Maneviyat

Latif Olmadan Yol Açılmaz

08 May 2026 11 dk okuma 3 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 3

Latif Olmadan Yol Açılmaz

Merhum Üstad Fâtımîniyâ

İnsan bazen zanneder ki maneviyat uzaklarda bir yerdedir; dağların ardında, seher vakitlerinin derinliğinde, uzun zikirlerde, çok kitap okumakta, büyük meclislerde, yüksek hakikatleri konuşmakta.

Hâlbuki işin başı çoğu zaman çok yakındadır: Evdeki ses tonumuzda, eşimize baktığımız bakışta, çocuğumuzun hatasına verdiğimiz ilk tepkide, iş yerinde söylediğimiz cümlede, bir kardeşimizin kalbini incittiğimizde içimizde duyduğumuz pişmanlıkta…

Kur’ân-ı Kerîm, Resûlullah’ın etrafında insanların toplanmasını onun sertliğine değil, rahmetle yumuşak davranmasına bağlar:

“Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 159).

Demek ki hak söz bile kaba kalpten çıkarsa bereketi azalır; doğru olan bile sertlikle söylenirse gönüllere ulaşmaz.

Allah Teâlâ, Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn’u Firavun’a gönderirken bile “Ona yumuşak söz söyleyin” buyurur.

Düşünelim: Muhatap Firavun’dur; zulmün, kibrin, azgınlığın sembolü. Fakat ilâhî emir yine de yumuşak sözdür. Eğer Firavun’a karşı bile sözün yumuşağı emrediliyorsa, evimizdeki mümine, eşimize, evladımıza, kardeşimize, talebemize, arkadaşımıza karşı sertliği nasıl meşru görebiliriz?

İrfan ehli der ki: “Yolun başı edep, ortası edep, sonu yine edeptir.” Edep ise sadece büyüklerin yanında sessiz oturmak değildir. Asıl edep, gücün yettiği yerde incitmemektir. Asıl edep, haklı olduğun hâlde kırmamaktır. Asıl edep, öfke geldiğinde nefsin tahtından inip Allah’ın huzuruna çıkmaktır.

Ehl-i Beyt mektebinde bu hâle “rıfk” denir: yumuşaklık, letafet, incelik, ölçülü davranış, gönlü kırmadan terbiye etmek. Resûlullah’tan nakledilen rivayette şöyle buyrulur: “Rıfk bir şeye konuldu mu onu süsler; bir şeyden çekilip alındı mı onu çirkinleştirir.” Yine rivayette “Allah bir ev halkına hayır murat ettiğinde onlara rıfk kapısını açar” buyrulmuştur. İmam Bâkır’dan nakledilen bir söz de çok derindir: “Her şeyin bir kilidi vardır; imanın kilidi rıfktır.”

Demek ki rıfk, basit bir ahlak güzelliği değil, imanın kilididir. Kilit kapalıysa insan çok şeyin etrafında dolaşır ama içeri giremez. Çok konuşur, çok okur, çok anlatır; fakat kalbine nur inmez. Çünkü kalp, Allah’ın nazargâhıdır. Kalp kıran insan, kendi nazargâhını da karartır.

Bir kimse evde birkaç defa bağırıyor, sonra da seher vakti “Ya Rabbi bana marifet ver” diyorsa, önce şunu sormalıdır: “Ben bugün kimin kalbini incittim? Benim yüzümden kimin içi daraldı? Benim öfkemden dolayı evimde kim ürperdi?” Çünkü ev halkının korktuğu bir insanın, meleklerin ünsiyet ettiği latif bir kalbe ulaşması kolay değildir.

Allâme Tabâtabâî’nin hayatından nakledilen şu kıssa bu hakikatin ete kemiğe bürünmüş hâlidir: Bir genç bisikletiyle ona çarpar, Allâme yaralanır; fakat o, kendi acısından önce gencin hâlini sorar, onu teskin etmeye çalışır. Oysa genç hiddetle Allame’ye; “İhtiyar yolunda doğru yürüsene..” diye kaba bir söz söylediğinde Allâme’nin cevabı “Allah hepimizi doğru yolda yürümeyi nasip etsin” şeklinde olur. Bu, kitaplarda yazılan ahlakın yaşayan örneğidir. Böyle insanlar, “ben haklıyım” perdesini yırtmış, “Rabbim benden ne istiyor?” makamına yaklaşmıştır.

İşte letafet budur: Darbe aldığında bile kalp kırmamaktır. Acı içindeyken bile karşıdakinin gönlünü düşünmektir. Kendi nefsini değil, Allah’ın rızasını merkeze almaktır. Biz olsak belki hemen bağırır, ayıplar, mahcup eder, cezalandırırdık. Fakat onlar bilirlerdi ki insanın asıl yarası dizinde, kolunda, bedeninde değil; nefsinin kabarmasındadır. Nefs kabarırsa insan küçülür; tevazu gelirse insan büyür.

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar