İmamiye, insanoğlunun saadet ve mutluluğunun sırf akıl yoluyla temin edilemeyeceğine inanır. Bizi gayb âlemine yönlendirecek ve ebedi hayat yoluyla tanıştıracak peygamberlerin varlığının zaruri olduğunu savunur. Aklın asli fonksiyonlarını görebilmesi için Enbiya''nın vahiy nuruyla aydınlatacağı bir yolun varlığını gerekli ve kaçınılmaz bilir. Buna göre, insanoğlu peygamberlerin öncülüğüne tabi olmadan hiçbir yere varamaz.
Ama Mutezile''ye göre Allah''ın peygamber göndermesi zaruri değildir. İnsanoğlu bir başına da söz konusu yolu bulabilir. Elbette iki yerde peygamberlerin öncülüğünün gerekli olduğuna inanır; biri insanoğlunun yaratılışının ilk aşamaları, diğeri Peygamberlik geleneğinden tamamen kopmuş topluluklar. Örneğin Amerika''nın keşfedildiği yıllarda peygamberlerle hiçbir bağı olmayan topluluklara rastlanılmıştı. İmamiye bu durumlarda Enbiyanın yol göstericiliği olmadan aklın bir başına hiçbir fonksiyon göremeyeceğine inanır.
“İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcı-korkutucular olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere hak kitaplar indirdi…”
Onuncu Fark: İmamın Masum Olması
Bir diğer ayrılık noktası imam ve halifenin masumiyeti meselesiyle ilgilidir. İmamiye inancına göre imam ve peygamberin yerine geçecek ve rehberlik görevini uhdedar olacak kişilerin de peygamberin kendisi gibi masum olmaları gerekir. Fakat Mutezile (aynı şekilde Eş''ariyye) masumiyetin zaruretine inanmaz. Onlara göre masum olmayan biri de bu makamı temsil edebilir. Binaenaleyh İmamiye, imamet hususunda ilahi tayin (=intisap) görüşünü savunurken Mutezile, seçim (=intihap) yöntemini savunur. Tabi bu konu bütün detaylarıyla Kelam ilmi ile ilgili kitaplarda incelenmiştir.
Peygamberin yerine geçecek ve onun misyonunu üstlenecek bir imamın hayatı boyunca günahtan beri ve masum olması gerektiğini ispatlayan delillerden biri şu ayettir: «Zalimler Benim ahdime nail olamaz.»
Bu ayetin konuya delaleti şu şekildedir:
Peygamberin yerine geçecek şahıs şu dört durumda olabilir:
Bütün hayatı boyunca zulüm ve günaha bulaşmış biridir.
Bütün hayatı boyunca tertemiz bir yaşam sürmüştür.
Bu makama gelmeden önce günahkâr ama sonrasında arınmış bir kişiye dönüşmüştür.
Bu makama gelmeden önce masum ama sonrasında günaha bulaşmıştır.
Şimdi ise Hz. İbrahim''in bu dört sınıftan hangisini murat ettiğini bir görmek gerekir. Hiç kuşkusuz birinci ve dördüncü şıkkı irade etmiş olamaz. Doğal olarak onun Allah''tan imam kılmasını talep etmiş olduğu şahıslar ikinci ya da üçüncü şıklardaki özelliğe sahip olanlar olmalıdır. Allah, yukarıdaki ayette bu iki şıktan birinin “ilahi ahde nail olmayacağını” bildirmektedir ki yine doğal olarak bu, üçüncü şık olmalıdır. Binaenaleyh kabul edilmesi gereken ikinci şıktır.
Bu ayet, açık bir şekilde bir zalimin imamet ve hilafet makamına sahip olma salahiyet ve yetkisine sahip olmadığını göstermektedir.
Peygamberin yerine geçecek kişilerin masum olmaları gerektiğini ispatlamak için sadece şu ayet yeterlidir: “Ey iman edenler, Allah''a itaat edin; peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de…” Bu ayet çok açık bir şekilde İmamın masum olması gerektiğine delalet etmektedir.
Fahri Razi, bütün detaylarıyla bu ayeti açıklamış ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde konuya delaletini ortaya koymuştur. O, bu ayetle ilgili olağanüstü güzellikte bir yorum ortaya koymuştur. Doğrusu onun bu yorumdan sonra Şia''yı benimsemiş olması beklenirdi ama bu saadet bir nasip meselesidir. Fahri Razi diyor ki: “Allah bize bu ayette kayıtsız şartsız ve mutlak anlamda emir sahiplerine (=ululemr) itaat etmemizi emir buyurmaktadır. Şimdi, acaba bu makamdaki biri günah işlememizi emredecek olsa, yine de itaat etmemiz gerekir mi? Allah, mutlak anlamda itaati farz kıldığına göre, anlaşılan şudur; bu makama gelecek bir insanın asla günah işlemiyor olması gerekir. Bu durumda mutlak anlamda itaat buyruğu, emir sahiplerinin masum olmaları gerektiğinin delilidir. ”
On Birinci Fark: İyiliği Emretmek ve Kötülükten Nehyetmek
Bir diğer ayrılık noktası, “iyiliği Emretmek ve kötülükten nehyetmek” meselesi ile ilgilidir. İmamiye''nin büyük çoğunluğu bu vazifenin Şer''i olduğuna ve aklın böyle bir sorumluluğu gerektirmediğine inanırlar. Mutezile ise, iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak vazifesinin aklın gerektirdiği bir sorumluluk olduğunu savunur. Buna göre bu sorumluluk, Şer'' tarafından vazolunmamış olsa bile İslami ve insani bir görev olarak algılanmalıdır.
Elbette İmamiye ulemasından bir grup, Mutezile ile aynı paralelde bu sorumluluğu akli bilirler. İyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek sorumluluğunun hem aklen hem de Şer''an vacip olduğunu gösteren delillerden biri şu ayettir:
“Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder)…”