Maneviyat

İlahî Maârif Mertebeleri

21 August 2025 47 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 11

Bu yedi mertebeden her biri çok sayıda mertebe barındırır. Bunlar, avam ya da havas olan insanın betimleyebileceği ve ayrıntılarıyla tanımlayabileceği şeyler değillerdir. İlahî maârif mertebeleri de bu şekildedir. Bu mertebeler her ne kadar dörde, yediye veya daha fazlasına taksim edilmiş olsa da bunlarla sınırlı değildir. Bu açıdan baktığımızda, bazı rivayetlerde Allah’ın kitabının mertebeleri dört mertebe olarak geçmekte, diğer bazı rivayetlerde ise sonsuz ve derin denizlere benzetilmektedir. Bu mertebelerden her biri böyle özelliklere sahiptir. Örneğin İmam Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah’ın kitabı dört şey üzeredir; ibare, işaret, letaif ve hakikatler. İbareler avam içindir, işaretler havas içindir, letâifler evliyâ içindir ve hakikatler enbiyâ içindir.”

Bu hadis-i şerifte Kur’anî maârif mertebeleri dört gruba ayrılmıştır ama diğer bazı rivayetlerde, onun bazı mertebelerinin halkın ulaşamayacağı kadar derin, geniş ve dakik olduğunu söylemişlerdir. Örneğin Emirü’l-Müminin (a.s), onun sonsuz deryasından ancak bir nem kadarının –daha fazlasının değil- alınabileceğini nakletmiştir. Zira marifetin bu mertebesi, uluhî ve vücubî mertebeye mahsustur, mahlûkat ve mümkünat mertebesine değil. Daha önce değindiğimiz Muhammedî evliyanın öğretileriyle irtibatlı rivayetler ile Kur’an’ın tıynetiyle ve bâtınıyla, Peygamber’in ve ailesinin (a.s) hakikatiyle ilgili rivayetler de böyledir.

Uluhî ve vücubî mertebeye mahsus olmayanlar da bütün âlimler ve talebeler arasında müşterek değildir. Zira mahlûkat mertebesinin kendisi de birçok mertebeyi barındırır ve bu mertebelerden her biri, mahlûkatın ilahî maârif mertebelerinden bazılarına ulaşma kapasitesine sahip değillerdir.

Allame Tabatabâî gibi büyük âriflerin konumlarıyla biraz aşina olabilmek amacıyla ilim ve maârif mertebelerini şerh etmek, bu yazının asıl amacıydı ve şimdi bu konuyu işlemeye geçeceğiz.

Daha önce de değindiğimiz gibi ilâhi maârifin birçok mertebeleri vardır. Bunların vasfedilmesi mümkün değildir ve sıradan insanın bunları ne söylemeye gücü vardır, ne de dinlemeye. Ancak:

آب دريا را اگر نتوان كشيد % هم به قدر معرفت بايد چشيد

Deniz suyunu tamamen çekmek mümkün olmasa da
Marifet miktarınca tadına bakmak gerekir.

Bu yüzden bu yazının kapasitesi miktarınca bu mertebelerden bazılarına değineceğiz.

 

Özel Ehadiyet Mertebesi

Allah Teâlâ’nın zatının birliğinin akıl, keşif ve şuhudun ötesinde olduğu gibi, onun sıfatlarından her biri de bu şekildedir. Yani onlardan her birinin, mahlûkatın kesretini ortaya çıkaran çeşitli ve sonsuz mertebeleri olsa da ve onlardan her biri o mertebelerden biriyle irtibatlıysa da bunun vücubî mertebesi, O’nun en kutsal olan zatına özeldir. Diğer bir tabirle O’nun zâtı, hakikati, ilmi, hayatı, kudreti ve diğer sıfatları ne mahlûkata atfedilebilir, ne de mahlûkat tarafından idrak edilebilir. Bu, uluhî sırrın hakikat mertebesidir ve hadis-i şerifte buna bir miktar işaret edilmiştir.

Bu mertebe, ezelî ilahî muhabbetin kendisine ulaştığı ve kimsenin açmaya gücünün yetmeyeceği bir mertebedir. Bu hakikatle halk Hak’tan ayrılır ve farklılaşır. Bu mertebe yaratılan herkese ve herşeye gizli ve örtülüdür. Ancak mahlûkat tarafı rabbanî tarafta tamamen yok olanlar istisna, o zaman durum değişir. Onunla Allah Teâlâ arasında bir fark kalmaz, fena makamına ve hakiki mahva erişir.

Bu durumda bütün pak ve mukaddes Allah velilerinin tabiriyle, ikisi arasında bir fark olmadığı söylenebilir. İkilik olmadığından bir fark da olmaz. O Hazret Recep ayının amelleriyle ilgili yazısında şöyle buyurdu:

“…لا فرق بينك و بينهم الا انهم عبادك…”

Her halükârda ilmin bir mertebesi vardır ki Allah Teâlâ’nın kutsal zatına mahsustur ve mahlûkat hiçbir şekilde ona ortak değildir.

 

Peygamber’e ve Ehlibeyt’ine Özgü Mertebe

Yaratılışın ve mümkünatın ilk mertebesi, Peygamber ve Ehlibeyt’inin hakikati ve varlığının nuru olduğu gibi, ilim ve marifet mertebesiyle onun ilk belirdiği ve nüzul ettiği mertebe de onlara aittir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar