4- Resulullah (s.a.a) velayeti de nüfuz edilemez ilahî kale olarak tanıtmıştır. Örneğin Allah Teâlâ tarafından şöyle buyurmuştur:
ولاية علي ابن ابي طالب حصني فمن دخل حصني امن من عذابي
“Ali b. Ebu Talib’in velayeti benim sağlam kalemdir, kim benim kaleme girerse azabımdan güvendedir.”
Velayet de tevhid gibi nüfuz edilemez ilahî bir kaledir. Daha önce söylendiği gibi takvanın bazı mertebeleri de bu özelliğe sahiptir. İmam Ca’fer Sâdık’ın (a.s) sözünden anlaşıldığına göre de bu kale, içindekilere herhangi bir zararın ulaşmasına engel olur; ne bir günaha bulaşırlar, ne de bir hata yaparlar.
Şimdi hısn (kale) kelimesinin manasını ve kullanıldığı yerleri dikkate alarak medine-i hasîne kelimesinin şerhine geri dönelim.
Hasîn kelimesi hem fâil, hem de mef’ul anlamında kullanılır. Eğer fâil anlamında olursa medine-i hasîn, yani içindekileri her türlü zarardan koruyan sağlam bir kale gibi olan şehirdir. Mef’ul anlamında olursa sağlam bir kalenin içindeki şehirdir. Birinci anlamda o şehir kaledir, ikinci anlamda ise o şehir kalenin içindedir. Her halükârda iki durumda da şehir halkı için bir fark yoktur. Zira onlar iki durumda da, vasıtayla veya vasıtasız kalededirler.
Söylenenler dikkate alındığında İmam Sâdık’ın (a.s) müçtema kalp /toplanmış kalp diye tabir ettiği medine-i hasîneden kasıt takva, velayet ve tevhid ehlidir. Bunlar dördüncü grup unvanıyla, aynı mukarreb melekler, mürsel enbiyâ ve sınanmış müminler gibi ilahî maârifin bu mertebesindedirler.
Müçtema kelimesine kısaca değinerek bu bahsi bitireceğiz. Müçtema, müteferrikin karşısında yer alır. Müçtema olmayan kalp, müteferriktir. Bu tefrika ya şüpheye, tereddüte, batıl evhamlara maruz kalmak ve onlardan etkilenmek anlamındadır ya da bazılarının söylediği gibi daha derin bir manası vardır.
Tefrika kesret anlamındadır ve müteferrik kalp, şüphesi, tereddütü ve batıl evhamı olmasa bile kesrete bulaşmış olan kalptir. Kesretten arınmış bir kalp ise vahdete her açıdan tam teveccühü olan bir kalptir. Aslında Allah’tan uzaklaştıran her şeyden arınmıştır. Allah Teâlâ’nın özel rahmet elinden temizleyici şarabı içerek ağyarı unutan kalptir. İmam Ca’fer Sâdık’ın (a.s) tabiriyle; يطهّرهم عما سوي الله
Eğer bir kimse kıyametten ve cennete girmeden önce temizleyici şarap kadehini Allah Teâlâ’nın rahmet elinden alır, içer ve ağyardan uzaklaşırsa, kendi varlığında hiçbir şekilde tefrika ve kesret olmazsa içtimaya ulaşmış, hakiki vahdeti elde etmiştir; onu müşahede etsin veya etmesin. Böyle bir kimse tevhid ve velayet ehlinden başkası değildir ve ilahî maârif mertebesine ulaşma yolunda üç gruba eşlik etme liyakatine sahiptir.
Son iki mertebeye ulaşmak masum olmayanlar için mümkün olmadığından her türlü zandan kaçınıyoruz ve ilahî maârifin diğer iki mertebesine kısaca değindikten sonra ilahî maârifin beş mertebesinden birine işaret eden rivayetleri açıklayacağız.
Havas Mertebesi
Bu mertebe resullerin, meleklerin ve sınanmış müminlerin mertebesinden daha aşağıdadır ama bundan sonra değineceğimiz avam mertebesinin üstündedir. Daha önce Allah’ın kitabında dört şey olduğuna dair rivayete dayanarak söyledik, din maârifinin zahirine ve ibarelerine ilaveten işaretleri de vardır ve de enbiyâ ve evliyanın aşağısında olan Allah’ın havas kulları da bunları anlarlar.
Bunlar özellikle diğerlerinin anlayamadığı Kur’an kıssalarını anlarlar. Örneğin Âdem (a.s) ile lanetlenmiş İblis kıssasını öyle bir anlarlar ki ne Allah’ın fâilî tevhidiyle uyumsuz olur, ne Âdem’in (a.s) velayet, hilafet ve ismet makamıyla, ne de lanetli İblis’in ibadet, ilim ve kavrayış makamıyla. Ya da kaderin sırlarından öyle noktaları bilirler ki avam halk onun en azını anlamaktan acizdirler, hatta onu duymaları ve üzerinde düşünmeleri, onların küfrüne ve dinden çıkmalarına denktir.
Bazı âriflerin deyimiyle من عرف سر القدر، فقد الحد bu tür maârifi bilenler, dinden çıkmaya yöneleceklerdir. Elbette bu sözden kastın bütün insan tabakaları ve Allah Teâlâ’nın bütün mahlûkatı olmadığı açıktır. Zira bazı kimseler kendileri kaderin sırrıdır, onlardan daha aşağıda olan bazıları ise kaderi bir noktaya kadar anlarlar ve huzurları ve sükûnetleri artar.