“Vücûd (varlık), en üst mertebesinden alt mertebesine kadar birbiriyle ilintili bir silsileyi teşkil eder. Tüm varlıklar farklı düzeylerde vücûddan nasibini almıştır. Madde, varlığın en alt mertebesidir. Ondan daha üst mertebeler ise [sırasıyla] madenî maddeler (mevâdd-ı ma‘denî), bitki (nebât), hayvan ve nihayetinde insandır. Bunlar dışsal açıdan çok (mütekessir), içsel açıdan ise (vücûdda) müttehit (bir) olup, birbirleriyle bağlantılıdırlar. Dolayısıyla tüm âlem, niteliklerinin kuvvet (şiddet) ve zayıflığıyla, vücûddan meydana gelmiştir. Vücûd, (imkân âleminde) üç temel mertebeye sahiptir: Bunlar aklî mertebe, hayâlî mertebe (ya da nefs mertebesi) ve tabiî (maddî) mertebe olup, her üçü de birbiriyle ilişkilidir. Bu üç mertebenin tamamı, insanda toplanmıştır.”
Dr. Mahmut Meçin, Mardin Artuklu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi:
“Sadrâ’ya göre âlem bir bütün olarak adeta bir nefis gibi canlı bir varlıktır. Hakk’ın esma ve sıfatları dâhil âlemin tüm hakikatlerini özünde taşıyan insan tabiat âleminin ötesine geçme potansiyeline sahip olan yegâne varlıktır. Sadrâ’nın insan tasavvurunda tebarüz eden en önemli husus âlemden insana ve insandan âleme, başka bir ifadeyle afaktan enfüse, enfüsten afaka doğru kurguladığı düşünsel yolculuklarla insan-âlem arasındaki özdeşliğe yaptığı vurgu ve mebde ile meâd arasında insanın kemal yolculuğuna dair yaptığı mülahazalardır. Nitekim felsefî öğretilerini sistematik bir bütünlük içinde ele aldığı Esfâr eserinin içerik planı dikkate alındığında onun bütün felsefesinin söz konusu özdeşliği temellendirme ve insanî nefsin kemal sürecini tasvir etme üzerine kurulu olduğu görülecektir.”
Doç. Dr. Rıza Azeriyan, el-Mustafa Üniversitesi Felsefî İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi
“Sadrulmüteellihîn Şîrâzî’nin perspektifinde ontoloji”den söz edildiğinde, insanın zihnini pek çok soru meşgul etmektedir. Bunlar Sadrâyî ontolojinin hangi temellere dayandığı, bu tür bir ontolojinin bileşenlerinin neler olduğu, hangi yöntemden faydalandığı, hangi meselelerle ilişkili olduğu, bu konuların nasıl analiz edildiği ve söz konusu ontolojinin neyi amaçladığı gibi sorulardır. “
Dr. Mehmet Seyid Gecit, Iğdır Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
“Molla Sadrâ’nın, Meşşaî ve İşrakî felsefeyi mezceden filozof bir müfessir olmasından dolayı Kur’ânî okumaları farklı olmuştur. Bu yönüyle ‘ahbârî’ ve ‘usûlî’ ekollerden bağımsız ve farklı düşünmüştür. Molla Sadrâ’nın Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Kerîm isimli eseri aklî, naklî, kelâmî, tasavvufî ve felsefî açıdan önemli bir konuma sahiptir. Felsefecilerin düşünceleri ve kelâmcıların tartışmaları konusunda uzun yıllar tüketmesinden dolayı pişmanlığını dile getiren Molla Sadrâ, vakıf olduğu ilimleri, Kur’ân’ın anlaşılmasında istihdam ederek Allah’ın kelâmının yorumlamasına başlamış, ancak on sûrenin ve birkaç âyetin tefsîrini yapabilmiştir. Ömrü yetmediğinden, hacimli bir tefsîr yazma düşüncesi hayata geçmemiştir.”
Doç. Dr. Fevzi Yiğit, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi