Halkın çoğu bu tür ilahî sırları anlamaya uygun olmadıkları gibi, anlamaları mümkün ama zor olan maariflerden de uzak dururlar. Bu yüzden o maârifleri anlatmak da hayrete ve tereddüte düşmelerine sebep olur. Bu yüzden Peygamber (s.a.a) ailesinin dilinden bu maârifler döküldüğünde, muhatapları tereddütle, “Acaba gaybden mi haber veriyorsun?” diye sorarlardı. Nitekim Emirü’l-Müminin hazretlerine böyle sordular. O ise şöyle buyurdu:
“Bu gayb değil, ilim sahibinden öğrendiğimdir.”
Bazı büyük âriflerin söylediklerine göre ilim sahibinden kasıt Hz. Resulullah (s.a.a) idi. Rivayetlerde evliyânın ilahî sırları ifşa etmekten sakındıklarına dair birçok örnek vardır. Bu hem bütün ilahî maârif mertebelerinin herkes için münasip ve faydalı olmadığını, hem de herkesin onu anlama yetisine sahip olmadığını gösteren bir noktadır. Ne herkesten uzak tutulabilir, ne de herkese aşikâr edilebilir. Her kişi veya grup için onlara uygun olan ölçüde beyanda bulunulmalıdır. Mevlânâ Rûmî’nin tabiriyle:
Hepsi birden dedi: Ey kılı kırk yaran bilge
Bırak aldatmayı, bize cefâ etme
Hayvanın sırtına takati kadar yük koy
Zayıflara kuvveti kadar iş buyur
Her kuşun yemi kendine göredir
Her kuşun lokması incir olur mu?
Çocuğa ekmek verirsen süt yerine
Zavallı çocuğu ekmek yüzünden ölmüş bil
Çocuk diş çıkardıktan sonra
Kendisi istek duyar ekmek yemeye
Kanadı çıkmamış kuş nasıl uçar?
Yırtıcı kediye bir lokma olur
Kanat çıkarınca, kendi isteğiyle
Uçar; bakmaz iyi kötü ıslığa
Bir şekilde bu konuya işaret eden rivayetlerden bazılarına muhtasar olarak değinelim:
1. Kumeyl, Emirü’l-Müminin’e (a.s) “Hakikat nedir?” diye sordu. O cevabında şöyle buyurdu:
“Senin hakikatle ne işin var?”
Yani sen kimsin ki layık olmadığın halde hakikatle ilgili soru soruyorsun?
Kumeyl: “Ben senin özel yarenlerinden ve sırrını paylaştığın dostlarından değil miyim?” diye sordu. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu:
“Öylesin fakat ilim denizimizin dalgalarının neminden biraz fazlası sana ulaşır.”
Evet, sen benim hususi yarenlerimdensin ama bu tür sırlara ve remizlere uygun değilsin. Zira bu tür sırların anlatılması sana zarar verir. Zira vücudunda haddinden fazlasına tahammül etme gücü yok ve bu sırlar da senin kaldırabileceğinden fazladır.
Kumeyl dedi: “Acaba senin gibi ihtiyaçları gideren, ilimleri ve hakikatleri ihata eden ve ihtiyaç sahiplerinin kapasitesini ve kabiliyetini bilen biri, ihtiyaç sahiplerini kendi hakkından mahrum edip amacına ulaşmasına engel mi olacak? Allah’a and olsun ki böyle değil, sen de, senin gibiler de herkese anlayışı ve kapasitesi oranında eğitim verirsiniz.”
Netice itibarıyla Kumeyl, Emirü’l-Müminin’in (a.s) özel dostlarından olmasına, gizlide, karanlıkta, gece vakti onun özel eğitimlerinden istifade etmesine rağmen, yine de özel sırlara ulaşma kabiliyetine sahip değildi. Bu yüzden Hz. Ali (a.s) bu sohbetin sonunda ona sükût etmesini ve konuşmaktan sakınmasını emretti. Çünkü söylenebilecekler söylendi ve bu da Kumeyl’in ilahî maârifleri anlama yetisinin sınırı ve sonu anlamına geliyordu. Elbette Kumeyl’in derecesine de çok az kimse ulaşabilir.
2. İmam Seccad’a (a.s) ait olan bir şiir şu şekildedir:
اني لاكتم من علمي جواهره
كيلا يري الحق ذو جهل فيفتتنا
و قد نقدما فيها ابو حسن
مع الحسين و وصي قبله الحسنا
فرب جوهر علم لو ابوح به
لقيل لي: انت ممن يعبد الوثنا
و لاستحل رجال مسلمون دمي
رون اقبح ما ياتونه حسنا
Feyz-i Kâşânî Vâfî kitabının mukaddimesinde ve el-Usuli’l-Akliyye’de nakledilen şiirin Hz. Seccad’a (a.s) ait olduğunu söyler. Aynı şekilde muhaddis Urmevî yazdığı talikatında bu şiirin Hz. İmam Zeyne’l-Abidin’e (a.s) ait olduğunun meşhur olduğunu söylerken el-Gadir’in müellifi de onun İmam Seccad’a (a.s) ait olduğunu bildirir.
“Değerli ilim cevherlerimi gizli tutuyorum. Hakikat bir nadana aşikâr olmasın ve bize asılmasın diye. Emirü’l-Müminin, İmam Hasan ve İmam Hüseyin (a.s) bu cevhere sahip olmada benden öndeydiler. Öyle şerefli bir ilim ki onu aşikâr edecek olsam beni putperestlerden sayarlar. Müslümanlar kanımı dökmeyi reva bilirler çünkü en çirkin işlerini güzel görürler.”