“يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ”[11] Yani “Ey müminler, size gereken kendinize dönüp bakmanızdır.” (اَلزِمُوا اَنفُسَکُم) Sakın nefislerinizi unutmayın. “لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ” “Bu yoldan sapıp zarara uğrayanlar sakın sizi bu yoldan saptırmasın.”
Yahut Allah''ın mead ve kıyameti gözetleme tavsiyesinden sonra “Ey iman edenler, Allah''tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın.”[12] buyurduğu mübarek Haşr suresindeki ayet gibi başka ayetler. Ayet, merhum Allame''nin süluk menzillerinde birkaç erbainlik orta menzillerde üzerinde durduğu nokta olan murakabeyi emretmektedir.
Sonraki ayette “وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ”[13] buyurulmaktadır. Yani “Sakın Allah''ı unutan kimselerden olmayın.” Eğer böyle olursa Allah da size kendi nefislerinizi unutturur. Öyleyse bu sözün mefhumu muhalifi şudur: Eğer kişi Allah''ı unutmak istemiyorsa kendisini unutmamalıdır. Bu nokta, merhum Allame''nin sülukunda son düstur ve nihaî merhaledir. Elbette ki talimatlarda buyurduğu özellikli yöntemlerle.
Allame''nin Eğitim Ekolünün İlkeleri
Başlangıç seviyesindeki bu aşinalıktan ve belirtilen girişten sonra sıra Allame Tabatabaî''nin (rh) eğitim mektebinin ilkelerini ortaya koymaya gelmektedir. Allame Tabatabaî''nin eğitim mektebinde birkaç kesin ilke vardır:
1. Talimatların Kitab ve Sünnet''e Dayanması
Tüm düsturların Kitab ve Sünnet''e dayanması ve dinin zâhirî hükümlerinin emrettiği çerçevenin dışına çıkılmaması.
2. Nefsi Eksen Alan Yöneliş
Nefsin özellikle vurgulanması, insanın daima nefsini gözetim altında tutması ve kalbin Allah''ın güvenli haremi olmasına odaklanma. (Kalp Allah''ın haremidir.) Sakın bu kalbe tevhidden başka bir şey girmemelidir.
“Allah''ın haremi Allah''tan başkasıyla huzur bulmaz.”[14]
3. Dinin Zâhiri ve Bâtını Vardır
Üstad Saadetperver (rh) şöyle buyurur: “Dinde temel ilke şudur ki, İslam''ın kıymetli Peygamberi''nin (a.s) risaleti, dinin zâhirini Müslümanların geneline iletmektir. Yani dinin zâhirinde vacip, haram, müstehap, mekruh vs. ne varsa Müslümanlar onlarla amel etmek durumundadır.”
Sonra şöyle buyurur: “Dinin zâhiri herkes içindir. Diğer bir ifadeyle, dinin zâhirlerine uyulması, küfür ve İslam''ı zâhirde birbirinden ayıran şeydir. Bu mertebeden başlayarak İslam ve imanın üst aşamalarına varmaya uzun bir yol vardır. Tıpkı Kur''an gibi. Bu semavî Kitap, onun ayetleri ve kelimeleri kainatın tamamının muazzamlığı ölçüsünce derinliklere sahiptir.
“O elbette asil Kur''an''dır. (77) Korunmuş bir kitaptadır. (78) Ona temiz olanlardan başkası el süremez. (79)”[15]
Kitabın hakikatı “Asıl kitap”tadır.[16] O makamda harf, kelime, cümle ve Kur''an''ın sözlü ayetlerinden bahsedilmez. Bilakis orada herşeyin hakikatı vardır. Bundan dolayı dinin zâhiri, Ehl-i Beyt''in (a.s) kelimelerinin zâhirinden ve Kur''an''ın zâhirinden elde edilir. Zâhirî buyruklara tâbi olmakla insanın kalbi yavaş yavaş dinin bâtınına aşina olmaya başlar. Bu meselenin şahidi[17] Kur''an ayetleri ve İmam Sâdık''tan (a.s) gelen sözdür.
Şöyle buyurur: “İmanın basamaklar halinde on derecesi vardır. İnsan bu basamakları adım adım çıkmalıdır.” Sonra şöyle buyurur: “Oradan basamak basamak yükseğe çıkar.” İnsan çokça gayret göstererek ve uzun erbainlerle imanın mertebelerini basamak basamak kateder. Bu nedenle sözünün devamında şöyle buyurur: “En yüksek mertebelerde olan kişi, herkesin kendisi gibi anlamasını, amel etmesini, onun gibi itikada sahip olmasını beklememelidir.” Sonra şöyle buyurur: “Yüksek mertebelerin itikadını aşağı seviyedeki mertebelere; kalbi, bedeni ve ruhsal mizacı o meseleyi kaldıracak tahammül ve kabiliyette olmayan kişiye yüklememek gerekir.”[18]
Aynı şekilde çok sayıda ayet de vardır. Mesela şöyle buyrulur: “Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin” İlim sahiplerinin dereceleri vardır. Bu derecelerin, onların sahip olduğu ilmî dereceler nedeniyle olduğu ortadadır. Dolayısıyla Allame Tabatabaî''nin (rh) mektebinde bahsedilen, dinin zâhiri ve bâtınıdır.
Dinin Zâhir ve Bâtını Olduğuna Şahitler
Şayet bu ilkelerin pratik olarak kendini nerede gösterdiği sorulacak olursa, mesela itikatlarda gerekli olan, kişi İslam ve küfrün sınırına girdiğinde tevhide ve Rasul-i Ekrem''in (a.s) risaletine itikattır.