Kant ahlakın mahiyeti hakkında, onun pratik akıldan veya insanî vicdandan kaynaklandığını, böylelikle ahlakın sesinin görev şeklinde bizim zihnimizde ve içimizde yankılandığını ve ona uymaktan başka bir çaremizin olmadığını beyan etmektedir. Ancak Hace Nasiruddin Tusî, ahlakın kaynağını insanın aklî benliği (nefs-i natıkiyyeyi insan) olduğunu ve bununla hayrı ve şerri veya iyiyi ve kötüyü ayırt edebildiğini söylemektedir. Şeyh Tusî, natıkiyye kuvvetinin, şeheviyye ve gazabiyye kuvvetlerine gem vurabildiğine ve onların uygunsuz isteklerini iyileştirebildiğine ve onlara mantıklı bir denge verebildiğine inanmaktadır. Ahlakî konularda kaynağın irade olduğu ve ahlakî davranışlar sergilemede, insan iradesinin etkili olduğu, bu iki düşünürün ortak görüşüdür. Ancak Kant, aklın kurallarının önceden belirlendiğine ve bu kuralların mutlak olarak insanî tabiatın, güdülerin ve eğilimlerin etkisinde kalmadığını önemle vurgularken, bu konu Şeyh Tusî’nin görüşleri arasında yer almamaktadır. Şeyh Tusî’nin görüşüne göre akıl benliği (natıkiyye kuvveti), şeheviyye ve gazabiyye kuvvetlerinin istek ve arzularına gem vurarak insanda ahlakî oluşuma yardımcı olmaktadır.
Ahlakî eğitimin hedefleri hakkında, Kant için bireye teşhis yetisini kazandırmak ve ahlakî görev inancını idrak etmesini sağlamak, ahlakî eğitimin en büyük hedefidir. Birey bu şekilde özgürce ve bilinçli olarak manevi değerlere yönelecektir. Elbette Kant’a göre bireyin disipline edilmesi ve gelenekleri kabullenmesi de ahlakî eğitimin giriş merhalelerinden sayılmaktadır.
Şeyh Tusî, ahlakî eğitimin en yüce mertebesinin insan saadeti olduğunu kabul etmektedir. Şeyh Tusî’nin görüşü bu noktada Kant’ın ahlakî eğitimdeki nihai amacıyla farklıdır. Kant, bireyin saadetinin ve hatta diğer insanların saadetinin kaynağının duygu ve eğilimler olduğunu kabul etmektedir. Hatta saadetin, ahlakî eğitimin nihai hedefi olması durumunda metafizik bir olgu olan ahlakın temelinin yıkılacağını söylemektedir. Şeyh Tusî bir adım daha ileri giderek, saadetin en yüce mertebelerini beyan ederken, onu Rububî yakınlığa nail olmayla ilişkilendirmekte ve saadeti ilahî bir hediye olarak görmektedir. Şeyh Tusî’nin bu görüşü, her şeyi insan aklına ve becerisine bağlayan ve insanın her şeyi yapabileceğine inanan Kant’ın görüşüyle temelde ayrışmaktadır.
Ahlakî eğitim yöntemleri hakkında ise, Kant ahlakî eğitimin anlayış ve bakış oluşturan temelleri üzerine vurgu yapmaktadır. Ödül ve cezaya olumlu baksa da bunları sadece eğitimin alt merhalelerinde, yani çocuğa disiplini kabullendirme merhalesinde etkili görmektedir. Kant ödül ve ceza yönteminin aksine, çocukları ve gençleri ahlakî yeterliliğe ulaştırabilen ahlakî bulmacalar gibi bireysel özgürlükleri ön plana çıkaran yöntemleri kabul etmektedir.
Hace Nasiruddin Tusî ise eğitme merhalesinde alıştırma yöntemini ve ödül ve ceza yöntemini kullanmayı, ahlakî eğitimin en temel yöntemlerinden kabul etmektedir. Şeyh Tusî’nin bu görüşü ile Kant’ın görüşü arasında benzerlik söz konusudur. Bununla birlikte Şeyh Tusî’nin alıştırma yöntemine gösterdiği önemi, Kant’ta görememekteyiz.
Kant’ın ve Hace Nasiruddin Tusî’nin ahlakî eğitimin üst merhalelerinde idrak ve anlayış kuvvetlerine vurgu yapmaları, bu iki görüşün arasında yöntemsel bir benzerliğin olduğunu göstermektedir.
Genel olarak şu netice çıkarılabilir: Bu iki düşünürün ahlak konusundaki görüşlerinin karşılaştırması, bizleri doğru ahlakî eğitim yolunun ortaya çıkarılmasına ulaştırabilir ve böylelikle öğretmenler, eğitimciler ve eğitim ve öğretim alanında çalışanlar için faydalı olabilir.
Kaynaklar
-
R. Norman, The Moral Rhilosophers. 1998
-
Haynes, Ethical School, Routledge Company, 1998
-
Snary, Moral Education, Encyclopedia of Educational Research (sixth edition), Edited by Marwin Coalkin, Volume 3, 1992
Kant, Immannuel, Bonyad-ı Ma Ba’d-ı Tabiat-ı Ahlak, Hamid İnayet ve Ali Kayserî Farsça Tercümesi, İran, 1369
Kant, Immannuel, Talim ve Terbiyet, Gulam Hüseyin Şekuhî farsça Tercümesi, Tahran Üniversitesi Yayınları. Tahran, 1372
Nakibzade, Mir Abdulhuseyn, Nigah-i be Felsefeyi Amuzeş ve perveriş, Kitabhaneyi Tahurî, İran, 1374