Anasayfa Dersler İlmî Seminerler Evlilik Öncesi ve Sonrası: Sınırlar, Sorumluluklar ve Sorunlar | Yusuf Töre

Evlilik Öncesi ve Sonrası: Sınırlar, Sorumluluklar ve Sorunlar | Yusuf Töre

Bu seminerde Yusuf Töre hocamız; evlilik kurumunu “sınırlar, sorumluluklar ve sorunlar” ekseninde derinlemesine analiz etmektedir. Sağlıklı bir evliliğin temelinin, tarafların evlilik öncesinde kendi sınırlarını dinî, örfî ve şahsi olarak net bir şekilde belirlemesinden ve bu sınırlara uygun bir eş seçiminden geçtiğini vurgulamaktadır.

 

İnsanın karakter yapısının kolay değişmediğini, bu nedenle evlilikten sonra “nasıl olsa düzelir” beklentisine girmenin büyük bir yanılgı olduğunu belirten Töre; mülkiyet, miras, mahremiyet, aile ilişkileri ve özel hayat gibi hassas alanlarda sınırların ihlal edilmesinin evlilikleri nasıl yıprattığını detaylandırmaktadır.

 

Seminerin sonunda ise Allah’ın insanları farklı mizaç ve kabiliyetlerde yarattığını ifade eden “Farklılıklar Kanunu” çerçevesinde, eşleri birbirine benzetmeye çalışmak yerine farklılıkları tanımanın ve birbirini olduğu gibi kabul etmenin aile huzurunun temel anahtarlarından biri olduğu ifade edilmektedir.

 

1. Sınır Türleri ve Eş Seçimindeki Kritik Hatalar

Evlilikte yaşanan çatışmaların önemli bir kısmı, tarafların birbirlerinin alanlarına ve sahip oldukları sınırlara saygı göstermemesinden veya evlilik öncesinde bu sınırların açık biçimde konuşulmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Üç Temel Sınır:

Dinî Sınırlar: İnanç esasları, farzlar ve haramlardan oluşur. Temel inanç ve fıkhî konulardaki uyum, sağlıklı bir evliliğin en önemli temellerindendir. Bu alandaki ciddi farklılıkları görmezden gelerek “zamanla düzelir” düşüncesiyle evliliğe başlamak önemli riskler taşımaktadır.

Örfî Sınırlar: Toplumdan, kültürden ve aile geleneklerinden kaynaklanan, aileden aileye değişebilen alışkanlık ve beklentilerdir. Bu sınırların dinî hükümlerle karıştırılmaması gerekir.

Şahsi Sınırlar: Bireyin yaşam biçimi, kişisel hassasiyetleri, alışkanlıkları ve kırmızı çizgileridir. Evlilik öncesinde tarafların birbirlerinin şahsi sınırlarını tanıması, ileride ortaya çıkabilecek pek çok anlaşmazlığı önleyebilir.

“İnşallah Düzelir” Beklentisi: Evlilik aşamasında karşı tarafın beğenilmeyen bir özelliğini görüp “Evlendikten sonra benimle değişir” düşüncesine kapılmak ciddi bir yanılgıdır. Evlilik öncesi dönem genellikle insanların birbirlerine karşı en anlayışlı ve dikkatli davrandıkları dönemdir. Bu nedenle eş seçiminde mevcut kişiliği esas almak, gelecekte gerçekleşeceği umulan değişimlere göre karar vermemek gerekir.

 

2. Mülkiyet, Özel Alan ve Mahremiyet İhlalleri

Eşler arasında krize yol açan önemli alanlardan biri de kişisel mülkiyet hakları ile özel hayatın sınırlarına yapılan müdahalelerdir.

Maddi Haklar ve Miras: İslam hukukuna göre kadının malı kendisine, erkeğin malı da kendisine aittir. Evlilik, taraflardan birine diğerinin malı üzerinde sınırsız tasarruf hakkı vermez. Eşlerin veya ailelerin birbirlerinin kişisel kazançlarına ya da henüz gerçekleşmemiş miras haklarına müdahale etmesi hem aile huzurunu hem de karşılıklı güveni zedelemektedir.

