Bu ayetin konuya delaletini şu şekilde açıklayabiliriz: bizler her bir bireyin alınyazısının, içinde yaşadığı toplumun bütününün alınyazısına bağlı olduğu bir yaşam tarzına mahkûm olarak yaşarız. Öyle ki bir bireyin alınyazını, toplumun alınyazısından ayırmak mümkün değildir. Bir toplum bozulmaya yüz tuttuğunda sırasıyla ben, sen, çocuklarımız ve gitgide bütün müminler bu bozulmaya maruz kalırız. Oysa İslam pak ve tertemiz bir toplum ister. Öyleyse başkalarının olumsuz davranışları karşısında duyarsız kalınamaz. Bir bireyin maddi ve manevi sağlığı, tamamen insanlık camiasının sağlığına bağımlıdır. Bu konunun geniş açıklaması için konuyla ilgili daha kapsamlı kitaplara başvurulabilir.
On ikinci Fark: Büyük Günah İşleyenlerin Ebedi Olarak Cehennemde Kalmaları
En son kelami ayrılık noktası “büyük günah işleyen biri, tövbe etmeden ölürse ebedi olarak Cehennemlik midir?” sorusuyla ilgilidir. Mutezile''ye göre, büyük günah işleyen bir insan tövbe etmeden ölürse, ebedi olarak Cehennemde kalır; çünkü o ne mümindir ne de kâfir.
Buna mukabil İmamiye inancında, bir mümin büyük günah işlese de iman dairesinden çıkmaz. Binaenaleyh eğer tövbe edecek olursa kurtulur; yok tövbe etmeden ölürse işlediği günah miktarınca azap gördükten sonra Allah onu Cehennemden çıkarır. Bu, Şefaat aracılığıyla olabildiği gibi, bu aracı olmadan da gerçekleşebilir.
Buraya kadar, iki ekol arasındaki Kelami ihtilaf noktalarını açıklamış olduk.
Bütün bunlardan anlaşılması gereken, İmamiye''nin Kelam ekolünün tam anlamıyla bağımsız bir yapıya sahip olduğu ve hiçbir şekilde Eş''ari ya da Mutezili kelam ekollerine borçlu olmadığıdır. İmamiye Kelami temel ilkelerinin yegâne kaynağı Kur''an, Sünnet ve Akıl''dır
ŞİA VE EHLİ SÜNNET FIKHI ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR
En genel çerçevesiyle İmamiye ve Ehli Sünnet fıkhı arasında yirmi bir ihtilaflı konudan söz edebiliriz ki bu konularla ilgili ihtilaf, yüz seksen derecelik bir ihtilafa tekabül eder. Geri kalan konularla ilgili ihtilaflar nisbi ve görecelidir. Şeyh Tusi''nin “El Hilaf” kitabını mütalaa eden herkes şu gerçeği açıkça görebilir ki İmamiye, cevap verdiği bütün fıkhi problemlerde, dört mezhep imamından en az biriyle ortak bir çizgide yer alır. Bazen Ebu Hanife ile bazen Şafii ile bazen Malik bazen de Ahmed b. Hanbel ile ortak bir paydada buluşur. Bazı durumlarda ise tarihte kalmış, yani sahabe ve tabiin döneminde gündemde olan diğer mezheplerle; örneğin Süfyan Sevri''nin mezhebi ile ortak bir görüşü paylaşır.
İmamiye, yirmi bir fıkhi konuda Ehli Sünnetle tam bir farklılık taşır:
1. Ayakları mesh etmek: İmamiye, abdest alırken ayakların mesh edilmesi gerektiğine inanır. Oysa Ehli Sünnet ayakların yıkanması gerektiğini savunur.
2. İmamiye mest ya da ayakkabı üzerine meshi caiz görmez. Oysa onlar nezdinde caizdir.
3. İmamiye''ye göre namaz esnasında “besmele” okumak gerekir ve bu, namazın bir cüzüdür. Oysa onlar “besmele”nin namazın bir cüzü olmadığını söylerler.
4. İmamiye, namazda kıyam esnasında ellerin açık olması gerektiğine ve elleri bağlayarak kılınan namazın batıl olduğuna inanır. Fakat diğerleri (Malik dışında) el bağlamanın müstehap; dahası sünnet olduğuna inanırlar.
5. İmamiye sadece toprak ya da topraktan biten bir şey üzerine secde edilmesi gerektiğine inanırken, onlar secdenin her şeyin üzerine yapılabileceğini savunurlar.
6. İmamiye''ye göre her durum ve şartta iki namaz bir arada kılınabilir. Ehli Sünnet ise sadece yolculuk durumunda, aşırı yağışlı havalarda ve zorluk söz konusu olduğu zamanlarda bunu caiz bilir.
7. İmamiye''ye göre Teravih Namazını cemaatle kılmak bidattir. Onlara göre ise bu, bidat bile olsa bir “bidat-ı hasene”dir ve amel edilebilir.
8. İmamiye, yolculuk esnasında namazların seferi namazı şeklinde kılınmasını farz bilir. Onlara göre ise namazı kasr etmek, mübah ya da müstehaptır.
9. İmamiye, sefer esnasında orucu bozmayı farz bilirken onlar bunu farz bilmezler.
10.İmamiye görüşüne göre Cemaat ve Cuma imamlarının adil olmaları şarttır. Onlara göre ise iyi ya da kötü herkesin arkasında namaz kılınabilir.
11.İmamiye, yıllık gelirlerden Humus verilmesi gerektiğine inanırken onlar böyle bir farza inanmazlar.
12. İmamiye, ibtidai cihadı (=savaşı başlatan taraf olmayı) masum bir imamın iznine bağlar. Fakat onlar ibtidai cihadın masum bir imamın izni olmaksızın da caiz olduğuna inanırlar.
13. İmamiye, talakın geçerli olabilmesi için iki adil şahidin şahadetini gerekli bilir. Onlar ise bu şartı sadece nikâh akdi için öngörür ve boşanmada iki adil şahidin şahadetini gerekli bilmezler. Oysa İslam, insanları evliliğe teşvik ettiği için nikâh akdini kolaylaştırır ve iki adil şahidin şahadetini müstehap addeder. Talak konusunda ise İslam Şeriatının asıl mercii olan Rabbimiz “Benim nezdimde en sevilmeyen şey talaktır” diye buyurur. Bu yüzden talakın şartlarını zorlaştırarak bu işin vukuunu en aza indirmeyi murat eder. İki adil şahidin şahadetinin şart koşulmasının felsefesi budur.