O halde özetlersek eğer, bu tebliğ emri o kadar önemlidir ki onun tebliğ edilmemesi, risaletin ve 23 yıllık emeğin boşa gitmesiyle sonuçlanır.
Aslında bu ayetin devamında inen bir sonraki ayetteki ifadeleri de dikkate aldığımızda tablo daha da netleşmiş olacaktır.
3- Mâide, 3:
Üçüncü velayet ayeti şu ayet-i kerimedir:
اَلْیَوْمَ یَئِسَ الَّذٖینَ كَفَرُوا مِنْ دٖینِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِؕ اَلْیَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖینَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَیْكُمْ نِعْمَتٖی وَرَضٖیتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دٖینًاؕ …﴿٣﴾
“Bugün kâfirler, dininizden (dininizi ortadan kaldırmaktan) ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi size kâmil kıldım ve nimetimi size tamamladım ve din olarak İslam'ı size seçtim…”
Görüldüğü gibi bu ayette daha net ifadeler yer almaktadır. Ayette iki yerde geçen “el-Yevm” (bugün) ifadesi özel bir günden bahsetmektedir. Demek ki tebliğ özel bir günde gerçekleşmiştir.
67. ayetteki ağır ifadelerin benzeri bu ayette de geçmektedir; şöyle ki:
- Tebliği edilen emir, kâfirlerin İslam’ın yok oluşuna yönelik umutlarını ortadan kaldırmıştır!
- Bu emir, dinin kemale ermesine vesiledir. Yani bu hüküm uygulanmadığı takdirde din eksik kalır.
- Bu emirle, gerçek nimet (hidayet nimeti) tamamlanmış olur. Nimetten hidayet nimetinin kastedildiğini, Fatiha Suresi’ndeki ifadeden anlıyoruz. Diğer bütün nimetlere anlam kazandıran işte bu nimettir. Fatiha’da Sırat-ı Müstakim’e hidayeti istedikten sonra, Sırat-ı Müstakim’in, nimet verilmişlerin yolu olduğunu beyan ediyor. En’am Suresi’nin 69. ayetinde ise onların, Peygamber, Sıddıklar, Şehitler ve Salihler olduğu açıklanmıştır.
Bütün bu önemli vurguları dikkate aldığımızda bunların, namaz, oruç, hac vb. hükümler olmadığı gün gibi ortadadır. Zira evvela Maide Suresi’nde yer aldığı için en son inen bu ayetlerden çok önce bu hükümler inmiş ve uygulanmıştır. Saniyen onların hiç birisi hakkında bu iki ayette geçen önemli tanımlamaların geçerli olmadığını söylemeye bile gerek yoktur.
Kevser Suresi’nde geçen “Ebter” ifadesi ve bu ayette geçen “Ye’s” (kâfirlerin umutsuzluğa düşmesi) ifadesi de birbiriyle örtüşmektedir. Evet, Kevser’den kastedilen Hz. Fatıma ve eşi Hz. Ali ve onların neslinden gelen “Nur İmamları”, hem Resulullah’ın neslinin devamını sağlamış, hem risalet hedeflerinin gerçekleşmesi ve gerçek Muhammedi İslam’ın bekasını sağlamış, böylece kâfirleri ebter ve meyus duruma düşürmüştür.
Evet, bu iki ayette geçen ifadelerin yanına ayetlerin sebeb-i nüzulleriyle alakalı müşterek hadisleri de ilave edersek, ayetlerde kastedilen ve tebliği istenen emrin ne olduğu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar. Biz bu hadisleri ve tarihi belgeleri detaylı açıklama niyetinde değiliz. Sadece Ehl-i Sünnet kaynaklarından bazı istatistikleri verip geçeceğiz:
- Mâide Suresi’nin 67. ayetinin, Zilhicce aynın 18. gününde Gadir-i Hum’da ve Hz. Ali hakkında nazil olduğunu Merhum Allame Emini 30 Ehl-i Sünnet âliminin kendi eserlerinde naklettiğini detaylı bir şekilde nakletmiştir. İsteyenler meşhur “el-Gadir” kitabının birinci cildinin 214 ila 223. sayfalarına müracaat edebilirler.
Aynı şekilde Mâide Suresi’nin 3. ayetinin de Zihicce aynının 18. günü Gadir-i Hum’da ve Hz. Ali hakkında nazil olduğunu 16 Ehl-i sünnet âliminin eserleri naklettiğini geniş ve detaylı birlikte vermektedir. İsteyenler yine “el-Gadir” kitabının birinci cildinin 230 ila 237. sayfalarına bakabilir.
Bunlar netlik kazandığında o zaman, İtaat Ayeti (Nisa, 59), “Sadıklarla birlikte olun.” emrinin geçtiği ayet (Tevbe, 119) de netlik kazanmış ve kimlerin kastedildiği de orta çıkmış olur.
Evet, itaat ayeti şöyledir: “Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine.” Gördüğünüz gibi sıralama tıpkı velayet ayetindeki gibi değil mi? Adeta şöyle buyuruyor: “Madem sizin velayet sahibiniz ancak Allah, Resulü ve özel etiketi olan (namaz halinde zekât veren) kimselerdir. O halde itaat ancak onlara yakışır; yani Allah’a, Resul’e ve velayetle emir sahip olan kimselere.