3- İnsanın kendisine karşı su-i zanda bulunması ise övülmüştür. Zira insanın kendisine karşı bir su-i zannı olması gerekir. Yaptığı işleri kusurlu görmelidir. Hz. Ali (as) muttakilerin sıfatlarını açıkladığı “Hammam” hutbesinde şöyle buyurur:
“Takvalı kimselerin üstünlükleri, kendilerine karşı su-i zanda bulunmalarıdır.”
Kendisini kusursuz gören kimselerin hakikatte iman ve ilim nurları azdır. Az nur ile de insan bir şey göremez. Eğer siz az bir ışık ile büyük bir sahneye girseniz, sahnede bulunan büyük eşyalardan başka bir şey göremezsiniz. Ancak projektör gibi daha fazla ışığı olan bir araç ile sahneye girseniz, bir sigara ya da bir kibrit çöpü de olsa fark edebilirsiniz.
Eğer birey kendisine karşı hüsn-i zannı olursa, asla bir gelişim içinde olamaz. Böyle bir kimse daima arkasında bıraktığı yollara bakıp da gururlanan kimse gibidir. Eğer önüne bakmış olsa, henüz ulaşamadığı yolları görür. Bu durumda ulaşamadığı yolların, gittiği yollardan ya daha fazla ya da o miktarda olduğunu anlayacaktır.
Hüsn-i zan ifadesi, sadelik, çabuk inanan ve şeytanın hilelerinden gaflette olmak anlamında değildir. İslâm ümmeti asla yersiz hüsn-i zan ile gaflete ve avcıların eline düşürülmemelidir.
Hz. Peygamber’in (saa) en son yolculuğunda Mekke’de şöyle buyurmuşlardır: “Zilhicce ayı ve hac günleri nasıl muhterem ise; Müslümanların kanı, malı ve izzeti muhteremdir.”[18]
Rivayetlerde gıybet eden kimsenin ismi çoğu kez şarap içen kimse ile birlikte zikredilmektedir. “Herkim gıybet edip, şarap içiyorsa cennetten mahrum kalır.”[19]
Rivayetlere göre; “Herkim din kardeşinin ayıplarını bir başkasına açarsa Allah da onun kötülüklerini aşikâr eder.”[20]
Hz. Peygamber (saa) şöyle buyurdular: “Bir dirhem faiz, otuz altı zinadan daha kötüdür ve faizin en büyüğü; Müslümanların izzet ve şerefine karşı yapılmış olanıdır.”[21]
Allah, İsra suresinde şöyle buyurmaktadır:
“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp bunların hepsi ondan sorumludur.”[22]
Buna göre biz söylenilen her sözü dinleyip, ona uyma hakkına sahip değiliz.[23]
Dolayısıyla Müslümanlar, kardeşleri hakkında konuşurken yahut konuşulanları dinlerken daha dikkatli olmak durumundadırlar. Doğruluğuna emin olmadıkları bir konuda kardeşini rencide edici bir tarzda konuşmamalıdırlar. Çünkü bu tür mesnetsiz konuşmalar bu dünyada düşmanlığa ve toplumsal huzuru bozmaya sebep olduğu gibi âhirette de kul hakkı kapsamına girdiği için kişiye vebal yüklemektedir.
Kur’an’da İnsanın Olumsuz Sosyal Özellikleri
Kur’an, daha sık olarak insanın bir şeye yönelmesiyle Allah’ın o kimseyi o yönde başarıya ulaştırdığını belirtmektedir. İnsan hangi yönde çaba harcarsa Allah onu o yöne sevk eder. İnsanın çabası olmadan Allah’ın onu günaha meylettirmesi O’nun adalet ilkesiyle bağdaşmaz.
İnsan, benliğinde bulunan bu kuvvetleri dünyada gerektiği gibi, gerektiği yerde, gerektiği zamanda ve gerektiği kadar kullanmak ve bunların fazla ve aşırı taraflarını dünyadan ayrılmadan İslâm’ın prensiplerine uygun şekilde terbiye etmek ihtiyacındadır.[24]
Kur’an’ın yetiştirmek istediği insan, melekleşme sürecine katılan varlık değil, insan-ı kâmil özellikleriyle davranan erdemli varlıktır. Bu sebeple İslâm mektebi, insanın acelecilik yönünü teenni ile, nankörlük yönünü teşekkürle, zorbalık yönünü adaletle, cimrilik yönünü cömertlikle, cahillik yönünü bilgelikle, kibir yönünü mütevazi olmakla tedavi ve tezkiye etmek ister.
Kur’an’ın beğenmediği ve tedavi etmek istediği insanda bulunan bir takım toplumsal ve sosyal özellikler ise şöyledir:
1. Hırslı
İnsanın hırslı olması, bu dünyanın geçici nimetlerine aşırı derecede bağlanması ve onlara dalarak tüm benliğini orada bırakması demektir. Yani kalbini, beynini, bu geçici nimetlerin esiri etmesidir.
İnsanın bu özelliğini Allah, Kur’an’da şu şekilde ortaya koyar:
“Gerçekten insan; hırsına düşkün yaratılmıştır.”[25]
İmam Sadık (as) der ki: “Gökte vahyin indiği yerde şöyle yazılıdır: Âdemoğlunun iki vadisi olsa ve bu iki vadiden altın ve gümüş aksa, bunlara ilâveten bir üçüncü vadinin de olmasını ister. Ey Âdemoğlu! Şüphe yok ki, senin karnın denizlerden bir deniz ve vadilerden bir vadidir. Onu topraktan başka bir şey dolduramaz.”[26]
İnsan tatminsiz yaratılmıştır. Yani insan kendisini aynı derecede hem verimli başarılara hem de kronik memnuniyetsizlik ve hayal kırıklıklarına sürükleyen bir iç tatminsizlik ile donatılmıştır. Hoşuna gitmeyen bir şey başına geldiği zaman hemen sızlanır, kendisine bir hayır dokunduğunda ise onu insanlardan esirger. Her şeyi kendi menfaati doğrultusunda yorumlar. Başkasının da faydalanmasını aklına getirmez.
Hırs, doymak bilmeyen bir açlık, sınırsız bir tatminsizlik durumudur. Hırslı kişi yalnızca hırs duyduğu şey için yaşamaya başlar ve çoğunlukla bu uğurda çekinmeden herkese zarar verebilir. Hırsın iyiye ya da kötüye kullanılmasına göre iyi veya kötü olarak değerlendirilmelidir. Yerilen hırs, ahiret hırsı değil, bu dünyaya yönelik hırstır.