Maneviyat

 Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî

13 November 2025 34 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 1 / 8

 Büyük müfessir, amel ehli, ilâhî bir bilge ve arif Ayetullah Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî’nin Hayatı 

 

“O, hikmeti dilediğine verir. Ve kendisine hikmet verilmiş olana çok büyük bir hayır verilmiş demektir.”

Bakara / 269

  

Giriş

Büyük bir müfessir, eşsiz bir düşünür ve mahir bir filozof olan Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî hiç şüphesiz çağdaş İslam dünyasının öncülerinden ve entelektüel seçkinlerinden biri olarak bilinmektedir. Onlarca yıllık çalışma, öğretim, araştırma ve yazarlıkla beraber nice öğrenciler yetiştirerek İslam ilimlerinin ufkunu genişletmiş ve kapasitesinin gücünü ortaya koymuştur.

Bu büyük filozof, oldukça kıymetli el-Mizân tefsirini yazarak Kur''an-ı Kerim''in tefsiri alanında da yeni bir sayfa açmıştır. İşte bu tefsirin kapsayıcılığı ve yöntemi birçok araştırmacının kendilerinin bu alanda ne kadar eksik olduklarını görmesini sağlamıştır. Aslına bakacak olunursa el-Mizân tefsiri, tefsir tarihinde bir dönüm noktası olarak da kabul görür; çünkü el-Mizân’da çeşitli birçok ilmî meselenin farklı boyutlarda incelendiği göze çarpmaktadır.

Allâme Tabâtabâî vahiy öğretilerini ve delilleri yerinde kullanarak, irfan ve Kur''an arasında bağlantı kurarak yeni bir İslam felsefesi akımı oluşturmayı başarmış; bu şekilde rakip ve gayr-i İslâmî felsefî akımlar karşısında ön plana güzelce çıkmıştı. Bu nedenle, Allâme’nin bu metodunu kesinlikle modern çağda İslâmî hikmetin dirilişi olarak adlandırabiliriz. İslâmî hikmet ve aklî ilimlerin cevherini ortaya çıkarmasıyla bu büyük cazibeyi billurlaştırmayı bilmiş; düşünürleri ve oryantalistleri kendi etrafına çekmek, sahih İslam öğretilerini akılcı bir anlatımla, ilâhî bir mizaçla, dersler, tartışmalar ve fikir alışverişleri düzenleyerek anlatmış, yaymış ve teşvik etmiştir. Çok sayıda öğrencinin eğitim ve öğretimi Allâme Tabâtabâî’nin ciddi ve özverili çalışmalarındandır. Hatta bu öğrencilerin birçoğu bugün ilim havzaları ve üniversitelerin ana çarklarını oluşturmakta, İslâmî ve insanî bilimlerin akışına öncülük etmektedir. Tüm bunların yanı sıra ilim peşinde koşanların önüne yaratıcılığın ve yeniliğin bulunabileceği onlarca eser ve kabul edilebilir kaynaklar sunmuştur.

Şüphesiz bu büyük âlim ve müfessirin ilmî ve ahlâkî niteliğinin, sarsılmaz bilgisinin, teşebbüslerinin, yeniliklerinin, hizmetlerinin, eserlerinin ve ileri düşüncelerinin bilinmesi; İslam dünyasının ve İslâmî İran’ın büyük âlim ve aydınlarının tanıtılmasında etkili ve yerinde bir ölçü olacaktır.

 

Doğum

Allâme Seyyid Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, hicrî kamerî 29 Zilhicce 1321 (milâdî 17 Mart 1903 / şemsî 26 İsfend 1281) perşembe günü her zaman dindarlığı, bilgisi ve zarafeti ile tanınan ünlü seyyid ailelerinden birisi olan soylu ‘Tabâtabâî’ ailesinde Tebriz''de dünyaya geldi. Babası onun adını Seyyid Muhammed Hüseyin koydu. Doğumu Meşrutiyet Hareketi’ne rastlar; Azerbaycan ve özellikle Tebriz şehri o dönemde oldukça etkili ve önemli bir siyasî merkez olarak kabul edilirdi. Seyyid Muhammed Hüseyin, beş yaşında annesini, dokuz yaşında da babasını kaybetmiş ve küçük erkek kardeşiyle birlikte; Seyyid Muhammed Hasan Bey yani babasının vasisinin vesayeti altına girmişlerdir. Allâme''nin kendisi bu dönem hakkında şöyle yazar:

“1903 yılında Tebriz''de âlim bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Annemi beş yaşında, babamı da dokuz yaşında kaybettim. Her insan hayatında acı ve tatlı şeylerle karşılaşır. Ben ise hayatımın büyük bir dönemini yetim olarak geçirdim ve bir yetimin acısını tüm kalbimle hissedip idrak ettim.”[1]

 

Eğitim

Seyyid Muhammed Hüseyin ilkokul eğitimine 1911 senesinde yani 8-9 yaşlarından itibaren başladı ve 1917 yılına kadar Kur''an-ı Kerim, Sadî-i Şîrâzî’nin Gülistân ve Bustân, Nisâbü''s-sıbyân, Tarih-i Mu’cem ve o dönemin diğer yaygın kitaplarını okudu.

Allâme konuyla ilgili şunları yazmıştır:

“Babamın vefatından kısa bir süre sonra mektebe, daha sonra da bir okula gönderildik ve nihayetinde eve gelen özel bir muallimin eline emanet edildik. İşte bu sayede Farsça ve ilkokul eğitimi ile meşgul olmaya başladık. Bu neredeyse altı yıl sürdü. O günlerde ilkokullar için belirli bir müfredat ve eğitim programı yoktu.

Çok net hatırlıyorum; 1911 ile 1917 yılları arasında, eğitimle meşgul olduğum zamanlarda, genellikle her şeyden önce okutulan Kur''an-ı Kerim''i ve Sadî-i Şîrâzî’nin Gülistân ve Bustân’ını, Nisâb’ı, Ahlâk-ı Mûsavver’i, Enver-i Süheylî’yi, Tarih-i Mû’cem’i, Mûnşiât-ı Emir Nizâm’ı ve İrşâdû’l Hisâb’ı okuyup bitirmiştim.”[2]

 

Önceki Sayfa 1 2 3 Sonraki Sayfa

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar