* İnsanın ömrünün Allah yolunda geçmesi bir liyakat meselesidir ve herkese nasip olmaz. İnsanın malı da öyledir. Herkesin malı, Allah yolunda harcanmaya kabil değildir. Malın sahibinde birtakım özellikler olması gerekir. Malın kendisinin bazı özelliklere sahip olması gerekir; mesela helalden kazanılması gibi.. Hz. Hatice her şeyini Allah ve Peygamber yolunda feda etti: Ömrünü, itibarını, rahatlığını, şan şöhretini, mal mülkünü… Buna rağmen yine de vazifesini yapıp yapmadığı hususunda kaygılı ve endişeliydi… Nitekim Kur’an böyle kimseler hakkında şöyle buyuruyor:
اِنَّ الَّذٖينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ ﴿٥٧﴾ وَالَّذٖينَ هُمْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَۙ ﴿٥٨﴾ وَالَّذٖينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَۙ ﴿٥٩﴾ وَالَّذٖينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ ﴿٦٠﴾ اُو۬لٰٓئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ ﴿٦١﴾
57. Kuşkusuz, Rablerinin korkusundan titreyenler;
58. Rablerinin ayetlerine inananlar;
59. Rablerine ortak koşmayanlar;
60. Verdiklerini, Rablerine dönecekleri için kalpleri ürpererek (Allah yolunda) verenler;
61. İşte onlar, iyiliklere koşarlar ve iyi işlerde yarışırlar.
* Kevser suresinde bahsedilen ve verilişiyle Resulullah’a minnet edilen ve şükretmesi istenen o büyük nimete (Kevser nimetine) mazhar olan Peygamber’le birlikte Hz. Hatice’dir de.
* Kur’an Hz. Resulullah (s.a.a) hakkında şöyle buyuruyor:
اَلَمْ يَجِدْكَ يَتٖيـماً فَاٰوٰى (O seni yetim bulup barındırmadı mı?)
وَوَجَدَكَ عَٓائِلاً فَاَغْنٰىؕ (Ve seni yoksul bulup zengin kılmadı mı?) (Duhâ, 6, 7)
Evet, Allah-u Teala bunların birini Hz. Ebu Talib’in, diğerini de Hz. Hatice’nin eliyle gerçekleştirdi.
* Bazı kaynaklarda şöyle geçmektedir:
کان رسول اللّه (ص) یودها و یحترمها و یشاورها فی أموره کلها و کانت وزیر صدق و هی أول امرأة آمنت به و لم یتزوج فی حیاتها احدا.
“Resulullah (s.a.a) Hz. Hatice’yi çok sever, ona saygı gösterir ve bütün işlerinde onunla istişare ederdi. Onun sadık yardımcısıydı. Ona ilk iman eden kadındı ve o hayattayken Resulullah (s.a.a) başka kimseyle evlenmedi.” Evet bu belgeler Hz. Hatice’nin ne kadar akıllı, dirayetli ve güven veren bir şahsiyete sahip olduğunu göstermektedir. (İbn-i Cevzi, Tezkiretü’l-Havâs)
* Yine Hz. Hatice’nin özellikleri hakkında şöyle nakledilmiştir:
کانت من احسن النساء جمالا و اکملهن عقلا و اتمهن رأیا و اکثرهن عفة و دینا و حیاء و مروة و مالا.
“Hatice en güzel, en akıllı, en sağlam görüşlü, en çok iffetli, en dindar, en hayalı, en mert-cömert ve en çok mal sahibi olan kadınlardandı.” (Reyâhinü’ş-Şeria, c. 2, s. 204)
* Hz. Hatice Resulullah (s.a.a) ile evlenirken nikah kıyılacağı zaman yaptığı konuşmada Resulullah’ın şu özelliklere sahip olduğunu ve bunlardan dolayı onunla evlenmek istediğini beyan ediyor ki her Müslüman kadın ve erkek için cidden örnek ve öğreticidir:
یَابْنَ عَمّ! اِنّی قَدْ رَغِبْتُ فِیکَ لِقِرابَتِکَ مِنّی وَ شَرَفِکَ فی قَوْمِکَ وَ اَمانَتِکَ عِنْدَهُمْ وَ حُسْنِ خُلْقِکَ وَ صِدْقِ حَدِیثِکَ.
“Amcamın oğlu, ben bana olan yakınlığın, kavmin içindeki şerefin, onlar nezdindeki güvenirliğin, güzel ahlakın ve doğru konuşmandan dolayı seninle evlenmeye talip oldum!” (Sire-i Hişâm, c. 1, s. 201)
* Evet, Allah Resulü'nün gözünde böyle yüce bir makam ve değer sahibi olan ve onun en büyük yardımcılarından sayılan birisinin ayrılığı ve vefatı da pek tabiidir ki onun derinden yaralanmasına ve üzülmesine neden olsun. Nitekim de öyle olmuş ve Resulullah (s.a.a) Hz. Hatice ile birlikte, diğer büyük hâmisi Hz. Ebu Talib'i de aynı yıl kaybedince o yıl "Hüzün Yılı" diye adlandırılmıştır.
* Hz. Hatice vefat ettikten sonra Hz. Fatıma (s.a) Resulullah’ın etrafına dönüyor ve durmadan “Eyne Ümmi (annem nerede)?” diye soruyordu. Cebrail (a.s) nazil oldu ve Resulullah’a şöyle dedi: “Rabbin sana emrediyor ki Fatıma’ya selamını ulaştır ve annesinin Asiye ve Meryem’in evlerinin arasında altın ve yakutlarla süslü bir evde bulunduğunu haber ver.” Allah Resulü haberi verdiğinde Hz. Fatıma (s.a) şöyle dedi:
ان الله هو السلام و منه السلام و الیه السلام.
“Şüphesiz Allah, O’dur selam, On’dandır selam ve O’nadır selam.” (Bihârü’l-Envâr, c. 43, s. 27)