Akademi

Molla Sadrâ ve Felsefî Düşünceleri Konferansı

01 August 2025 14 dk okuma 4 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 4

Molla Sadrâ’nın Tanrı ispatlaması, onun varlık anlayışına dayanır. Bunu kısaca “mevcutlar varsa Tanrı da vardır” şeklinde özetleyebiliriz. Yine onun Tanrı ispatlamasının vahdet-i vücut düşüncesi temelinde teşkil olduğunu söyleyebiliriz. Bu düşünce, panteist düşünceden Tanrı’yı basit, zorunlu, mutlak, tek ve sonsuz kabul etmekle farklılaşır. Başka bir deyişle Tanrı’nın herhangi bir eşyayla ortaklık içerisinde olduğu bir mahiyeti yoktur. Tanrı âlem ilişkisini kısaca Tanrı’nın, görünmek ve bilinmek için mahiyetlere iştiyakı, âlemin ise var olabilmek için Tanrı’ya ihtiyacı şeklinde dile getirebiliriz. Buna göre mahiyetler Tanrı’nın tecelli, iş, tavır ve eylemlerine dönüşmektedir. Molla Sadrâ’nın Tanrı ispatlamasını üzerine dayandırdığı varlık fikri, zihinsel açıdan soyutlamayla elde edilen bir varlık tasavvurunu değil, dış dünyayı mevcut kılan hakikat ve biricik gerçekliği temsil eder.

 

Doç. Dr. Emin Rıza Abidinejad, el-Mustafa Üniversitesi Felsefî İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi

 

“Vâcibu’l-Vücûd’u, Sadreddîn Şîrâzî’nin felsefesinin en önemli meselesi saymak mümkündür. Zira Mollâ Sadrâ’nın felsefesinde Allah, pratik (amelî) ve teorik (nazarî) hikmetin gayesidir; tüm güzelliklerin ve kemâllerin başlangıcı olan yegâne vücûddur. Aynı zamanda O, yaratılışın kendi kemâlî hareketindeki gayesidir. Sadrulmüteellihîn, Allah hakkında yaptığı yorum ve izahta – tıpkı kendi felsefî sisteminde açıklamaya çalıştığı diğer meselelerde olduğu gibi – baştan sona Hikmet-i Müteâliye’de inşa ettiği felsefenin temellerinden faydalanır. Öyle ki, temellerini Hikmet-i Müteâliye’de atmış olduğu bu ilke ve kurallarda, onun felsefî sisteminin teolojik delâletleri/içerimleri açıkça görülebilir. Nihayetinde Mollâ Sadrâ’nın teolojik burhanları ve açıklamalarıyla tamamlanan ilke ve kurallar ve onun ilâhî düşüncesinin bu yüce sarayı bu temellere dayanmaktadır.”

 

Dr. Sadi Yılmaz, Bingöl Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi

 

“Hikmetü’l-Müte‘âliye/Aşkın hikmet adıyla özgün bir felsefî sistem ortaya koyan Molla Sadrâ’nın felsefî düşüncesinde ontolojinin belirgin bir yeri olduğu aşikârdır. Varlığın birliği, varlığın asıllığı, varlığın teşkiki, zihnî varlık ve cevheri hareket gibi temel düşüncelerinin filozofun ontoloji düşüncesinin köşe taşları sayıldığı söylenebilir. Nitekim Sadrâ, bilgi konusundaki görüşlerini de varlık konusundaki görüşleriyle sıkı bir ilişki içinde ortaya koyarak bilgiyi varlığı/inniyeti ile mahiyeti aynı olan hakikatlerden biri olarak değerlendirir. Bu itibarla bilginin tanımının yapılmasının mümkün olmadığını savunarak bilginin nefsânî vicdânî bir hal olduğunu ve bilgi elde etme kabiliyetine sahip olan canlının herhangi bir karışıklık olmadan bilgi halini kendi zatında bulduğunu kabul eder. Molla Sadrâ, bilgi konusundaki görüşlerini doğrudan ortaya koymak yerine felsefî başyapıtı kabul edilen el-Esfâru’l-Erba‘a’da selefleri olan İbn Sînâ, Ebu’l-Berekât el-Bağdâdî, Fahreddin er-Râzî ve Sühreverdî gibi filozofların bilgi görüşlerine yer vererek onlara yönelik eleştiriler bağlamında görüşlerini ortaya koyar.”

 

Dr. Ferman Kızmaz, el-Mustafa Üniversitesi İslamî İlimler Fakültesi Öğretim Üyesi           

“Molla Sadrâ, nefsin mahiyet ve hakikati konusuyla ilgili olarak, insanın varoluşu ve nefsin mahiyetine odaklanılıyor. Nefsin hakikatinin, sürekli bir değişim ve dönüşüm süreci içinde olduğunu ve insanın yaratılışında var olan potansiyellerin gerçekleştirilmesi ve gizli yeteneklerin farkına varılması yoluyla tamamlandığını öne sürüyor. Molla Sadrâ, insanın nefsi ve bedeni arasındaki ilişkiye dair, insanın beden ve ruh olmak üzere iki temel unsurdan oluştuğuna ve bu ikisinin birbiriyle ilişkili olduğuna inanır. Molla Sadrâ, ruhun seviyelerini; buhar ruhu, bitkisel ruh, hayvansal ruh ve insan ruhu olarak ayırır.

 

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar