Köşe Yazıları

Yusuf-u Zehra’ya İthafen

03 February 2026 6 dk okuma 2 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 2

Yusuf-u Zehra’ya İthafen

Yusuf Tazegün

 

Gönlümü ilmine ve aşkına verdiğim İmam!

Serin ve derin sularında hayallerimi boğduğum, yaralı bir martı misali sahiline sığındığım ve en yüksek doruğuna ulaşma ümidiyle bir kâğıt misali rüzgârında sürüklendiğim İmam!

Gülücüklerimi rüzgârına yükleyip götürürken ve umutlarımı hiç bilmediğim bir mevsimde saklı tutarken, senden ayrılmanın acısına ağlıyorum.

Yüreğimde çağlayanlar, dinmeyen gözyaşlarım var Mevlam. Yüreğimin çöl kumlarını aşarak, tüm hasretlerimi sana yolluyorum.

Demet demet yıldızlar kutlu rehberlerimdir, kapına yöneldiğim gecenin şu ıssız saatlerinde.

Gönül heybemde gözyaşlarım; geçtiğim yollara serpiyorum sadakam diye.

Yürek tezgâhında dokuduğum sancılarım var sadağımda, kuşandığım acılar var. İşte kapındayım Mevlam, dilimde senden dileğim; zuhurun var.

Her sabah hüzünle karışık bir umut var içimde. Yeni bir günün getirdiği umutla bastırıyorum sensizliğin hüznünü. Her doğan gün yeni bir umut, yeni bir arayış benim için. Belki sana kavuşacağım zamana bir gün daha yaklaşıyorum; bu Cuma değilse, haftaya Cuma...

Sen yoksun, etrafında pervane olduğum şem''im... Sensizlik ateş gibi çöktü yüreğime; kalbime düştüğü her yeri yakar oldu. Hiçbir yağmur yetmedi içimdeki hasret ateşini küllendirmeye, gözyaşlarım bile ateş oldu gönlümde ve hiçbir sevgi yetmedi senin özlemini gidermeye.

Perşembelerim oldu; beni sana ulaştıracak yollarda yürüdüm, senin duyacağın ağıtlarla ayak izlerini aradım.

Ve Cumalarım oldu; gelmeyişinin akşamında, aslında doğduğunu hiç anlamadığım güneşle beraber ben de battım bir kez daha…

Firakında cam kırıklarıyla dolu kalbim... Ne zaman seni düşünsem, ne zaman seni hatırlatan bir ses duysam, o kırıklar bir bir batıyor yüreğime.

Ne olur gel İmamım! Elimde bırakma ümitlerimi.

Çağın yetim ve öksüzleri var seni bekleyen. Sana kasideler yazan bağrı yanık âşıkların, ağıt yakanların var. Mesih nefesli, çarmıha gerilmeyi bekleyen; ateşe atılmak için İbrahimler misali dimdik duran; Kerbela çölündeki susuz ashab gibi senin yardımına koşan; İsmail’ce bıçak altına yatmaktan çekinmeyen ve yoluna kurban olmayı bekleyen yiğitlerin var.

Devrin Asiye yüzlü, Meryem iffetli, Masume hicranlı; senin gül yüzünü görmeyi bekleyen kadınlar var. Ellerinde demet demet güllerle, gözyaşı çağlayanlarıyla yollarını yıkamayı bekleyen kadınlar var.

Ne olur Efendim, ceddin gibi Mekke''den Medine''ye hicret eder gibi gel.

Sen gel ki, güneşin bizi terk ettiği karanlık gecelerimize dolunaylar doğsun. Sen gel ki biz de senin gelişinle “Taleal Bedru”ları okuyalım sevinçle. Yeniden bestelensin tüm aşk şarkıları ve hicran şiirleri artık son bulsun.

Ah Sevgili! Dünyanın ismeti, Kevir’in hayat kaynağı... Ey hüsn-ü anının peşinde savrulup gittiğimiz Nur-i Dide!

Bütün suya susamışlar senin deryandan sirab olmak için koştular, Hızırlar senin ab-ı hayatınla ölümsüzleştiler.

Nasıl saygı duymam sana? Cümle güzellikler hayranken ve bütün ferahlığa adanmışken varlığın, nasıl hürmet etmem sana?

Ne söylendiyse güzellik üstüne hep sana adandı; ne biliniyorsa erdem adına, hep seni besteledi. Ve senin içindi; zerehin yanında derya misali dökülen gözyaşları, yüzünde kûfi çizgiler beliren âlimin kekeme erguvanlar misali pul pul dökülüşü. Senin zuhurun için figan etti Zehra, senin ayrılığın için kan ağladı Ali…

Sen ey, bütün şairlerin mısralarındaki en güzel teşbih, Mahbuba!

İnan ki sensiz gündüzlerimiz bile geceye döndü. Yüzümüzü okşayan rahmet yüklü soluğundan mahrumuz asırlardır ve bu mahrumiyetle yandığımız ateşler, ceddin İbrahim için yakılan ateşten daha acımasız.

Sen nuruyla âlemi aydınlatan Dilara!

Seni görmediğimiz için nasıl özlemeyiz? Bütün melekler etrafında pervane olup kanatlarına senin gölgeni dokurken nasıl hayran olunmaz sana…

Senin ayrılığın akla geldikçe güneş bir kat daha hüzünlü batıyor, hicran acısı yeniden diriliyor gönüllerde ve yetim ırmaklar hüzün diye akıyor.

Önceki Sayfa 1 2 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar