28 Safer, Allah’ın kulları arasından seçtiği son elçisi, canlı Kur’an ve yaratılmışların en değerlisi Hz. Muhammed’in (s.a.a) vefat yıldönümüdür. Bu büyük musibet ve acı matem münasebetiyle başta İmam-ı Zaman Hz. Mehdi (a.f), Ehlibeyt mektebinin takipçileri ve bütün İslam ümmeti olmak üzere tüm müminlere başsağlığı diliyoruz.
Selam olsun sana ey güzelliklerin elçisi!
Selam olsun sana ey yeryüzünün semavî misafiri!
İnsanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak, hakikatle tanıştırmak ve onları insanî kemalin en yüce mertebelerine ulaştırmak için gönderilen kutlu Nebi!
Senin ayrılığınla yer ve gök mateme büründü; gönüller hüzünle doldu, ümmetin karalar bağladı. Çünkü insanlık yalnızca bir peygamberi değil, rahmetin, merhametin, hikmetin ve ilahî hidayetin yeryüzündeki en büyük temsilcisini kaybetmişti.
Kur’an-ı Kerim’in de açıkça bildirdiği üzere Hz. Muhammed (s.a.a), insanların arasından seçilmiş bir peygamberdi. Diğer insanlar gibi dünyaya gelmiş, yaşamış ve ilahî takdir ulaştığında Rabbine kavuşacaktı. Nitekim Allah Resulü (s.a.a), vefatından önce çeşitli vesilelerle ümmetini yaklaşmakta olan ayrılığa hazırlamıştı.
Veda Haccı’nda, hac dönüşünde Gadir-i Hum’da ve Medine’de ashabıyla birlikte bulunduğu günlerde, yakında aralarından ayrılacağını defalarca dile getirdi.
Vefatına yaklaşık bir ay kala şöyle buyurdu:
“Aranızdan ayrılmam ve Yüce Allah’ın huzuruna varmam yaklaşmıştır. Ben de Allah’ın davetine icabet edeceğim. Fakat size iki ağır ve değerli emanet bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve Ehlibeyt’im. Her şeyi bilen Allah bana bildirdi ki bu ikisi, Kevser Havuzu’nun başında bana ulaşıncaya kadar birbirinden asla ayrılmayacaktır. Öyleyse benden sonra bu iki emanete nasıl davranacağınıza dikkat edin.”
Veda Haccı sırasında hac amellerini ümmetine öğretirken de şöyle buyurdu:
“Hac ibadetlerinizi benden iyice öğrenin. Belki bu yıldan sonra bir daha hac yapamayacağım ve beni burada bir daha göremeyeceksiniz.”
“Benden Önce Hangi Peygamber Ölümsüz Kaldı?”
Bir gün Allah Resulü’ne (s.a.a), insanların onun yaklaşan vefatından dolayı büyük bir üzüntü ve endişe içerisinde oldukları arz edildi.
Bunun üzerine Resulullah (s.a.a), Fazl b. Abbas ve Hz. Ali b. Ebu Talib’e (a.s) yaslanarak mescide geldi. Allah’a hamd ve senada bulunduktan sonra halka şöyle hitap etti:
“Bana, öleceğim için endişeli ve üzgün olduğunuz haber verildi. Benden önce hangi peygamber dünyada ebedî kaldı ki ben de ebedî kalayım? Biliniz ki ben Allah’ın rahmetine kavuşacağım; sizler de bir gün O’nun huzuruna varacaksınız.”
Allah Resulü (s.a.a), başka bir gün Hz. Ali’nin (a.s) ve bir grup sahabenin yardımıyla Baki Mezarlığı’na gitti. Orada medfun bulunan müminler için Allah’tan mağfiret diledi. Ardından Hz. Ali’ye (a.s) dönerek şöyle buyurdu:
“Bana dünyada ebedî kalmak ile Allah’a kavuşmak arasında seçim yapmam teklif edildi. Ben ise Allah’a kavuşmayı ve O’nun cennetinde bulunmayı tercih ettim.”
Son Uyarı: Kur’an ve Ehlibeyt
Vefatından birkaç gün önce, sabah namazını kıldırdıktan sonra ümmetine şu önemli uyarıda bulundu:
“Ey insanlar! Fitne ateşleri alevlenmiş, gecenin karanlık dalgaları gibi üzerinize doğru gelmektedir. Kıyamet günü ben sizden önce Kevser Havuzu’nun başına ulaşacağım, sizler de orada bana geleceksiniz.
O gün size, aranızda bıraktığım iki ağır emaneti, Kur’an’ı ve Ehlibeyt’imi soracağım. Her şeyi bilen Allah bana bildirdi ki bu ikisi kıyamete kadar birbirinden ayrılmayacaktır.
Öyleyse benden sonra onlara nasıl davranacağınıza dikkat edin. Onların önüne geçmeyin; yoksa dağılıp parçalanırsınız. Onlardan geri kalıp haklarında kusur da etmeyin; yoksa helak olursunuz.”
Bu konuşmanın ardından Allah Resulü (s.a.a), gözyaşları içerisinde kendisini uğurlayan insanların arasından evine döndü.
Hz. Ali’ye (a.s), vefatından sonra kendisine gusül vermesini, kefenlemesini ve cenaze namazını kıldırmasını vasiyet etti.
Hz. Ali (a.s), büyük bir hüzün içerisinde:
“Ya Resulallah! Ben buna nasıl dayanabilirim?” dedi.