Mahremiyetin İhlali: Eşlerin birbirlerinin telefonlarını izinsiz karıştırması, özel mesajlarını gizlice okuması veya takip ve casusluk yöntemlerine başvurması mahremiyet sınırlarının ihlalidir. Bu tür davranışlar evliliğin en büyük sermayelerinden biri olan güven duygusuna ciddi zarar verir.

 

3. Ailelerin Dışarıdan Müdahalesi ve Örfî Baskılar

Evli çiftlerin hayatına ailelerin sürekli müdahil olması, evlilikleri yıpratan önemli dış etkenlerden biridir. Evlilikle birlikte yeni ve bağımsız bir aile kurulmuş olduğu gerçeğinin hem çiftler hem de aile büyükleri tarafından kabul edilmesi gerekir.

Gereksiz Israrlar: Gençlerin kendi yuvalarında baş başa vakit geçirmek istemeleri doğal bir ihtiyaçtır. Ailelerin “Her hafta sonu mutlaka bize geleceksiniz” benzeri dayatmalarda bulunması, eşlerin kendi aile düzenlerini kurmalarını zorlaştırabilir ve zamanla huzursuzluklara neden olabilir.

Aile Müdahalelerinin Etkisi: Evlilik sorunlarında ailelerin doğrudan veya dolaylı müdahaleleri önemli bir çatışma kaynağı olabilmektedir. Bu nedenle aile büyüklerinin görevi gençlerin hayatını yönetmek değil; ihtiyaç duyduklarında onlara destek olmak, tecrübelerini paylaşmak ve kendi aile düzenlerini kurmalarına imkân tanımaktır.

 

4. Özel Hayat ve Cinsel Bilinçsizlik

Toplumda çoğu zaman tabu olarak görülen ve konuşulmaktan kaçınılan özel hayat, evliliğin önemli unsurlarından biridir. Bu alandaki bilgisizlik ve yanlış beklentiler, zamanla eşler arasındaki duygusal yakınlığı ve aile huzurunu olumsuz etkileyebilir.

Eğitim Eksikliği: Cinsellik konusundaki cehalet, yanlış bilgiler ve gerçekçi olmayan beklentiler evlilikte başka problemlerin ortaya çıkmasına veya mevcut sorunların derinleşmesine yol açabilir. Eşlerin bu alandaki fıkhî, psikolojik ve fizyolojik bilgileri güvenilir ve uzman kaynaklardan öğrenmeleri, sağlıklı bir evlilik açısından önem taşımaktadır.

 

5. Farklılıklar Kanunu: Kabul Etme Sanatı

İmam Cafer Sadık’tan (a.s.) nakledilen prensip çerçevesinde Allah’ın insanları fıtrat, zekâ, mizaç ve kabiliyet açısından farklı özelliklerde yarattığına dikkat çekilmektedir. Dolayısıyla evlilikte huzurun şartı, eşlerin her konuda birbirinin aynısı olması değildir.

Değiştirmeye Çalışmanın Beyhudeliği: Her insan aynı kapasiteye, aynı düşünme biçimine, aynı hıza veya aynı alışkanlıklara sahip değildir. Eşimizin ya da aile bireylerimizin bizden farklı özelliklerini sürekli bir kusur olarak değerlendirip onları kendimize benzetmeye çalışmak, ilişkiyi yıpratabilir. Dağınıklık, konuşma tarzı, uyku düzeni veya günlük alışkanlıklardaki farklılıkların hangilerinin gerçekten sorun, hangilerinin ise sadece mizaç farklılığı olduğu doğru tespit edilmelidir.

İlahi Adalet ve Farklılık: Allah her insana kapasitesi ölçüsünde sorumluluk yüklemektedir. İnsanlar arasındaki mizaç ve kabiliyet farklılıkları aynı zamanda hayatın ve toplumsal düzenin devamını sağlayan bir zenginliktir. Evlilikte önemli olan, bu farklılıkları tanımak, karşılıklı sınırları korumak ve eşlerin birbirlerini sürekli değiştirmeye çalışmak yerine anlayış ve kabul kültürü geliştirmeleridir.