Köşe Yazıları

Erbain: Bir Yürüyüşten Daha Fazlası | Kadir Akaras

07 August 2026 8 dk okuma 2 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 2

Bazı yollar vardır; ayaklarla değil, yürekle yürünür.

 Bazı yolculuklar vardır; bir şehre değil, insanın kendi vicdanına çıkar.

 Ve bazı isimler vardır ki, üzerinden asırlar geçse de, bütün insanlığın ortak hafızasında yaşamaya devam eder.

 Hüseyin işte böyle bir isimdir.

 Kerbelâ'nın üzerinden on dört asır geçti. Kumlar değişti, şehirler büyüdü, imparatorluklar kuruldu ve yıkıldı. Nice zalimler tarihin karanlık sayfalarında kayboldu. Fakat Kerbelâ'nın çölünde yükselen o ses hâlâ duyuluyor:

 "Zillet bizden uzaktır."

 Çünkü Kerbelâ hak ile bâtılın, adalet ile zorbalığın, onur ile teslimiyetin birbirine baktığı en büyük aynalardan biriydi. O aynaya bakan herkes, aslında kendi vicdanını görür.

 İmam Hüseyin'in kıyamı, tarihin belli bir dönemine ait siyasî bir hadise olarak okunamaz. O kıyam, insanın zalim karşısındaki duruşunun adıdır. Hangi çağda yaşanırsa yaşansın, hangi coğrafyada olursa olsun, zulüm aynı karanlığı taşır; Hüseyin ise aynı aydınlığı...

 İmam Hüseyin'in kıyamı, zulme karşı verilen en büyük ahlâk derslerinden biridir. O, sadece kendi çağının zalimine karşı ayağa kalkmadı; kıyamıyla bütün çağların zalimlerine meydan okudu. Bu yüzden Kerbelâ'nın mesajı eskimez. Çünkü zulüm eskimez; adalet ihtiyacı da...

 İşte Erbain yürüyüşü, bu hakikatin canlı hafızasıdır.

 Her yıl milyonlarca insan hiçbir zorunluluk olmadan yüzlerce kilometre yürüyorsa, burada açıklanması gereken şey yorgunluk değil, sevgidir.

 Çünkü sevgi yürütür.

 İnanç yürütür.

 Vefa yürütür.

 Hakikat yürütür.

 Yol boyunca yaşanan manzara ise başlı başına bir medeniyet tasavvurudur.

 Evini hiç tanımadığı insanlara açan aileler…

 Elindeki son lokmayı yolcuya ikram eden yaşlılar…

 Günlerce ayakta bekleyerek yalnızca su dağıtmayı ibadet bilen gençler…

 Yorulanın yükünü omuzlayan eller…

 Kaybolanı ailesine ulaştırmaya çalışan çocuklar…

 Bütün bunlar bize şunu söylüyor:

 İnsanlık burada capcanlı yaşamaktadır.

 Modern dünyanın bireyciliği insanı yalnızlaştırırken, Erbain paylaşmanın unutulmuş dilini yeniden öğretiyor.

 Tüketimin kutsandığı çağda ikramı…

 Rekabetin yüceltildiği çağda kardeşliği…

 Çıkarın egemen olduğu çağda fedakârlığı sessizce yeniden inşa ediyor.

 Belki de bu yüzden Erbain, yalnızca Şiî dünyanın değil; zulme karşı onurlu duruşu önemseyen bütün insanların dikkatini çeken evrensel bir vicdan yürüyüşüne dönüşmüştür.

 Çünkü Hüseyin'in adı belirli bir coğrafyanın sınırlarına sığmayacak kadar büyüktür.

 O, mazlumun umudu, zalimin korkusu ve insan vicdanının diri kalabilme ihtimalidir.

 İşte bu yüzden Erbain yalnızca bir matem günü değildir.

 Erbain, hatırlamanın adıdır.

 Unutmamaya verilen sözdür.

 Vicdanın yeniden ayağa kalktığı gündür.

 Bugün dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanın Necef'ten Kerbelâ'ya doğru yürüyüşe geçmesi, sıradan bir toplumsal hareket olarak açıklanamaz. İnsanlık tarihinde benzeri çok az görülen bu büyük buluşma, görünmeyen bir çağrının cevabıdır. Hiçbir davet mektubu gönderilmez. Hiçbir organizasyon milyonlarca insanı tek tek çağırmaz. Fakat her yıl aynı günlerde milyonlarca kalp aynı yöne dönmeye başlar.

 Çünkü bazen çağrıyı kulaklar değil, vicdan duyar.

 Yüzlerce kilometreyi yürüyen yaşlılar…

 Omzunda çocuğunu taşıyan babalar…

 Tekerlekli sandalyesiyle yol alan engelliler…

 Yol boyunca hizmet etmeyi ibadet bilen insanlar…

 Bir tas çorbayı ikram ederken kendisini misafir değil, hizmetkâr sayan gönüllüler…

 Bütün bunlar yalnızca bir yürüyüşün görüntüleri değildir.

 Bunlar, insanlığın hâlâ ölmediğinin işaretleridir.

Önceki Sayfa 1 2 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar