Maneviyat

Allame Tabatabaî''nin Eğitim Bakışıyla Marifet ve Kemal Yolu

02 September 2025 40 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 10

Tevhide itikat ilmu''l-yakin mertebesinde, insanın istidlal ve kanıtla elde edeceği inanç mertebesidir. Bu mertebe kabul edilebilir, ama yeterli değildir. Çünkü Kur''an''a göre Allah''ın evliyası Allah''tan ilmu''l-yakin ile yetinmiyordu. Mesela Hz. İbrahim (a.s) daima Rabbinin dergahına başvuruyor, ağlıyor ve niyazda bulunuyordu: “Allahım, beni aynu''l-yakin ve daha yükseğine çıkar.” Sonunda Hz. İbrahim''in (a.s) duasına icabet edildi. Nitekim ayet şöyle buyurur: “Böylece biz İbrahim''e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun.”  Buradan anlaşılıyor ki âlemin ve onun ardından da dinin melekutu var. Allah''ın evliyası da aynu''l-yakin mertebesinde ve daha yükseğinde (hakku''l-yakin) onun peşindedir.

Diğer bir örnek ilahî ahkâmda en büyük fariza olan namazdır. Kur''an''da muhtelif ayetlerde görülmektedir ki, ilk mertebede namazın zâhirine bağlılık emri verilir. “Namaz kıl, güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar”  Fakat Allah''ın mübarek Maide suresinde abdest, gusül ve teyemmümden bahsettiğini görüyoruz. Şöyle buyruluyor: “Allah size güçlük çıkarmak istemiyor.” Yani hüküm getirmekle meşakkat vermek ve sizi zahmete sokmak istemiyoruz. “Fakat sizi temizlemek istiyor.” Bilakis sizi temizleyip arındırmak ve Üzerinizdeki nimetimizi tamamlamak istiyoruz: “Üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor. Umulur ki şükredersiniz.”  Şu halde, namazın bâtını taharettir ve taharetten murad da manevîdir. Çünkü daha önce taharet “toprakla” ve “suyla” buyurulmuştur. Namazla elde edilen bu taharet namazın zâhrî değil bâtınî hükümlerinin parçasıdır.

Mübarek Nisa suresindeki başka bir şahitte şöyle buyurulmaktadır: “Ey iman edenler, sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.”  Kişi eğer sarhoş haldeyken namaz kılarsa namazda ne yaşanır? Namaza nasıl bir halel gelir ki bâtıl olur? Şöyle buyuruluyor: “Ne söylediğinizi bilinceye kadar.” Demek ki Rabbimiz burada hükmün gerekçesini beyan etmektedir. İnsan kalp huzuruyla namaz kılmalı ve ne dediğini bilmelidir. Yani sarhoşken kaybedilen ve bu hükme sebep olan şey. Şuurun kaybedilmesi, namazla ve onda olması gereken kalp huzuruyla ilgilidir.

İnsan ayet-i şerifeyi süluk bakımından analiz edecek olursa kalp huzurunun olmadığı her namaz, velev ki fıkhen sahih olsa ve iadesi gerekmese de manevî ve bâtınî bakımdan bu namaz hoşnut olunmayacak bir namazdır. Bunun delili de namaz konusunda gelmiş başka ayetlerdir. Mesela şöyle buyurulur: “Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” 

İnsan, bâtını olan hakiki namazı eda ederse onu kötülüklerden ve çirkin şeylerden alıkoyar. Halbuki kişi namaz kılar ve namazdan sonra günah işlemeyi sürdürürse namazı fıkhî bakımdan sahihtir ama dinin bâtını açısından bâtıldır. Dolayısıyla kılınan namazın gerçek namaz olmadığı bellidir. Çünkü gerçek namaz olsaydı o namazı kılanı kötülük ve çirkinlikten alıkoyması gerekirdi. Şu halde bu noktalardan çıkan sonuç şudur ki, dinin sadece zâhir ve bâtını yoktur, bilakis aslında sâlikin zâhirî hükümlerden istifadesinin mizan ve kriteri, dinin ve hükümlerinin bâtınına ve hakikatine odaklanmasıdır. Sâlikin, namazda namazın bâtınına dikkat kesilmesi ölçüsünce. Bu kritere uyduğunda namazı gerçekten eda etmiş olacaktır. Aynı kritere göre de namazın etkilerinin vücuduna yayılması beklentisi içinde olabilir. Öyleyse dinin bâtına sahip olması ilkesi sırf teorik bir ilke değildir. Aksine tamamen pratik bir ilkedir ve sâlike amelinde yardımcı olur.

Dinin Bâtınî Hükümlerini Zâhirinden İstinbat

Şimdi soru şudur: Namazın bâtınına erişebilmek için ne yapmalıyız? Acaba dinin zâhirî buyruklarında bu konulardan bahsedilmiş midir? Yoksa seçkin bir şahsiyet gelip dinin bâtın ahkâmını, kalp huzurunu kazanmanın yol ve yöntemini, tahareti, kötülük ve çirkinlikten kaçınmayı vs. Allah''ın Kur''an''da beyan ettiği ve rivayetlerde geçen hükümleri dinin zâhirlerinden çıkarmalı ve bir eğitim ekolünün ahlak düsturları mecmuası olarak açıklamalı mıdır? Tam da dinin zâhir ahkâmını ayetler ve rivayetlerden istinbat eden bir fakih gibi. Bu sorunun cevabı şudur ki, dinin zâhirî ahkâmında hükümleri ayetlerden ve rivayetlerden çıkarıp müminlerin istifadesine sunacak bir âlime ihtiyaç duyduğumuz gibi, dinin bâtınî hükümler alanında da böyle bir âlime muhtacız. Çünkü dinin bâtınî hükümleri Masumların (a.s) sözleri içinde ve Kur''an''ın ayet-i şerifelerinde beyan edilmiştir. Mesela ayette “Sarhoşken namaza yaklaşmayın.”  buyurulmuştur. Peki sarhoşluk nedir? Akla gelen ilk anlam şarabın verdiği sarhoşluktur. Bu doğru bir anlamdır. Fakat şarabın sarhoşluğu gibi başka bir sarhoşluk da var mıdır?

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar