Dünyayı Cennete Çevirmenin Anahtarı
İnsanın manevi ve psikolojik gelişim yolculuğunda, değişim kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bu derse, Hz. Fatıma Zehra''nın (s.a) evrensel ve çok kıymetli bir hediyesiyle, bir tavsiyesiyle başlıyoruz.
Azeri bir şairin `Ey şeyh beni aldatma, cehennemde ateş olmaz; onlar ki yanarlar, ateşi buradan (dünyadan) götürürler` sözünde ifade edildiği gibi, insan dünyasını nasıl inşa ederse ahiretini de öyle yaşar. Dünyayı cehennem gibi yaşayan birine Allah ahirette cennet vermez. Hz. Fatıma (s.a) bu konuda şu muazzam ölçüyü koyar:
`Dünyanızı cennet etmek istiyorsanız ve cehennemden de kurtulmak istiyorsanız; hem dünya cehenneminden kurtulup dünyanın cennetini yaşamak, hem de ahiretin cehenneminden kurtulup cennetini yaşamak istiyorsanız güler yüzlü olun.`
Kime karşı? Herkese karşı. Hatta düşmanlarınıza karşı bile. `Karşımızdaki bize sert bakıyor, biz niye gülelim?` şeklindeki savunmalar nefsin bir bahanesidir. Unutulmamalıdır ki; mutsuzluk bulaşıcı olduğu gibi, mutluluk ve güler yüz de bulaşıcıdır. Çevremizi cennete çevirmenin ilk adımı budur.
1. Değişime Direnç ve Öğretilmiş Tembellik
Peki, insan neden `Ben buyum, değişmem, beni böyle kabul et` diyerek değişime direnir?
Bunu basit bir örnekle açıklayalım: Saatinizi her zaman sol kolunuza taktığınızı düşünün. Bir gün saati çıkarıp sağ kolunuza taktığınızda, sağ kolunuzda hemen bir ağırlık ve rahatsızlık hissedersiniz. Oysa saatin gramajı aynıdır. Sol kolunuzda yıllarca taşıdığınız için hissetmediğiniz bu ağırlık, sağ kolda neden rahatsızlık verir? Çünkü sağ kol o saate alışık değildir.
İşte insanın psikolojik durumu da tam olarak böyledir. Buna `öğretilmiş tembellik` veya `alışılmış tembellik` diyoruz. İnsan belli yemeklere, belli giysilere, belli bir çevreye, belli bir yaşam standardına ve belli düşüncelere alışır. Bu alışkanlıkların dışına çıkmak istendiğinde (saati sağ kola takmak gibi) sistem buna itiraz eder, bir ağırlık ve risk hisseder.
2. Zihnin İki Temel Fonksiyonu: Koruma ve Geliştirme
Zihnimiz sadece bilgi ezberlemek için var olan bir depo değildir. Zihnin insan hayatını yöneten iki temel fonksiyonu vardır:
1. Koruma Fonksiyonu (Mevcudu Muhafaza): Zihnin en temel refleksidir. Zihin yapı olarak tembeldir ve konfor alanından çıkmak istemez. Yeni bir yemek (örneğin daha önce hiç yemediğiniz İran mutfağından Korma Sebzi veya Sushi) ikram edildiğinde, yeni biriyle yolculuğa çıkılacağı zaman veya yeni bir düşünceyle karşılaşıldığında zihin hemen bir duvar örer. `Dur orada, risk alma, kendini koru, alıştığın düzende devam et` der. Gençlerin evlilikten kaçıp `alışılmış hayatımı bozmak istemiyorum` demesi de zihnin bu korumacı/tembel refleksinin bir sonucudur. Zihin, değişimin getireceği o `farklılık ağırlığından` kaçınır.
2. Geliştirme Fonksiyonu (Değişim ve Büyüme): Bu bizim asıl dersimizin konusudur. İnsan sadece mevcut halini korumak için yaratılmamıştır. Bilgi olarak, maddi olarak, alan olarak ve millet olarak gelişmek zorundayız. Bu gelişim ise ancak değişimle mümkündür.
