yalnızca en zayıf etkisi ispatlanabilir.”
(41-42)

Proudfoot, Schleiermacher’in teorisini oldukça iyi kavramış ve onun sözünün ruhunu şu cümleyle özetlemiştir: Dinî duygu anı; duyusal idrak, düşünce veya hissiyatta mevcut olan farklılığı aşmış bir bütünleşmedir. İnsan dikkatini belli bir düşünceye odakladığında veya belli bir şeye önem verdiğinde o anı kaybeder.

Proudfoot, Schleiermacher’in bu tavsifini hatalı bulur. Çünkü ona göre Schleiermacher’in sözünde bahsi geçen şeylerin tamamı, nispeten karmaşık bir kavram ve inanç zincirine dayanmaktadır. Sonsuzluk, bütün ve tecrübe gibi kavramların, diğer bütün kavramlara öncelikli olduğunu belirtmek de yine kavramsal bir çerçeveye dayanır.

Proudfoot’un Eleştirisine Değerlendirme

Bu satırların yazarı, Proudfoot’un söz konusu eleştirilerinin, dinî tecrübenin bilgiye öncelikli olması ve bilgiden bağımsız bulunması yönüyle doğrudan ilişkilendirilemeyeceği kanaatindedir. Çünkü Schleiermacher’in nazariyesinin bu bölümünde üzerinde durduğu şey, dinî tecrübenin ortaya çıkışını kavramlardan bağımsız kabul etmesi ve onu kavramların sonucu olarak görmemesidir.

Bu durum, cümleler ve haber önermelerinin bizde bilgi, malumat ve hoşnutluk hâlleri üretmesine benzetilebilir. Mesela bir dostun yolculuktan döndüğü haberini almak, hem bizim için bir vakaya dair bilgi meydana getirir hem de memnuniyet ve mutluluk üretir. Schleiermacher ise dinî tecrübenin önermelerden ve haberlerden meydana geldiğini kabul etmez.

Ona göre bunun, tecrübenin “sonsuzluk”, “bütün” ve “anlamlara öncelikli olma” gibi pek çok kavramla irtibatlı olmasıyla doğrudan bir bağı yoktur. Zira Schleiermacher, daha önce belirtildiği gibi, bu kavramları söz konusu duyguların doğurduğuna inanmakta; bu tecrübe ve hisleri söz konusu kavramların sonucu olarak görmemektedir. Dolayısıyla Schleiermacher’in sözünün bu kısmı savunulabilir. Wayne Proudfoot’un bu yöndeki eleştirisi ise isabetli görünmemektedir.

Bize göre tecrübe ve duygu kategorisinden dolaysız bilgiye vurgu yapan Schleiermacher, aslında “ilm-i huzûrî”den söz etmektedir. Fakat İslam felsefesi ve mantığına uzak olduğu için bu durumun farkında değildir. Proudfoot da onun gibi bu tabiri doğru anlayamamış; hem bilgi olan hem de düşüncenin sonucu olmayan tecrübeyi, kendi zihninde “uzun sakallı köse” gibi çelişkili bir şey olarak tasavvur etmiştir.

Hâlbuki ilm-i huzûrî tam da budur: Duyumsanan ve idrak edilen şey, aynı zamanda dolaysız bilgi boyutuna sahip olabilir; fakat kavramlara bağlı olmayabilir.

Bununla birlikte şu noktaya dikkat edilmelidir: Söz konusu tecrübenin “Tanrı”, “sonsuzluk”, “kavramlardan bağımsızlık”, “tatma”, “bağlılık”, “iştiyak”, “sınırlılığı hissetme” gibi kavramlarla ilişkisi, bütünüyle bu tecrübenin yorumlarıdır. Bu durum, Schleiermacher’in düşüncesindeki diğer bir eksen olan dinî tecrübenin yorumlanamazlığı iddiasını tartışmalı hâle getirmekte ve gerçekten de dinî tecrübenin sorgulanamayacağı iddiasını zayıflatmaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar