Matem meclislerinin amacına ulaşabilmesi için bazı temel ilkelere riayet edilmesi gerekmektedir. Aksi hâlde bu programlar, asıl hedeflerinden uzaklaşarak sadece duygusal toplantılar hâline dönüşebilir.
10.1. Eğitim Boyutu Öncelikli Olmalıdır
Dini merasimlerin temel amacı dinî bilgiyi öğretmek, Kur'an ve Ehlibeyt'in (a.s.) mesajını açıklamak ve toplumsal sorumluluk bilinci oluşturmaktır. Mersiye ve matem programları bu temel amacın yerine geçmemeli; onu tamamlayan unsurlar olarak görülmelidir.
10.2. Mersiye Yerinde ve Ölçülü Okunmalıdır
Ehlibeyt'in (a.s.) şehadet yıldönümlerinde mersiye okunması ve matem tutulması, Şiî geleneğinin önemli bir parçasıdır. Ancak her toplantının merkezine mersiye yerleştirmek veya doğum merasimleri gibi sevinç günlerinde matem atmosferi oluşturmak, Ehlibeyt'in öğrettiği denge anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
10.3. Aşırılıklardan Kaçınılmalıdır
İslam, matem adına insan bedenine zarar verilmesini, kontrolsüz davranışları ve dinin ruhuna aykırı uygulamaları tasvip etmemektedir. Gerçek matem, bilinçli hüzündür; gösteriş, aşırılık ve ölçüsüzlük değildir.
Ehlibeyt'e duyulan sevgi, onların öğrettiği ahlak ve hikmet çerçevesinde yaşandığında gerçek anlamını kazanır.
10.4. Gözyaşı Bilinçle Bütünleşmelidir
Ehlibeyt mateminde dökülen gözyaşının değeri, onun arkasındaki marifet ve bilinçle doğru orantılıdır. İmam Hüseyin'i (a.s.) tanımadan, onun kıyamının hedeflerini kavramadan yalnızca duygusal etkilenmeyle ağlamak, matemin gerçek gayesini tam olarak gerçekleştirmez.
Bu sebeple matem meclisleri, bilgi, marifet ve bilinç ile gözyaşını birlikte buluşturmalıdır.
Sonuç
İslam'ın sevinç ve hüzün anlayışı, insan fıtratını esas alan dengeli bir dünya görüşüne dayanmaktadır. Ne sürekli ağlamak ne de sürekli gülmek İslam'ın hedeflediği ideal insan modelini temsil eder. Önemli olan, her duygunun Allah'ın rızasına uygun bir amaç doğrultusunda ve ölçülü biçimde yaşanmasıdır.
Bu çerçevede ağlamak, Allah korkusundan, günahlara pişmanlıktan ve Ehlibeyt'e (a.s.) duyulan sevgi ile onların davasına bağlılıktan kaynaklandığında büyük bir ibadet değerine sahiptir. Aynı şekilde gülmek de insanı Allah'tan uzaklaştırmadığı, günaha sevk etmediği ve hikmet sınırları içerisinde kaldığı sürece İslam'ın teşvik ettiği fıtrî bir davranıştır.
Ehlibeyt matem merasimleri ise yalnızca hüzün meclisleri değildir. Bu meclisler; marifetin öğretildiği, velayet bilincinin güçlendirildiği, toplumsal dayanışmanın pekiştirildiği ve Kerbelâ mesajının nesilden nesile aktarıldığı büyük eğitim kurumlarıdır. Bu yönüyle matem, geçmişi anmanın ötesinde bugünü inşa eden ve geleceğe yön veren dinamik bir bilinç hareketidir.
Dolayısıyla İslam'ın hedeflediği hayat anlayışı, sevinç ile hüznü birbirinin alternatifi olarak görmek değil; her iki duyguyu da insanın manevî olgunlaşmasına hizmet eden ilahî nimetler olarak değerlendirmektir. Mümin, günlük hayatında güler yüzlü, umutlu ve huzurlu bir kişiliğe sahip olurken; Allah'ın huzurunda tevazu gösteren, mazlumların acısıyla hüzünlenen ve Ehlibeyt'in (a.s.) davasını kendi davası bilen bilinçli bir kul olmayı hedefler.
İşte bu denge, Kur'an'ın ve Ehlibeyt mektebinin insana kazandırmak istediği en önemli ahlâkî ve manevî ilkelerden biridir.