Kuran-Ehlibeyt

Muhammed Arkun’un Kur’an’ın Dili Hakkındaki Görüşünün Tenkidi

01 August 2025 44 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 7 / 11

“Allah’ın kelamı, Tevrat ve İsa’da tecelli ettiği gibi Kur’an’da da görülmektedir. Bu nedenle Muhammed’e (s.a.a) nazil olan vahiy bir kez daha ‘Ehl-i Kitap’ karşısında görünür hale gelerek onları mücadeleye çağırır. Bu defa bir inanç ilkesini dogmatik biçimde başka bir inanç ilkesinin karşısına geçiren polemik mücadelesi yerine bilgiye dayalı tartışmadan bahsetmektedir. Yani ya ‘Kur’anî vahiy’ hakiki vahyi taklit eden sırf insanî bir beyandır ve bu durumda neden böyle bir taklidin hakiki vahyinkine benzer psikolojik, kültürel ve tarihsel sonuçlar doğurduğu izah edilmelidir ya da Kur’an da aynen Allah’ın kelamıdır ve Hıristiyanların kurtuluş basamakları olarak adlandırdığı şeyde yeri vardır. Bu durumda da yeni bir ilahiyat geçmişteki benzerini görmezden gelemez.” (Kıraat-i Kur’an, Neşriyye-i Hırednâme-i Hemşehri, sayı 21/56 ve devamı).

Daha sonra “Kur’an’a eleştirel bakış”ın zaruretini vurgulayarak Kur’an okumaları için ona göre çağımızda Kur’an araştırmalarında sorun çözücü olabilecek üç aşama önerir:

  1. Kur’an’ın zâhirî düzensizliğinden bâtınî düzenine ulaşmamızı sağlayan linguistik aşama.

  2. Kur’an’ın mitolojik yapısını tanımamızı sağlayan antropolojik aşama.

  3. Müslümanların bugüne dek çaba sarfettiği kelam, lugat ve irfan tefsirlerinin fırsat ve tehditlerinin açıklık kazandığı tarihsel aşama. (A.g.e.)

Arkun, çalışmalarında, “ümmü’l-kitab”, yani Allah’ın kutsal ve kuşatıcı kelamı ile dil ve biçim sembolizmi ve kendine has semiyoloji vasıtasıyla Hz. Muhammed’e ulaşan Peygamber’e (s.a.a) vahyin tarihselliği arasında mutlaka farklılık bulunması gerektiğine inandığı Kur’an’ın dili bahsinde ısrar eder. Bu tarihsel vahiylerin çeşitli isimler almıştır. El-Kitab, el-Zikr, el-Kur’an, el-Furkan gibi. Arkun aynı zamanda “mushaf” kavramını kullanmaktadır. Ona göre sadece bir fakültenin çeşitli anabilim dallarından yardım alarak ümmü’l-kitab ve mushaf arasındaki bağ somutlaştırılabilir. (Bkz: “Ali Mürşidîzâd, Bâzsâzî-yi İslam ez Mesir-i Şekk-i Dekartî; Mururî ber Ârâ ve Endişehâ-yi Muhammed Arkun” makalesi, Neşriye-i Ahbar-i Edyan, 1385: sayı 2/37). Hulasa Arkun “vahy”i şöyle tarif etmektedir:

“Vahiy, insanın derununda, sınırsız imkanlara sahip, diğer bir ifadeyle beşerin varlığı için ardışıklığı ardından getiren yeni bir anlamın ortaya çıkmasıdır.” (Arkun, el-Fikru’l-İslamî Nakd ve İctihad, 2007: 79).

Vahyin tezahür alanları konusunda da şöyle yazar:

“Vahiy, insanlığın bir grubunun toplumsal tecrübesinin bedenlenmesi olan Buda, Konfüçyüs, Afrikalı bilgeler ve tüm aşkın sesleri kapsar.” (A.g.e., 80)

Yine Arkun’un sakil ve çift taraflı ifadeleri arasında onun “vahyin nebevî tecrübe olduğu”na inandığını çıkarmak mümkündür. Kur’an’ın üç kaynaktan alındığına inanmaktadır:

1.Eski doğu ve Ortadoğu eserleri.

  1. Ehli kitabın eserleri

  2. Arap halklarının eserleri. (Arkun, Nâfizetun ale’l-İslam, 1996: 72; bkz: Arkun, el-Almene ve’d-Din, 1996: 46).

İnceleme

Bir: Vahyin Buda ve Konfüçyüs’e nispet etmesinden Arkun’un vahiy ve ilhamı birbirine karıştırdığı anlaşılmaktadır. Gönderilmiş vahyi, Allah’ın kelamının kullara iletilmek üzere peygamber aracılığıyla alınması anlamına gelir. Oysa ilhamda muhatabın peygamber olması şart değildir. Herkes onu alabilir.

Arkun’un “vahiy” kelimesiyle, Kur’an’da bal arısına ilham için de kullanılmış lugat manasını kasdettiği iddia edilebilir. Buna cevap olarak, Kur’an ilimlerinde gönderilmiş vahyin anlamı bakımından bu kelimenin gözardı edildiği ve başka her türlü anlamın karineye ihtiyaç duyduğu söylenmelidir.

Bu bir yana, Arkun’un ifadelerinden onun asla vahyin lugat manasını kastetmediği, bilakis muradının vahyin yaygın anlamı olduğu gayet nettir. Nitekim Arkun’un fikirlerini tenkit eden seçkin isimlerden biri şöyle yazar:

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar