Köşe Yazıları

Aksa Tufanı ve Filistin Duyarlılığımız Hakkında Bir Değerlendirme

01 August 2025 12 dk okuma 3 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 3

Aksa Tufanı ve Filistin Duyarlılığımız Hakkında Bir Değerlendirme

Mücahit Gültekin

 

Siyonizm kavramı ilk kez 1885 yılında Viyanalı Yahudi yazar Nathan Birnbaum tarafından kullanılmıştı. Ondan on iki yıl sonra, 28 Ağustos 1897’de, Theodor Herzl ilk dünya Siyonist kongresini İsviçre’nin Basel kentinde topladı. Bu kongrenin ardından ilk Dünya Siyonist Örgütü kuruldu. Yani bundan tam 127 yıl önce…

O günlerde, yaklaşık 50 yıl sonra Filistin topraklarında bir İsrail devleti kurulacağına sanırım Theodor Herzl ve birkaç kişinden başka inanan yoktu. Böyle bir şey tahayyül bile edilemez, birine söyleseniz güler geçerdi; Yahudiler de dahil.

Nitekim Theodor Herzl kongreden sonra günlüğüne “Yahudi devletini ben Basel’de kurdum, eğer bugün bunu yüksek sesle söyleseydim, istisnasız herkes bana gülecekti. Belki beş yıl; ama kesin olarak 50 yıl içinde herkes bunu öğrenmiş olacak” diye yazmıştı. Herzl haklıydı. O günlerde Filistin topraklarında bir İsrail devletinin kurulacağına kimse inanmıyordu.

Alptekin Dursunoğlu Kayıp Direniş kitabında (s.91, 92) şöyle yazıyor: “Yahudi hahamlar, Herzl’in fikirlerinin ne kadar gerçekçi olduğunu yerinde gözlemlemek için Filistin’e bir araştırma heyeti göndermiş, heyetteki iki haham yaptıkları incelemeden sonra Viyana’ya çektikleri telgrafta ‘Gelin çok güzel; ancak çoktandır başka bir adamla evli.’ demişlerdi.”

Buna rağmen Yahudi şair Naftali Herz Imber’in yazdığı “Hatikvah” (Umut) şiiri 1897’deki kongrede, kurulacak İsrail devletinin milli marşı olarak kabul edildi.

Theodor Herzl Basel’deki kongreden 7 yıl sonra, 3 Temmuz 1904’te öldü. Fakat Siyonist proje yoluna devam etti. Siyonistler 1897’de ilan edilen “Siyonizm, Yahudi halkı için Filistin’de resmen ve kanunen garanti edilmiş bir yurdun kurulmasına çalışmaktadır” hedefine sadık kaldılar. Sadece bir hedef belirlemekle kalmadılar bu hedefe ulaşmak için 4 maddeden oluşan bir program çerçevesinde hareket ettiler (Dursunoğlu, 2023, s. 360):

-Filistin’de bir yurt edinilmesi için çalışılacak

-Her yerdeki Yahudiler dernekler ve federasyonlar halinde örgütlenecek

-Yahudi ulusal bilinci güçlendirilecek

-Gerekli devletlerin desteğinin sağlanması için çaba harcanacak

Bu program çerçevesinde -gerçekleştirdikleri katliamların/soykırımların dışında- diplomasi, eğitim, ekonomi, edebiyat, sanat, felsefe, bilim ve teknoloji gibi alanlarda çalışmalarını dur durak bilmeksizin sürdürdüler. Dönemin siyaset, sanat ve bilim çevrelerinden Siyonist proje için destek aldılar. Örnek vermek gerekirse bunlardan biri de Albert Einstein idi. Einstein, 1919 yılında Berlin’i ziyaret eden Dünya Siyonist Örgütü’nün 1911-1914 yılları arasında başkanlığını yapan Kurt Blumenfeld’e (İsaacson, 2018: 286): “Bir insan olarak milliyetçiliğe karşıyım. Ancak bir Yahudi olarak, bugünden itibaren Siyonist ülkünün destekçisiyim.” demişti.

Siyonistler sadece “dini” bir motivasyonla hareket etmiyor, adım adım gerçekleştirecekleri askeri ve stratejik projeler hazırlıyor ve hayata geçiriyorlardı. Hedeflerine ulaşmak için ulusal ya da uluslararası pek çok kurum kurmuşlardı. Bütün bu çabaların sonucunda 14 Mayıs 1948’de insanlık tarihinin en acımasız, en akıl dışı ve en ahlaksız projelerinden biri hayat buldu: İsrail devletinin kuruluşu ilan edildi. 1897’de Basel’de kabul edilen “Hatikvah” İsrail’in ulusal marşı oldu. Dahası ilerleyen yıllarda İslam ülkelerinin bir kısmını da “iki devletli çözüm” adı altında bu insaf, izan ve insanlık dışı projeye ikna ettiler.

*

Tarihin en ahlaksız ve insanlık dışı projesi olsa da şunu kabul etmemiz gerekiyor: Siyonistler İsrail ideali için ne gerekiyorsa onu yapmışlardır. Bir hayali teoriye, teoriyi kurumlara, kurumları siyasal bir gerçekliğe ve bu siyasal gerçekliği uluslararası bir kabule/onaya dönüştürmeyi başarmışlardır.

Bu başarının ardında -bütün acımasızlığına, akıl dışılığına ve ahlaksızlığına rağmen- dağılmayan bir kararlılık; ilgi, dikkat ve konsantrasyon bulunmaktadır. Ama bu başarının arkasındaki asıl sebep; İslam dünyasının stratejik önceliklerini doğru tespit edememesi, teslimiyetçilik, sabırsızlık, tefrika ve küçük hesapçılık gibi faktörlerdir.

Gerçekten de İslam dünyası uzun yıllar Filistin’in özgürlüğü için takip edilecek özgün bir program ve gerçekçi bir yöntem geliştirememiş; Filistin ağıtlara, mersiyelere, yakarışlara konu olmaya devam etmiştir. Filistin’e olan ilgi Gazze’nin bombalandığı zamanlarda artmakta ardından yine herkes kendi özel gündemine geri dönmektedir. İsrail’in bombalarıyla artan duyarlılık, ortalık biraz durulur gibi olunca sönümlenmektedir. Kabaran öfke ve hüzün seli uzun vadeli, sabırlı ve sonuç alıcı bir yürüyüşe dönüşmemektedir. Merhum Akif Emre, 2014’te İsrail’in Gazze’ye “Koruyucu Hat” operasyonunu gerçekleştirdiği günlerde bunu yalın bir şekilde ifade etmiştir: “Her İsrail saldırısında kabarıp sönen öfke selinden ibaret tepkilerle Filistin kurtarılmıyor”.

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar