Kuran-Ehlibeyt

Muhammed Arkun’un Kur’an’ın Dili Hakkındaki Görüşünün Tenkidi

01 August 2025 44 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 11

Felsefî hermönetikin temelleri ve buna dair çok sayıda okumanın ayrıntılı tenkidi bu araştırmanın konusu dışında kaldığından vereceğimiz özet cevapta Arkun’un sözünü eleştireceğiz.

Birincisi, Kur’an tefsirleri ve anlayışları ne kadar çok olursa olsun kuralsız ve ölçüsüz değildir. Bilakis sahih ve bâtıl tefsirleri teşhis edebilmek için tefsir kaideleri adıyla meşhur olan kurallar ve kriterler vardır. (Bu konuda bkz: Reveş-i Tefsir-i Kur’an, Mahmud Recebî ve Mantık-i Tefsir-i Kur’an, c. 2, Dr. Rızâyi Isfehanî). Dolayısıyla Arkun’un “müellifin elinden çıktıktan sonra metnin yeni hayatı”ndan maksadı eğer muhatapların metinden dayanaklı ve kurallı çıkarımları ise Kur’an’ın ölümsüzlüğü ve tüm zamanlarda insanlığın ihtiyacına cevap verebilecek olması tam da bunu gerektirir ve bu özelliğin Kur’an’a nispet edilmesi kabul edilebilir bir yaklaşımdır. Ama eğer kastedilen, Arkun’un sözünden anlaşıldığı gibi, Kur’an’dan her çıkarımın hüccet oluşturduğu ise bu görüşü reddeden çok sayıda delil vardır. Mesela:

  1. a) İnsanın anlayışı bilimlerin ve beşerî gelişmelerin etkisi altındadır ve sürekli olgunlaşır. Bu nedenle daima hataya açıktır, değişme ve mükemmelleşme halindedir, dogmatik dayanak kabiliyetine sahip değildir.

  2. b) Bu söz başka bir önermeyi daha gerektirir: “Hareketsiz ve sabit hiçbir anlayış yoktur.” Nitekim felsefî hermönetikte bu önerme özellikle belirtilmiştir. Halbuki tüm beşerî anlayış ve tefsirler değişken ve gayri sabit ise hermönetikin “hareketsiz ve sabit hiçbir anlayış yoktur” hükmü de değişebilir olacaktır. Yani bu cümle, herşeyden önce kendisini yanlışlayacak şekilde çelişkili ve paradoksaldır. Dolayısıyla eğer insanın anlayışının göreceliliğini tümel kabul edersek hiçbir sabit anlayış kalmayacak ve başta bu iddia olmak üzere beşerî bilimlerin tamamı yıkıma uğrayacaktır. (Rızâyî Isfehanî, Mantık-i Tefsir-i Kur’an, 1390: 4/305).

  3. c) Bir metnin müellifi ifadeyi anlama yolunda belli bir yöntem veya şahıslarla sınırlandırılırsa belirlenmiş mecra dışında onun muradını anlamak hiçbir zaman mümkün olamayacaktır. Diğer bir ifadeyle, müellif bu işle zikredilen çerçevenin dışına çıkmış her çıkarıma bâtıl mührünü vurmuş demektir. Kur’an-ı Kerim, Masumları (a.s) ayetlerini açıklamayı üstlenmiş kişiler olarak tanıtmaktadır:

“اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ”

“Bu Kur’an’ı, insanlara indirileni onlara açıklaman için sana indirdik.” (Nahl 44)

Aynı şekilde Kur’an’ı anlamada muhtemel âfetleri önleme bakımından müteşabihleri muhkemlere rücu ettirme ve mantıksal bürhan ve akla tâbi olma gibi metotları önermektedir. Müellif tarafından tayin edilmiş bu sınırların dışına çıkmak ve kurala bağlanmamış diğer ihtimallere yönelmek bizi konuşanın maksadından uzaklaştıracaktır. Halbuki kutsal metinlerde metni okuyan için ilahî iradeyi keşfetmekten başka bir hedef tasavvur edilemez.

  1.  

Vahye Nâsutî Bakış

Kur’an dili üzerinde yapılacak araştırmanın en önemli boyutlarından biri de “vahiy” meselesine bakış yöntemidir. Çünkü bir araştırmacının bu alanda Kur’an’a ilişkin diğer inançları onun vahyin çerçevesiyle ilgili görüşünden etkilenecektir. İslam’ın öğretilerine göre, Kur’an olarak Allah Rasülü’ne (s.a.a) nazil olan şeyin hepsi gönderilmiş vahyidir ve Allah Teala tarafındandır. Bu durumda karşımıza temel bir soru çıkmaktadır: Muhammed Arkun’un, Müslüman bir Kur’an araştırmacısı olarak vahiy konusunda bundan başka bir inancı mı vardır? Bu soruya cevap verebilmek için onun bu konuda dile getirdiği bazı görüşleri gözden geçireceğiz. Şöyle yazar:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar