“Ali yeryüzündeki insanların en hayırlısıdır. Biz Resulullah’ın zamanında münafıkları Ali’ye düşmanlıklarından tanırdık.”
Bu rivayetler Cabir’in Hz. Ali’ye olan sevgisinin yalnızca şahsî bir yakınlık olmadığını; onun Ali’nin velayetini ve üstün konumunu dinî bir hakikat olarak kabul ettiğini göstermektedir.
Cabir’in Rivayetinde Ulu’l-Emr ve On İki İmam
Cabir’in Ehl-i Beyt düşüncesi açısından en önemli rivayetlerinden biri, Nisâ suresinin 59. ayetinde geçen “ulu’l-emr” kavramıyla ilgilidir:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre de…” (Nisâ, 4/59)
Cabir, bu ayet nazil olduğunda Resulullah’a (s.a.a.) şöyle sorduğunu nakleder:
“Ey Allah’ın Resulü! Allah’ı ve Resulünü tanıyoruz. Fakat Allah’ın, kendisine ve size itaatle birlikte itaatlerini zikrettiği ulu’l-emr kimlerdir?”
Cabir’in rivayetine göre Resulullah (s.a.a.), bunların kendisinden sonraki imamlar olduğunu açıklamış ve isimlerini sırasıyla bildirmiştir:
Ali b. Ebî Tâlib, Hasan b. Ali, Hüseyin b. Ali, Ali b. Hüseyin, Muhammed b. Ali Bâkır, Cafer b. Muhammed es-Sâdık, Musa b. Cafer Kâzım, Ali b. Musa er-Rıza, Muhammed b. Ali Cevad, Ali b. Muhammed Hâdî, Hasan b. Ali Askerî ve Hz. Mehdi (a.s.).
Rivayette Resulullah’ın özellikle İmam Muhammed Bâkır hakkında Cabir’e şöyle buyurduğu aktarılır:
“Ey Cabir! Sen onu göreceksin. Onunla karşılaştığında kendisine benden selam söyle.”
Aynı rivayette on ikinci imamın uzun süre gözlerden gizleneceği ve gaybetinin uzaması nedeniyle bazı insanların onun imameti konusunda şüpheye düşeceği de bildirilmektedir.
Bu rivayet Şiî hadis literatüründe oldukça önemlidir. Şeyh Sadûk’un Kemâlü’d-Dîn ve Temâmü’n-Ni‘me adlı eserinde ve Tefsîr-i Sâfî gibi kaynaklarda nakledilmiştir.
Cabir’den ayrıca “Levh Hadisi” diye tanınan ve Hz. Fatıma’nın (s.a.) yanında bulunduğu bildirilen levhada on iki imamın isimlerinin zikredildiğine dair rivayetler de aktarılmıştır. Bu rivayetlerin örnekleri Uyûn-u Ahbâri’r-Rızâ, Bihârü’l-Envâr ve Kemâlü’d-Dîn gibi Şiî kaynaklarında bulunmaktadır.
Dolayısıyla Cabir b. Abdullah’ın şahsiyeti, Şiî hadis geleneğinde yalnızca bir sahabe olarak değil, imametin Hz. Peygamber’den sonraki silsilesini aktaran başlıca ravilerden biri olarak da önem taşımaktadır.
Muaviye’nin Hediyesini Reddetmesi
Cabir’in Ehl-i Beyt’e olan bağlılığı, dönemin siyasî otoriteleri karşısındaki tavrında da açıkça görülmektedir.
Rivayete göre Cabir bir ihtiyacını gidermek amacıyla Şam’a gitmiş ve Muaviye ile görüşmek istemişti. Muaviye, Cabir’in Hz. Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine olan yakınlığını bildiğinden onu bir süre bekletti.
Cabir huzuruna çıktığında ona Hz. Peygamber’den şu anlamdaki hadisi hatırlattı:
“Kim ihtiyaç sahiplerinin kendisine ulaşmasına engel olur ve onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmezse Allah da ihtiyaç ve sıkıntı gününde onu rahmetinden uzak tutar.”
Bunun üzerine Muaviye, Resulullah’tan kendisinin de yöneticilerin zulümleri karşısında sabredilmesi gerektiğine dair bir söz işittiğini söyledi.
Cabir:
“Doğru söyledin; unuttuğumu bana hatırlattın.”
diyerek saraydan ayrıldı.
Muaviye daha sonra ona altı yüz dinar gönderdi. Ancak Cabir parayı kabul etmedi ve geri gönderdi. Rivayete göre elçiye de Muaviye’ye iletmesi için şu sert cevabı verdi:
“Ey ciğer yiyen kadının oğlu! Ben senin amel defterine bir iyiliğin yazılmasına vesile olmayacağım.”
Bu hadise Kâmûsü’r-Ricâl’de nakledilmektedir.
Cabir’in bu tavrı, onun siyasî otorite karşısındaki bağımsızlığının ve Ehl-i Beyt’e muhalif gördüğü iktidarla arasına koyduğu mesafenin dikkat çekici örneklerinden biridir.
Resulullah’ın Selamını İmam Bâkır’a Ulaştırması
Cabir’in hayatındaki en dikkat çekici hadiselerden biri, Hz. Peygamber’in selamını yıllar sonra İmam Muhammed Bâkır’a (a.s.) ulaştırmasıdır.
İmam Bâkır’dan (a.s.) nakledildiğine göre gözleri artık görmeyen Cabir’i ziyarete gitmiş ve ona selam vermişti.
Cabir:
“Sen kimsin?”
diye sordu.
İmam: