İslam'da Sevinç ve Hüzün Dengesi: Ağlamak, Gülmek ve Matem Merasimlerinin Hikmeti
Çeviri: Yusuf Tazegün
Giriş
İslam'ın toplumsal hayatında önemli bir yere sahip olan dini merasimler, özellikle de Ehlibeyt'in (a.s) şehadet yıldönümlerinde düzenlenen matem programları, zaman zaman bazı kimselerin zihninde çeşitli soru işaretlerinin oluşmasına neden olmaktadır. Bu soruların başında, İslam'ın neden ağırlıklı olarak hüzün ve gözyaşını teşvik ettiği, buna karşılık sevinç ve gülmeye yeterince yer vermediği yönündeki iddia gelmektedir. Hatta bazıları, insan psikolojisinin en önemli ihtiyaçlarından birinin neşe ve mutluluk olduğunu, buna rağmen Müslümanların dini toplantılarının büyük ölçüde mersiyeler, matem programları ve gözyaşı üzerine kurulmasının İslam'ın mutluluğa mesafeli olduğu izlenimini doğurduğunu ileri sürmektedir.
Bu kanaat, ilk bakışta toplumdaki bazı uygulamalardan hareketle makul gibi görünse de İslam'ın temel kaynakları dikkate alındığında gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü İslam ne sürekli ağlamayı ne de sürekli gülmeyi esas almıştır. İlahi öğretiler, insanın duygu dünyasını fıtratına uygun şekilde yönlendirmeyi hedeflemiş; sevinç ve hüznün her birine hayat içerisinde doğal ve hikmetli bir yer vermiştir. Dolayısıyla İslam'ın değerlendirdiği husus, ağlamak veya gülmek değil; bunların hangi sebeple, hangi amaçla ve hangi ölçü içerisinde gerçekleştiğidir.
Bu mesele sağlıklı biçimde ele alınabilmesi için dört temel başlık altında incelenmelidir. İlk olarak, böyle bir düşüncenin ortaya çıkmasına yol açan sebepler tespit edilmelidir. Ardından İslam'ın mutluluk ve hüzne bakışı ortaya konulmalı; daha sonra psikoloji biliminin bu konudaki değerlendirmeleri dikkate alınmalı ve son olarak da ağlamanın ve gülmenin İslam'daki gerçek konumu belirlenmelidir. Ancak bu şekilde dini matem merasimlerinin mahiyeti doğru anlaşılabilir ve toplumda oluşan yanlış algılar giderilebilir.
1. Bu Yanlış Algının Kökeni
Dini merasimlerin yalnızca hüzün ve gözyaşı üzerine kurulduğu düşüncesi, esasen İslam'ın öğretilerinden değil, zaman içerisinde bazı uygulamaların ölçüsünü kaybetmesinden kaynaklanmaktadır. Birçok toplumda dini programlar düzenlenirken matem boyutu, eğitim ve irşad boyutunun önüne geçirilmiş; hatta bazı çevrelerde masum imamların (a.s) doğum yıldönümlerinde dahi ağırlıklı olarak hüzün atmosferi oluşturulmuştur. Böylece zamanla, dinin temel hedefinin insanları sürekli ağlatmak olduğu şeklinde yanlış bir kanaat oluşmuştur.
Bu anlayışı benimseyen kimseler, Allah'a yaklaşmanın en önemli yolunun daima gözyaşı dökmek olduğunu düşünmüşlerdir. Onlara göre insan ne kadar çok ağlarsa o kadar fazla maneviyat kazanacak, ilahi rahmete daha fazla yaklaşacaktır. Bu sebeple mersiye okuyanlar ve meddahlar da görevlerini, dinî hakikatleri öğretmekten çok dinleyicileri ağlatmak olarak görmeye başlamışlardır. Oysa bu yaklaşımın ne Kur'an'da ne de Ehlibeyt'in (a.s) sahih rivayetlerinde mutlak anlamda bir dayanağı bulunmaktadır.
Bunun tam karşısında ise farklı bir aşırılık ortaya çıkmıştır. Bazıları da ağlamayı tamamen olumsuz bir davranış olarak değerlendirmiş, insanın ruh sağlığını bozduğunu ileri sürerek her ortamda eğlenmeyi ve güldürmeyi hedef hâline getirmiştir. Böylece neşe, ölçülü bir ruh hâli olmaktan çıkıp hayatın tek amacı hâline dönüşmüş; hatta bazen günah sayılan davranışlar bile insanları eğlendirmek adına meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.
Birinci grup hayatındaki bütün neşe unsurlarını ortadan kaldırırken, ikinci grup hayatın sorumluluklarını unutarak eğlenceyi merkeze yerleştirmiştir. Sonuç olarak dışarıdan bakanlar da bu iki uç yaklaşımı İslam'ın kendisi zannetmiş; dini ya tamamen matem dini ya da tamamen eğlence dini olarak değerlendirme yanılgısına düşmüşlerdir.
Hâlbuki İslam'ın benimsediği yol bunların hiçbirisi değildir. Kur'an'ın ve Ehlibeyt mektebinin öğrettiği yöntem itidal, yani orta yoldur. İnsan gerektiğinde sevinmesini, gerektiğinde üzülmesini bilmeli; her duyguyu yerinde ve hikmetine uygun biçimde yaşamalıdır. Sürekli hüzün kadar sürekli eğlence de insanı hakikatten uzaklaştırmaktadır. Bu sebeple İslam, duyguları yok etmeyi değil; onları ilahi hedefler doğrultusunda eğitmeyi amaçlamaktadır.