Hz. Peygamber (saa) şöyle buyurdular: “Bir dirhem faiz, otuz altı zinadan daha kötüdür ve faizin en büyüğü; Müslümanların izzet ve şerefine karşı yapılmış olanıdır.”[21]
Allah, İsra suresinde şöyle buyurmaktadır:
“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp bunların hepsi ondan sorumludur.”[22]
Buna göre biz söylenilen her sözü dinleyip, ona uyma hakkına sahip değiliz.[23]
Dolayısıyla Müslümanlar, kardeşleri hakkında konuşurken yahut konuşulanları dinlerken daha dikkatli olmak durumundadırlar. Doğruluğuna emin olmadıkları bir konuda kardeşini rencide edici bir tarzda konuşmamalıdırlar. Çünkü bu tür mesnetsiz konuşmalar bu dünyada düşmanlığa ve toplumsal huzuru bozmaya sebep olduğu gibi âhirette de kul hakkı kapsamına girdiği için kişiye vebal yüklemektedir.
Kur’an’da İnsanın Olumsuz Sosyal Özellikleri
Kur’an, daha sık olarak insanın bir şeye yönelmesiyle Allah’ın o kimseyi o yönde başarıya ulaştırdığını belirtmektedir. İnsan hangi yönde çaba harcarsa Allah onu o yöne sevk eder. İnsanın çabası olmadan Allah’ın onu günaha meylettirmesi O’nun adalet ilkesiyle bağdaşmaz.
İnsan, benliğinde bulunan bu kuvvetleri dünyada gerektiği gibi, gerektiği yerde, gerektiği zamanda ve gerektiği kadar kullanmak ve bunların fazla ve aşırı taraflarını dünyadan ayrılmadan İslâm’ın prensiplerine uygun şekilde terbiye etmek ihtiyacındadır.[24]
Kur’an’ın yetiştirmek istediği insan, melekleşme sürecine katılan varlık değil, insan-ı kâmil özellikleriyle davranan erdemli varlıktır. Bu sebeple İslâm mektebi, insanın acelecilik yönünü teenni ile, nankörlük yönünü teşekkürle, zorbalık yönünü adaletle, cimrilik yönünü cömertlikle, cahillik yönünü bilgelikle, kibir yönünü mütevazi olmakla tedavi ve tezkiye etmek ister.
Kur’an’ın beğenmediği ve tedavi etmek istediği insanda bulunan bir takım toplumsal ve sosyal özellikler ise şöyledir:
1. Hırslı
İnsanın hırslı olması, bu dünyanın geçici nimetlerine aşırı derecede bağlanması ve onlara dalarak tüm benliğini orada bırakması demektir. Yani kalbini, beynini, bu geçici nimetlerin esiri etmesidir.
İnsanın bu özelliğini Allah, Kur’an’da şu şekilde ortaya koyar:
“Gerçekten insan; hırsına düşkün yaratılmıştır.”[25]
İmam Sadık (as) der ki: “Gökte vahyin indiği yerde şöyle yazılıdır: Âdemoğlunun iki vadisi olsa ve bu iki vadiden altın ve gümüş aksa, bunlara ilâveten bir üçüncü vadinin de olmasını ister. Ey Âdemoğlu! Şüphe yok ki, senin karnın denizlerden bir deniz ve vadilerden bir vadidir. Onu topraktan başka bir şey dolduramaz.”[26]
İnsan tatminsiz yaratılmıştır. Yani insan kendisini aynı derecede hem verimli başarılara hem de kronik memnuniyetsizlik ve hayal kırıklıklarına sürükleyen bir iç tatminsizlik ile donatılmıştır. Hoşuna gitmeyen bir şey başına geldiği zaman hemen sızlanır, kendisine bir hayır dokunduğunda ise onu insanlardan esirger. Her şeyi kendi menfaati doğrultusunda yorumlar. Başkasının da faydalanmasını aklına getirmez.
Hırs, doymak bilmeyen bir açlık, sınırsız bir tatminsizlik durumudur. Hırslı kişi yalnızca hırs duyduğu şey için yaşamaya başlar ve çoğunlukla bu uğurda çekinmeden herkese zarar verebilir. Hırsın iyiye ya da kötüye kullanılmasına göre iyi veya kötü olarak değerlendirilmelidir. Yerilen hırs, ahiret hırsı değil, bu dünyaya yönelik hırstır.
Emiru’l-Mü’minin (as), oğlu İmam Hasan’a (as) vasiyet ederken şöyle buyurur: “Şunu kesin olarak bil ki sen arzuna erişemezsin, senin için belirlenen yaşama süresinin ötesine geçemezsin. Sen şu anda senden önce yaşamış olanların geçtikleri yolda yürüyorsun. Öyleyse isteklerini kıs, kazançta mutedil ol. Çünkü nice istekler var ki, savaşa dönüşür. Kaldı ki, her talep eden rızıklanmaz ve her mutedil davranan da mahrum olmaz.”[27]
2. Cimri
Cimrilik için kullanılan iki kelime; “şuhh” ve “buhl”dur. Şuhh; Mümin birinin malını zulmederek almak demektir. Buhl ise, kendi malını başkasına vermemek demektir.