Birçok insan 3-5 arkadaşı, sınırlı bir aile çevresi ile kendi kapalı alanını yaratır ve bunun dışına çıkmaz. Eğer zihnimizi `korumacı zihinden` (her yeniliği reddeden yapıdan) sıyırıp, `değişimci ve gelişimci zihne` dönüştüremezsek, olduğumuz yerde sayar ve tembelliğe mahkum oluruz.
3. Gelişimi Teşvik Etmek: Baskı mı, Motivasyon mu?
Zihni konfor alanından çıkarmak ve değişime zorlamak için bir itici güce ihtiyaç vardır. Ancak bu itici güç, despotik veya zorba bir `baskı` olmamalıdır. Toplumumuzda zorlamaya dayalı baskılar genellikle ters teper. Bir yayı ne kadar sert bastırırsanız, o kadar şiddetli fırlar.
Burada kastedilen şey `sevgi baskısı`, yani manevi teşvik ve motivasyondur. Nasihat, bunun en güzel yoludur. Allah (c.c) bile Kur''an''da kendini “Beşiran ve Neziran” (Müjdeleyici ve Uyarıcı) olarak tanıtır. Yani insanı hem olumsuz sonuçlarla (cehennem/kötü akıbet) uyarır, hem de güzel sonuçlarla (cennet/mutluluk) müjdeler. Çocuğunu aşırı koruyan bir annenin, onu eğiten ve geliştiren bir anne modeline dönüşmesi gibi; biz de kendi zihnimizi korumacı yapıdan sıyırıp, eğitici/geliştirici bir yapıya dönüştürmeliyiz.
4. Maslahat Bilinci ve Olaylara Bakış Açısı
Değişim sürecinde isteklerimizin ve dualarımızın mahiyeti de çok önemlidir. Her şeyin fazlası zarardır. Namaz sonrası edilen dualarda şu ölçü vardır:
`Allah''ım! İsteklerimden Senin razı olduğun ve benim de maslahatıma olanları bana ver.`
Maslahat; bizimle uyumlu olan, hayatımıza olumlu yansıyacak ve ahiretimizi kurtaracak `gerçek hayır` demektir. Bazen bir şeyi çok isteriz ama o şey bizim maslahatımıza değildir.
Bunu, ünlü `Yaşlı Adam ve Atı` kıssasıyla anlayabiliriz:
Yaşlı bir adamın tek geçim kaynağı olan atı kaçar. Köylüler `Ne kadar şanssızsın` der. Adam, `Bunun maslahat olup olmadığını Allah bilir` der. Birkaç gün sonra at, yanında 5-6 vahşi atla geri döner. Köylüler `Ne kadar şanslısın` der. Adam yine, `Belli değil` der. Vahşi atları ehlileştirmeye çalışan adamın oğlu attan düşer ve bacağı kırılır. Köylüler `Ne büyük felaket` der. Adam yine `Belli değil` der. Birkaç gün sonra savaşa asker toplamak için gelen devlet görevlileri, bacağı kırık olduğu için genci askere almaz (ve genç böylece mutlak bir ölümden kurtulur).
Sonuç ve Çıkarımlar:
Hayatta başımıza gelen, değişimi tetikleyen hiçbir olay tek başına %100 kötü veya %100 iyi (şans) değildir. Olayların iyi veya kötü olmasını belirleyen şey, bizim onlara karşı aldığımız tavırdır.
Yeteri kadar dünyayı cehennem etmiş olanların aksine, bizler güler yüzle, değişime açık bir zihinle ve olayların arkasındaki `ilahi maslahatı` okuyarak kendi alanımızı cennete çevirmekle mükellefiz. Gelişim, alışkanlıkların o konforlu ama tembel duvarlarını aşıp, Allah''ın razı olduğu yeni ufuklara yelken açmakla mümkündür.