Ayette Hz. Ali’ye tefsir edilen “müminun” kelimesi çoğul olduğu için bazıları da bunu bahane ederek ayetin onun hakkında olamayacağını iddia etmişlerdir. Bunun cevabı şudur ki Kur’an’da bunun birçok benzeri ayet vardır ki kelime çoğul olmakla birlikte tekil bir şahıs kastedilmiştir. Biz sözü uzatmamak için sadece ayetlerin numarasını verip geçiyoruz. İsteyenler ayetlerin sebeb-i nüzulüne bakabilirler: Mâide 11, Âl-i İmrân 173, Âl-i İmrân 61.
Ayette geçen “Veliyy” kavramının anlamı hiç şüphesiz velayet sahibi, yetki sahibi, “Evla bin-Nefs” demektir. Dostluk ve benzeri bazı anlamlar tali ve ikincil anlamlardır. Yani tıpkı Ahzap Suresi’nin 6. ayetinde de geçen “evla” kelimesi neyi ifade ediyorsa, bu da aynı anlamı ifade ediyor. O ayette şöyle buyurmaktadır: “Peygamber müminlere kendilerinden daha evladır.” Yani önceliklidir. Yani müminler adına her türlü yetki ve tasarruf hakkına sahiptir; bir babanın küçük evladı hakkında sahip olduğu velayet gibi. Aynı şey “Gadir” hadisinde geçen “Mevla” kelimesi için de geçerlidir.
“Veliyy” ve “Mevla” kelimelerinin asli ve tali kelimeleri, uzun bir konudur ve kaynaklarımızda geniş bir şekilde işlendiği için, biz bu kadarıyla yetiniyoruz.
55. ayetten sonraki 56. ayet, adeta önceki ayetin devamı ve tamamlayıcısıdır. Şöyle buyurmaktadır:
وَمَنْ یَتَوَلَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذٖینَ اٰمَنُوا فَاِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْغَالِبُونَࣖ ﴿٥٦﴾
56. Kim Allah'ı, Resulü'nü ve (sözü edilen) müminleri kendine veli edinirse, (bilsin ki) Allah'ın hizbi gerçek galiplerdir.
Bu ayette de görüldüğü gibi sıralama aynıdır ve ayetteki ifade aslında velayetten neyin kastedildiğine de ışık tutmaktadır. Çünkü âlemde iki hizip, iki grup, iki çizgi vardır, Rahmani çizgi, Şeytani çizgi. Rahmani çizgide yer almak isteyen, Allah, Resul ve önceki ayette belirtilen özelliğe sahip müminlerin velayet şemsiyesinin altına girmeli, onların önderlik ve örnekliğini kabullenmelidir. Aksi takdirde şeytanın hizbinde yer alması kaçınılmazdır.
2- Mâide, 67:
İkinci velayet ayeti, Tebliğ Ayeti diye de meşhur olan şu ayettir:
یَٓا اَیُّهَا الرَّسُولُ بَلِّـغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَیْكَ مِنْ رَبِّكَؕ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُؕ وَاللّٰهُ یَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا یَهْدِی الْقَوْمَ الْكَافِرٖینَ ﴿٦٧﴾
67. Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni (halka) ilet. Eğer bunu yapmazsan, O'nun mesajını iletmemiş olursun (elçilik görevini yerine getirmemiş olursun).
Bazıları ayette geçen tebliğ emrinin bütün inen vahiylerle alakalı olduğunu iddia etmektedirler. Oysa bu emrin belli bir olaya yönelik olduğu apaçık ortadadır. Çünkü eğer bütün vahiylerle alakalı olsaydı, Peygamber (s.a.a) peygamberliğin ta ilk başında böyle bir emri almalıydı. Hâlbuki bu ayet Mâide Suresi’ndedir ve Mâide Suresi’nin Resulullah’a (s.a.a) inen en son sure olduğunda müfessirler arasında ittifak vardır. Yani bu mantığa göre başta inmesi gereken ayet, en sonda iniyor.
Ayrıca ayetin sonundaki uyarı gösteriyor ki önceden tebliğ edilen şeyler vardı ki eğer bu tebliğ gerçekleşmeseydi, onlar boşa gitmiş sayılacaktı. Dolayısıyla yine bu açıdan baktığımızda bu tebliğ emrinin bütün vahiylerle alakalı olduğu iddiasını anlamsız kılıyor.
Ayetin en son inen surede olduğunu ve dolayısıyla en son inen ayetlerden olduğunu dikkate alırsak, bazılarının dediği gibi bu emrin, namaz, oruç, hac, cihad gibi hükümlerle alakalı olduğunu söylemek de anlamsız ve tutarsızdır. Zira bu hükümler bu Sure inmeden yıllar önce inmiş, tebliğ edilmiş ve uygulanmıştı.
Ayetteki ifadeden açıkça anlaşılıyor ki tebliği istenen bu özel emir, bütün risalet ve 23 yıllık tebliğe eş değer bir konudur. Çünkü onun tebliğ edilmeyişi risaletin boşa çıkacağı sonucunu doğurur.
Bir başka husus şudur ki, ayette Resulullah’ın bir kaygı ve korkusundan bahsedilmekte ve ona korunacağına dair garanti verilmektedir. Demek ki bu özel emrin tebliğinde Resulullah’ın bir kaygısı söz konusudur. Yine Resulullah’ın tebliğ ettiği İlahi emirleri dikkate aldığımızda hiçbirinde kaygıya neden olacak bir şey söz konusu değildir ve böyle bir şey nakledilmemiştir.