Bu başlıklar “ilim havzası” tabirine açıklık getiren ve onun kurucu unsurlarını ve bir anlamda “kendisinden beklenenler”i gösteren başlıklardır. Bu alanları güçlendirme ve ilerletme çabaları, ilim havzasını gerçek anlamda “ilerici ve öncü” hale getirebilir ve önümüzdeki zorluklara ve potansiyel tehditlere çare olabilir.
Bu başlıkların her biri hakkında özet olarak aşağıdaki şekilde beyan edebileceğimiz şu gerçekler ve görüşler öne sürülmüştür:
1 – İlmî Merkez
Kum İlim Havzası, Şia’nın büyük ilmî sermayesinin mirasıdır. Bu eşsiz birikim fıkıh, kelâm, felsefe, tefsir ve hadis gibi ilim dallarında binlerce âlimin bin yılı aşkın süredir sürdürdüğü düşünce ve tahkiklerin bir ürünüdür. Son asırlarda doğa bilimlerinin keşfinden önce, Şiî ilim havzaları aynı zamanda diğer bilimlerle de uğraşılan bir saha olarak görülüyordu. Ancak tüm çağlarda disiplinler arası araştırmaların odak noktası ”fıkıh ilmi” olmuş, bunu belli bir sırayla “kelâm, felsefe ve hadis” takip etmiştir. Şeyh Tûsî’den Muhakkik Hillî’ye, Şehid’e, Muhakkik Erdebîlî’ye ve ondan da Şeyh Ensârî’ye ve günümüze uzanan bu uzun süreçte fıkhın kademeli olarak ilerlediği âlimler tarafından da açıkça görülmektedir. Fıkıh ilminin ilerlemesindeki ölçüt; mevcut bilgiye katkıda bulunmak, yani iftihar kaynağı olacak ilmî ürünler ortaya koymak, bilgi düzeyini yükseltmek ve yeni buluşları artırmaktır. Ancak günümüzde özellikle son yüzyıldaki entelektüel ve pratik alanlarda yaşanan hızlı ve yoğun gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, ilim havzasının bilimsel ilerleyişi konusunda daha büyük beklentilerin dikkate alınması gerektiği anlaşılmaktadır.
Günümüz Sorunları Karşısında Fıkıh İlminin Görevleri
Fıkıh ilmiyle ilgili olarak şu hususların dikkate alınmasında fayda vardır: Birincisi; fıkıh, dinin bireyin ve toplumun ihtiyaçlarına verdiği cevaptır. Kuşakların dönüşmüş rasyonalitesiyle, bu yanıtın bugün her zamankinden daha sağlam bir entelektüel ve bilimsel temele dayanması ve aynı zamanda anlaşılır ve hazmedilebilir olması gerekiyor. Ayrıca günümüz insanının yaşantısındaki karmaşık ve çoklu olgular, çağdaş fıkhın, cevaplarını hazırlaması gerektiği benzersiz soruları gündeme getirmektedir. Bugün İslâm siyasal sisteminin teşekkülüyle birlikte kanun koyucunun insan hayatının bireysel ve toplumsal boyutlarına ve temel yapılarına olan makro bakışı (insana ve onun insan statüsüne, yaşam hedeflerine, arzu edilen toplum biçimine, siyasete, güce, toplumsal ilişkilere, aileye, cinsiyete, adalete ve yaşamın diğer tüm boyutlarına nasıl baktığına kadar) temel soru haline gelmiştir.